Bir oturuşta izlemeye zırnık müsait olmayan 8 aslında iyi tv dizisi

Bir oturuşta izlemeye zırnık müsait olmayan 8 aslında iyi tv dizisi
Bir oturuşta izlemeye zırnık müsait olmayan 8 aslında iyi tv dizisi
Bu diziler teker teker, hafta hafta, sakin sakin izleyince baya sağlamlar. Ama bir oturuşta izleyince afakan bastırtıyorlar!
Haber: Yiğitcan Erdoğan / Arşivi

Hatırlarsınız, bir aralar bir oturuşta izlenmeye müsait dizileri yazmıştık sizler için. Burada kastımız, ecnebinin "binge-watch" dediği aktiviteydi. Tek bir oturuşta, bir lokmada yutulmaya müsait, bir bölümün bir sonrakini açtırttığı; ya sürükleyici ya da tüketimi kolay olan dizileri derlemiştik. Şimdi bunun biraz ters tarafındayız. Fark ettik ki, dizilerin üç kategorileri var. Biri, zaten "berbat" dediğimiz, biraz daha kaba olanlarımızın hakkında sinkaflı konuştuğu, olmamış diziler. Biri, sürükleyiciliğiyle, gazıyla, kalitesiyle kendini bir oturuşta en az on kere izleten işler. Bir de ortada olanlar.

Biz işte bunlara baktık bugün . Bu dizileri tek tek, ara ara, sindire sindire izlerseniz baya iyiler. Hatta içlerinden bir bölümü efsane de sayılabilirler. Ama bir oturuşta izlemeye müsait değiller bir veya öteki sebepten. İşte o bir ya da öteki sebeplerle birlikte, buyurun, bir oturuşta izlenmeyecek diziler!

 


Archer

Archer baya komik bir dizi. Akılda kalıcı esprileri var, görsel tarzı zaten muhteşem, senaryosu yer yer resmen parıldıyor. Üstelik pek çok animasyon dizi gibi her bölüm sonunda resetlemediği, eski hikaye ögelerini kararlı bir biçimde ileriye taşıdığı için uzun vadede gideri de var. Ama işte bir oturuşta izlemeye kalktığınız zaman, baya darlanıyorsunuz. Archer kasten sinir bozucu olarak mizah ekmeğini çıkartma yoluna başvuruyor bazen. Tüm dizi hödük gibi davranıp karşılığını alamayan karakterlerle dolu. Bir bölüm, iki bölüm için bu komik. Ama üst üste beşinci bölümde ekrana terlik fırlatma ihtiyacı yaratabiliyor.

 


Frasier

Frasier'ı ne kadar övsem az. Gerçekten. Yayınlandığı dönem içerisinde hem başrolü Kelsey Grammer'a, hem de dizinin yazar, yönetmen ve yapımcılarına kazandırdığı ödüller haybeye değil; emin olun. Yalnız ortada şöyle bir problem var. Diziyi üst üste izlediğiniz zaman bazı mizah unsurları göze çok batar bir şekilde tekrar etmeye başlıyor. Özellikle sezonlarda ilerledikçe, Frasier yazarlarının bir noktada resmen tembelleştiğini fark ediyorsunuz. Zaten Netflix yok, kimse bunu art arda izlemeyecek diye beş bölüm arayla aynı espriyi kullanmak 21. yüzyılda maalesef hoş değil.

 


Gilmore Girls

Hayatımın en karanlık dönemi falandı herhalde bu diziye saplandığım iki haftalık periyot. Kötü bağımlılıklarım hiç olmadığı için bir benzeşme kuramıyorum açıkçası, ama kendimi içinden çıkamadığım bir batakta gibi hissetmiştim. Bir yandan, Gilmore Girls iyi bir diziydi ve özellikle Lorelei muhtemelen TV tarihinin en sempatik karakterlerinden biriydi. Ama öte yandan, dizi özellikle altıncı sezonun başında gerçekten saçma sapan kararlar almaya ve etrafa giderek dayanılmazlaşmakta olan bir drama örmeye başlıyor. Bu da boğuyor, afakan bastırtıyor. En iyisi gıdım gıdım izlemek.

 


Six Feet Under

Bakın, çok açık söylüyorum. Six Feet Under gelmiş geçmiş en iyi dizilerden biri. Komik, zeki, dokunaklı, unutulmaz, kafa açıcı, duygusal ve gerçek. Birçok sıfat söylendi Alan Ball'ın cenaze levazımatçılarını anlatan dizisiyle ilgili, bir çoğu daha söylenebilir. Ama ortada bir gerçek var. Bu dizi ağır. Bu dizi kafa çalıştırtıyor. Sizin beyninizin ucundaki küçük anahtarı çevirip, motorları sizin rızanız olmadan başlatıyor. Ve bu hiç art arda bölüm izlemelik bir takvime uygun değil, zira insanda gerçekten bir raddeden sonra çalışacak bir kafa kalmıyor.

 

That 70s Show

Bazı sitcomlar var ki, gerçekten tekrar tekrar ve üst üste izlenmeye çılgıncasına müsaitler. Friends öyle mesela, Seinfeld öyle, How I Met Your Mother'ın ilk üç sezonu da öyle. Ama bazı sitcomlar, gerçekten sadece arada yemek yerken izlenmek için yaratılmışlar. That 70s Show işte tam o aralıkta. Dizi sizin ilginizi on bölüm üst üste tutacak kadar yenilikçi, zeki ya da ekstra komik değil. Ama arada izlediğinizde eğlence saçan Red gibi, Kitty gibi, Hyde gibi sürpriz karakterleri var. O yüzden uzadıkça sıkan, kıza dozlarda baya eğlenceli olan bir dizi kendisi.

 


The Leftovers

Aman Yarabbim. Ben hayatımda The Leftovers dışında hiçbir diziyi üzerime öküz yavrusu çökmüş hissiyatından bunaldığım için bırakmamıştım daha önce. Ama işte o çok övdüğümüz "soft" kıyamet hissi o kadar elle tutulur, o kadar bıçakla kesilir ölçüde gerçek ki; hiç kalkışmamış olmamıza rağmen Damon Lindelof'un bu harika işinin üst üste izlenirse bırakın afakanı, üzerinize kasırga çökerteceğinden yüzde yüz eminiz. Bir bölüm izleyip, üzerinizdeki etkisini bir hafta boyunca atmaya çalışın, bir sonraki bölüme ondan sonra tekrar kalkışın.

 


True Blood

Aslında True Blood kağıt üzerinde üst üste izlemeye çok müsait bir işmiş gibi duruyor. Neticede komedi ile drama arasında bir yerde bulunan, ikisini de yaparken çok taviz vermeyen, üstelik de her iki cinsiyet için baya seksi bir seyirlik sunan True Blood iyi bir dizi, iyi olurken de aynı zamanda üst üste izlenebilirlik doğrularını yerine getiriyor. Ama işte sorun şu ki, biraz urgan gibi kendisi. Çok yüklendikçe incelmeye başlıyor, inceldikçe bazı ipler kopuyor, en sonunda da siz öteki tarafa doğru uçarken buluyorsunuz kendinizi. Ara ara sevmek en iyisi.

 


Veronica Mars

Bilmiyorum hiç yanınızda "binge-watch" edildi mi? Benim edildi. Mevzubahis dizi de bizlere Kristen Bell'i bahşeden Veronica Mars'tı. Ben de hâliyle ikinci elden iştirak etmiş oldum bu sürece. Ve çok açık bir şey söyleyebilirim, Veronica Mars iyi bir dizi, ama sizi her bölüm şaşırtacak, böylelikle her saatinde yeni bir tecrübe yaşatıp ilginizi hayatta tutacak kadar iyi değil. Ama işte berbat olmadığı için, arada parladığı için devam da etmeden edemiyorsunuz. Bence edin. Yani devam etmeden edin. Devam etmeyin yani. Bilemedim, arkadaşlar, dostlar, yani işte ayarında kullanın şu diziyi!