Cosplayer Röportajları: "Ben canlandırdığım karakterim ve karakterim hiç bir şeyden korkmuyor"

Cosplayer Röportajları: "Ben canlandırdığım karakterim ve karakterim hiç bir şeyden korkmuyor"
Cosplayer Röportajları: "Ben canlandırdığım karakterim ve karakterim hiç bir şeyden korkmuyor"
Türkiye'de son beş yıldır adım adım büyüyen, çok emek isteyen, meraklılarının tutkuyla başladıkları, kolay kolay da bırakamadıkları bir hobiye bakıyoruz. Cosplayer'lar, sevdikleri ve sevilen hayali karakterleri fiziksel olarak ortaya koyuyorlar, bol bol da alın teriyle. Spellfair ekibi ile birlikte bu hobiye emek veren isimleri sizlerle tanıştırmak için bir seri röportaj yayınlayacağız.
Haber: Spellfair / Arşivi

İlk röportajımız Iraz Nükte Alp ile. Facebook üzerinde “Kitai no Cosplay” adı ile faaliyetlerini sürdürüyor… Öte yandan sevdiği animelerdeki karakterleri ‘şiplemek’ konusunda heyecanlı, arkeolog olmak için sınavlara hazırlanıyor, kesinlikle 95’li, part-time çalışıyor ve son derece zahmetli bu hobiye vakit ve emek harcıyor.

Iraz’la Kadıköy’de buluşuyoruz, ‘kostümlü’ olmadığı zaman da kalabalık içerisinden sıyrılacak kıyafetler seçmek belki de huyu olmuş, o yüzden buluşmak zor olmuyor. Röportaj yapacağımız yere otururken hızlı hızlı konuşmaya başlıyor bile, yerinde duramaz bir hali var. Teknik bir sıkıntı yüzünden ikinci röportajımız bu üstelik, bu sefer daha da heyecanlı gibi. Yol üzerinde e-spor konusu açılıyor, ligdeki son durumdan, Türk takımlarının profesyonelliğinden ve eksikliğinden o kadar hızlı ve net bahsediyor ki, e-spor ile alakasız arkadaşlar “Ne diyor?” gibisinden bir bakış atıyor, e-spor meraklıları ise son maçları değerlendirmeye girmiş bile… Oturuyoruz mekana.

“İnsan bu hobiyi yaparken fiziksel yaralanmalara alışıyor!”

Yıl olmuş 2015, ‘Cosplay nedir?’ gibi soruları doğrudan es geçiyoruz, zaten ekibimizde cosplay yapanlar var, okurlarımız görsellerimizden görecekler. Cosplay’in görsel olarak harika olmasına rağmen zahmetli olduğunu çok duyuyoruz. “Neden cosplay yapar insanlar?” diye soruyoruz başta. Karşılaştığımızdan beri ilk kez bir duraksıyor, röportaj gerginliği geldi üstüne, doğru cevap vermek istiyor ama hobiyi de yanlış anlatmak istemiyor gibi…

Sevdiğin bir karaktere dönüşmek, bazılarımız için ilgi görmek, hayranlık duyulan bir karaktere hem kendin, hem başkaları için hayat vermek…” Iraz da 80 sonlarından sonra doğan, internet kültürü, dizi-film, oyun üçgeninde büyüyen her genç gibi, kesinlikle bir geek. “Çoğumuz bu karakterleri severek, onlarla özdeşleşerek büyüyoruz. Bir yandan da gurur verici bir şey. Bir karakteri gerçekleştirmeye karar veriyorsun ve yoktan ortaya bir şey çıkartıyorsun. Tümüyle kendi emeğin ile ortaya çıkarttığın bir eseri üstünde taşımak, bu kostüm ile ölümsüz ve kalıcı bir şey yaratmak, bu yoldaki bütün zorlukların üstünde bir keyif.

Kısa bir duraksamadan sonra daha önemli bir cümle geliyor. “Bunun keyfini bir kere tattıktan sonra bırakması zor, yoksa bıracak olsa çok cosplayer bırakırdı bu hobiyi.

Hobisinden bahsederken gözleri parlayan Iraz’a bunun nedenini soruyoruz. Elinin üzerindeki bir yanık izini gösteriyor. “Bu hobiyi yaparken insan bir kere fiziksel olarak yaralanmaya alışıyor! Gerçekten! Kostümlerimi ortaya çıkartana kadar kaç kere dikiş makinesi ile kendimi deldim, kaç kere silikon tabancası ile elimi yaktım, lenslerim gözümü tahriş etti diye işe gidemediğim günler oldu, gözlerimi sayısız defa zedeledim, maket bıçağıyla kendimi yaraladım yine defalarca… ” Bu noktada elindeki başka bir yarayı gösteriyor. “Artık dikiş makinem ile kavga ettiğim bir noktaya geldim. ‘İki kumaşı bir arada tutturamıyorsan ne işe yarıyorsun?’ diye çemkiriyorum, o da elimi deliyor… Anlaşıyoruz bir şekilde.

 (fotoğraf: Mehmet Payaşlıoğlu)

Sonrasını daha genç okurlar anında anlayacak ama belli bir yaş üzeri için anlatması zor, son derece ‘anime’ ile ‘emoji’ arası bir yüz ifadesi yapıyor Iraz. Sıkıntı ile karışık boşverme duygusunu verir gibi, ama bizim ülkeye ait bir yüz ifadesi değil, çok belli. “Bir de internet insanları var. Genç çocuklar çoğunlukla, yaptığın, ortaya koyduğun şeyi yanında da seni aşağılamayı eğlenceli buluyorlar. “Neden” diye sorunca “Şaka yapıyorum, trollük işte” diyorlar… Bir de yazdığı şeylerden kostüm işinden, makyaj işinden, tasarımdan hiç anlamadığı belli ‘uzmanlar’ var.” İçerik üreten ve herhangi bir iş yapan her insan gibi Iraz da ‘internet zalimliği’ konusunda dertli. Ekliyor: “Bir de seninle birlikte bu hobiyi yapan herkes çok sevimli insanlar değil…

Daha başlarda sıkıntılar gündeme gelince inatla neden devam ettiğini soruyoruz. Acaba bu işten maddi bir çıkarı var mı? “Her zaman yok, ama bir kaç kere para kazandığım da oldu.” diyor. Oyun şirketlerinin lansman ve tanıtımlarında çalışmış. Burada da bir sıkıntı var; “Bazı şirketler insanı hobisinden soğutabiliyor. Normalde bir karakteri canlandırırken bunu heyecanla, tutkuyla, el emeği ile yapıyorsun. Bazı oyun lansmanlarından sonra hazırladığım kostümü çıkartıp çöpe atasım oldu. Aldığın bütçeyi kostüme harcıyorsun, bir de gündelikçi fiyatları ile yapıyorsun... Üstüne de severek yapmana imkan verilmeyince burnundan geliyor.

“Bir kahramanın sadece el emeği ile gerçek hale gelmesi, o kadar tatmin edici bir şey ki!”

Aslında yüz ifadesinden Iraz’ın tam sıkıntısının bütçe konusu olmadığı belli. Konuyu deşiyoruz hemen, zorla yapmıyor bu işi, bütçesi iyi değilse neden devam ediyor? Geeklerde gördüğümüzde çok iyi tanıdığımız bir yüz ifadesi oluyor bu noktada, “hobisini yanlış anlatmaktan korkan geek bakışı” dediğimiz bakış bu. “Aslında şunu doğru anlatmam lazım, işin kostüm hazırlama kısmı, işçiliği, dikişi, kostüm ve dekor detaylarının hazırlanması, olmayan bir kahramanın gerçek haline getirilmesi, o kadar tatmin edici bir şey ki. Bu üretme hissi insanı devam ettiriyor. İşe hobi olarak devam etmek isteyen herkes, bir getirisi olsa da, olmasa da bunu yapmaya devam edecek.” Sonra ekliyor “Bir yandan da hayat... Ev arkadaşım ve ben ailemizden destek almadan idare ediyoruz, o da cosplayer. Ailesinden çekindiği için ismini vermiyorum. Aynı ay ikimiz de bir kaç ek iş bulursak rahat ediyoruz.” Ev arkadaşı konusunu biraz daha kurcalıyoruz ama o başka bir röportajın konusu olacak.

Bütün bu konuşmalar sırasında Iraz’ın cosplay konusunda çok tutku ve heyecanlı olduğunu, hatta normal hiperaktif yapısından bir tık daha heyecanlı olduğu belli. Neden bu kadar önemli bu hobi onun için? Para için yapmıyor, kan ter içinde çalışıyor, uykusuz kalıyor, malzemelere masraf ediyor… Çok güzel bir hikaye çıkıyor arkasından.

Benim için cosplay, insanlarla tanışmaktan korkmayı bırakmamı temsil ediyor.” diye başlıyor. Daha ne söyleyebilir? Yine de devamı geliyor.

Cosplay’e başlama niyetim yoktu. Kedi kulağı almak için gittiğim etkinlikte bir anda bir sürü yeni insanla tanıştım, yaptıkları işler çok ilginçti. Dünyada da bu işi çok iyi yapan örnekler var, onların anlattıklarından ve örneklerinden ilham alıp, ben de başladım… Bu işe vakit ayırıp, tutkuyla yapan hepimiz öğrenciyiz, bazılarımız çalışıyoruz, bir şekilde kazandığımız o bütün para peruklara, lenslere, kostüm detaylarına, malzemelere gidiyor. Kostümlerimizi hazırlayıp etkinliklere gittiğimizde sosyal medyadaki takipçilerimiz ile tanışıyoruz, arkadaşlarımız ile fotoğraf çektiriyoruz, karakterimizin ve rolümüzün hakkını veriyoruz. Gün sonunda yorgun, tükenmiş ama gururlu ve mutlu oluyorsun.

(fotoğraf: Floki Design)

Bir yandan da biz biliyoruz ki cosplay yapan insanlarla ilgili en klasik yorum “İlgi için oralarını buralarını açıyorlar, like için kostüm giyiyorlar” tadında. Bunu da soruyoruz Iraz’a. Hiç tereddüt etmeden, ciddiyetle cevap veriyor: “Etkinliklerde fotoğraflarım çekilmese de, sosyal medya olmasa da, bu hobime devam ederdim.” Cosplay onun için çok farklı bir yerde. Anlatmaya devam ediyor: “Bir sürün şeyin üst üste geldiği, uzun zamandır devam ettiğim voleybolu da bıraktığım bir dönemde başladım cosplay’e. Çok farklı karakterler yaptım, farklı insanlarla tanıştım, sakatlandım, son dakika paniklerim oldu, uykusuz kaldım, gözümü zedeledim, sırtımı yaktım, internetin yine de çemkirmesi ile yüzleştim. Bu kadar çok dramadan ve canlandırdığım bu kadar karakterden sonra kendimi gerçekten dengede hissediyorum.

“Ben canlandırdığım karakterim ve karakterim hiç bir şeyden korkmuyor.”

Cosplay ile denge bulduğunu söylemesi çok ilginç geliyor, bunun üzerine gidiyoruz biraz. İnsanın iç yolculuğu ile ilgili çok güzel bir hikayesi var Iraz’ın. “Geçen yıl katıldığım bir etkinlikte Korra (Avatar: The Legend of Korra) olarak bir sahne gösterisi hazırlamıştım. Korra’nın atlatmaya çalıştığı fiziksel ve psikolojik travmayı yenmek için kendisini tümüyle değiştirmesi, kendini tekrar aramasını sahneye koyacaktım.” Bu noktada eklemek gerekli ki, Iraz Korra’dan bahsederken ses tonu değişiyor, beden dili daha hareketli, çok heyecanlı, çok seviyor Korra’yı. Bize spoiler vermekten korkarak üçüncü sezonda Korra’nın başına gelen bazı olayları anlatıyor. “Spoilerdan korksak geek sitesi kurmazdık” diyoruz. Kendi hikayesine devam ediyor sonra: “Gösteriye çok iyi hazırlanmıştım ama hazırladığım video etkinlik alanında çalışmadı. Çöktüm. Bir kenara gidip oturdum, ne yapacağımı bilemedim. Öldüm, bittim diye düşünüyordum... Sonra o anda Korra kostümü içinde olduğumu hatırladım. Aslında, bir açıdan ben bir kostümün içindeyim, ama bir yandan da ben Korra’ydım, ve Korra atlattığı o kadar travmadan sonra, spoiler vermeyeceğim, sahneden korkacak değildi.

Bu hikaye Iraz için etkileyici, belki biraz duygusal bir hikaye, ifadesinden ve sesinden çok belli oluyor. “Umutsuzluğu bir kenara bırakıp sahne sıram gelmeden önce 15 dakika kadar videosuz ve müziksiz nasıl bir sahne şovu yapabileceğimi düşündüm ve tasarladım. Sahneye çıktım, gösterimi yaptım, sonra geçip oturdum. Sonuçlar açıklandığında üçüncü olarak “Korra!” dendiğinde inanamadım, ne diyeceğimi bilemedim.

(fotoğraf: Optimus Visual)

Bu şekilde bir başarı, bu düşünce, öyle farklı biz özgürlük hissi, öyle ilginç bir mutluluk ki bunu anlatmam zor. Ben canlandırdığım karakterim ve karakterim hiç bir şeyden korkmuyor.” Aslında fark ediyoruz ki, Iraz’ın buradaki mutluluğunu, Korra ile paylaşıyor. Sözlü olarak ifade etmiyor ama bu ikisinin birlikte başardıkları bir şey, ya da ikisi, Korra ve Iraz, bir an için çok farklı insanlar değiller gibi. “I'm the avatar and you gotta deal with it!” diye kapatıyor hikayesini. Korrasami ilişkisini soruyoruz, eliyle kalp yapıyor göğsünün üstünde, kendini savurup “Onları başından beri şipliyordum!” diyor. Bu röportajda ‘shipping’ konusuna girmeye ne bizim yerimiz, ne sizin vaktiniz yeter sevgili okur!

“İnsanlar çekici buluyor diye bir karakteri canlandırmaktan cayacak değilim, bu kimseye izin verdiğim anlamına da gelmez”

Bir diğer konu daha var açmak istediğimiz. Iraz 95 doğumlu, kalabalıkların içerisinde kostümle dolaşmaya alışmış. ‘Kadın’ bir cosplayer olmanın zorluklarını soruyoruz, ama o ne sormak istediğimizi anlıyor, hatta konuyu sadece ‘kadın’ açısında tutmak istemediğinden şöyle diyor: “Ya, aslında, erkek cosplayer arkadaşlarımız da tacize uğruyor… Bu her zaman fiziksel değil, bazen bakışla, bazen sözle…” Tahmin edeceğiniz gibi, bazen sevimli, bazen güzel kahramaları canlandırmanın bir cezası da var. Iraz açıklıyor bunu: “Bir şekilde insanların beğeneceği bir şey ortaya koyduğun zaman, tam tabirini bulmakta zorlanıyorum, senin ‘kolay’ olduğunu, ‘tavlanabilir’ olduğunu düşünüyorlar.

 

(fotoğraf: Optimus Visual)

Sonra yine işin zorlu koşullarına geliyoruz: “Özellikle kostüm içinde olduğun zaman, sen o sırada ayakkabının desenini tutuyorsun, elinde hassas malzemeden bir kılıç var, lensler gözlerini yakıyor, korse giydiysen zor nefes alıyorsun… İnsanlar zor bir şey yaptığının farkında değil, bir de üstüne sen bir şeylere izin vermişsin gibi kabul ediyorlar. Bir de onaylamadığın bir fiziksel temas insanı geriyor. Eskiden bu konuda daha ciddi sıkıntılar yaşıyorduk ama sanırım insanlar artık anladı, eskisi kadar sıkıntı olmuyor.

Iraz beş yıldır cosplay yapıyor, bu zamanda sözlü tacizle baş etmeyi öğrenmiş, konunun üstesinden gelmiş gibi. Kararlı bir şekilde "Bir karakter file çorap giyiyor diye, dekoltesi var diye, kısa etek giyiyor diye bu karakteri canlandırmayacak değilim, bu kimseye izin verdiğim anlamına da gelmez" diyor. Soruyoruz, online tacizcilerini caydırmayı da öğrenmiş artık, ya da hiç umursamıyor.

Röportajı kapatırken bize tavsiye edeceği, beğendiği diğer cosplayer’ları soruyoruz. Röportaj boyunca, sahne ismi demeyelim de, kostüm isimlerine aşina olduğumuz Setsuna ve Mirai’yi tavsiye ediyor, HAGANE olarak projelerini yapıyorlarmış. MEG ekibinin craftlarını çok beğendiğini söylüyor, Luthelia ve NanoCosplay’in detaylı dikiş ve craft işlerinde başarılı olduğu söylüyor.

Bizim için de ilginç bir röportajı böylece bitiriyoruz. Her geek her konuya hakim değil, e-spor konusunu bilmeyenler bir yanda, cosplayer’ın çile dünyası ile kaçıranlar öbür yanda, Hetalia: Axis Powers animesinin tarihsel shipping potansiyeli hakkında konuşarak yürümeye geçiyoruz. Iraz’ın çalışmalarını takip etmek için Facebook sayfası “Kitai no Cosplay” takip edilebilir. Biz mümkün olduğu kadar düzenli bir şekilde bu pek çok disiplinin, inat ve karşılıksız emeğin birleştiği bu hobiyi size tanıtmaya devam edeceğiz.