Daredevil 1. Sezon, 4. Bölüm: Marvel'ın gelmiş geçmiş en sağlam kötüsüne merhaba deyin!

Daredevil 1. Sezon, 4. Bölüm: Marvel'ın gelmiş geçmiş en sağlam kötüsüne merhaba deyin!
Daredevil 1. Sezon, 4. Bölüm: Marvel'ın gelmiş geçmiş en sağlam kötüsüne merhaba deyin!
Bu bölüm Kingpin'in tam anlamıyla gala yaptığı bölüm oldu ve biz kendisinden baya bir Tony Soprano havası aldık, yalan olmasın!
Haber: Yiğitcan Erdoğan / Arşivi

Artık dördüncü bölüm gelip çattığında; dizinin perdeye Daredevil’ın karşısında duracak, onun yin’ine yang olacak, Batman’ine Joker olacak karakteri sokması gerekiyordu. Geçen bölüm çok kısa bir süre gördüğümüz Kingpin’i soktular devreye. Sokmak ama, o nasıl bir sokmak öyle… Vincent D’Onofrio’yu bu sayfalardan ne kadar övdüysek, sergilediği performans hepsini eksiklikten ayıp eder kıldı bir anda. Onun ürkütücülükle karizmatiklik arasında dans eden Wilson Fisk’i bir anda diziyi başka bir şekle soktu. Daha korkunç, daha gerilimli, daha tehlikeli bir dizi oldu Daredevil dördüncü bölümüyle; çünkü her şeyi yapmaya muktedir ve her şeyi yapacak kadar korkutucu bir kötüsü vardı…

Daredevil 1. Sezon, 1. Bölüm: Marvel'da Batman mi aramıştınız? Kendisi burada!

Bu akşam başlayacak yeni diziye hazırlık mahiyetinde okuyabileceğiniz 6 Daredevil hikayesi!

Daredevil Gelmeden: Korkusuz Adam'ın 50 senelik tarihinde kostümlerinin gelişimi

Bölüm geçen seferkiyle ilgili söylediğimiz bağlam meselesini bu sefer oturtarak verdi. Bir bölümde iki Rus mafya babası kardeşin karakterleri bu kadar ince dokunuşlarla böylesine güzel, finalinde sizi bu kardeşlerin başına gelenlere üzülecek kadar sağlam verilir mi? Eğer Kingpin’i gerçekten akıl almaz derecede korkunç bir karakter olarak göstermek istiyorsanız, verilir. Dizi bu iki kardeşe önce bir sempatik unsur kazandırdı. Birine daha çok yükledi hatta. Bunu yaptı ki, Kingpin’in finaldeki hareketi daha da tüyler ürpertici olsun izleyicinin gözünde.

Daredevil’ın Nolan’ın Batman’ine çok şey borçlu olduğunu söylemiştik geçen yazılarda. Charlie Cox’un yer yer şeklen ve ses olarak Christian Bale’i çok andırdığı, senaryonun da bazı anlarda “Swear to me!” kıvamına yaklaştığını belirtmiştik. Bu bölüm dizi Kingpin üzerinden çok daha tahmin edilemez bir noktaya bağlandı: The Sopranos.

Bu Vincent D’Onofrio’nun karakteri James Gandolfini gibi oynadığı sonucuna vardırmasın sizi. Yo, aksine, D’Onofrio benim bugüne kadar Heath Ledger’ın Joker’inden sonra gördüğüm en özgün ve etkileyici çizgi roman kötüsü performansını koydu masaya. Bunun ne şakası, ne de lamı cimi var; D’Onofrio bir sahne içinde hem kırılgan bir çocuk, hem zalim bir katil, hem de planını çoktan kurgulamış bir kumandan arasında akıl almaz geçişler yaptı. Şüphesiz Kingpin’i çizgi romandakilerden farklıydı; ama özgünlük de böyle bir şeydi işte; çizgi romandakini aynen almayı affedin ama, herkes yapardı.

Hayır, The Sopranos benzetmesini anlamlı kılan şey Ayelet Zurer’in oynadığı Vanessa karakteriyle Kingpin arasındaki ilişkinin Tony – Carmela ilişkisine, hatta bolca da Tony – Melfi ilişkisine çok benziyor oluşuydu. Dizi Wilson’ın insani yönünü; aynen Sopranos’un Tony için yaptığı gibi bir kadınla olan münasebeti üzerinden açacağını çok net belirtti bize. Bunun ne kadar akıllıca bir hamle olduğunu buradan anlatmaya başlasam, sabahı zor ederiz. Çünkü yazarlar da bunu biliyor, biz de; Kingpin’in daha kırılgan ve insani yanını gösterdikleri her saniye, finaldeki gibi hareketleri daha da korkunçlaşıyor.

Bunun tersi Daredevil için geçerli. Matt Murdock’un daha hafif tarafını zaten Foggy ile olan anlarında net gözlemleyebiliyoruz; ama Daredevil için aynı şey geçerli değil. Onun için de Claire var işte. Daredevil’ın Claire ile olan sahnelerinde ayrı bir terapetik nitelik var bu yüzden. Daredevil’ın aksiyon sahneleri –ki yarabbim bunlar ne güzel koreografisi yapılmış sahnelerdir öyle?- dışında daha derin yönlerini görmek, karaktere daha bağlanmamızı, o muhteşem dövüş sahnelerinde tarafını daha net tutmamızı sağlıyorlar. Bu noktada şapkamı da oyunculuk yeteneğini çokça küçümsediğimi fark ettiğim Rosario Dawson’a bir çıkarmam gerekiyor. Onun şahane performansının da payı büyük bu sahnelerin kalitesinde.

Karakterler Marvel, evren MCU, ilham aldıkları yazarlar Jeph Loeb ve Frank Miller, minimal ambiyans ve renk kodlamaları Breaking Bad, iyi çocuğu Batman, kötü çocuğu Tony Soprano. Bu dizi evet, biraz Frankenstein kıvamında. Ama hepsini bir arada tutan ve sırıtmalarına müsaade etmeyen şey de kaliteli bir senaryo; harika çekilmiş aksiyon sahneleri ve asla sizi etkilemekten geri kalmayan bir sinematografi. Bunlar bütün bu parçaları bir araya öyle güzel getiriyor ki, karşımızdaki bir ucube falan olmaktan çok uzak kalıyor. Bir sanat projesi bu; parçaların nereden geldiğinin hiç önemi yok…