Gelmiş Geçmiş En İyi 10 Macera Oyunu

Gelmiş Geçmiş En İyi 10 Macera Oyunu
Gelmiş Geçmiş En İyi 10 Macera Oyunu
Buyurun efendim. Gelmiş geçmiş en iyi 10 Macera oyunu! Her zamanki gibi, sizin şahsi top 10'unuzu da aşağıda bekliyoruz!
Haber: Yiğitcan Erdoğan / Arşivi

10. Broken Sword: The Sleeping Dragon

Broken Sword: The Sleeping Dragon'ın bu listede yer almasına şaşıranlarınız illa ki olacaktır. Muhtemelen Broken Sword I veya II'yi burada görmek isterdiniz, ya da onlara korkunç derecede yakın Broken Sword 5: The Serpent's Curse en kötü listeye giriş yapmalıydı. Bizim önceliğimiz ise farklı oldu. Broken Sword, pek çok özelliğiyle 5 oyununun 4'ünde klişeleri sımsıkı kucaklamaktan kaçınmamış bir seriydi, ama üçüncü oyunu, The Sleeping Dragon, macera türünün pek çok kilit problemini -direkt olarak çözemese de- çözmek uğruna yeniliklere giden, içi riskli fikirlerle dolu bir oyundu. Hikayesi de, grafikleri de güzeldi. O yüzden de listeye onunla başladık.

 


9. Phoenix Wright: Ace Attorney

Aslen 2001'de Japonya'da GBA'e özel olarak çıkan Phoenix Wright: Ace Attorney, 2005'te DS için tekrar uyarlanınca bir anda konsolun en popüler oyunlarından biri hâline geldi. Bunun sebebi çoğunlukla mahkeme temalı oyunların nedense pek fazla sayıda olmamalarıydı kuşkusuz. Aslında macera türünün dibinde yatan "soruşturma" hissiyatına çok uygundu mahkemeler. Phoenix Wright bu uyumun üzerine harika bir oynanış da inşa edince, GameSpot'un dediği gibi Nintendo'nun mobil konsolunda macera türünün canlanmasının sebebi oldu.

 


8. Full Throttle

Muhtemelen kendinizi hazırlamışsınızdır. Muhtemelen, Full Throttle'ın bu listede göreceğiniz tek Tim Schafer oyunu olmadığını biliyorsunuzdur. Belki de Full Throttle hakkında söylenebilecek pek bir şey yok, ne de olsa SCUMM döneminin en parlak, en popüler oyunlarından biriydi. Ama yine de altı çizilmeli: Full Throttle hemen hemen her SCUMM oyunu gibi delicesine komikti. Her SCUMM oyunu gibi som altından bir kalbi vardı. Belki bir şeyi de itiraf etmek gerekiyor, onunla büyüyen hemen hemen herkeste bir "motor" aşkı başlattı. İddialıyız, Sons of Anarchy izleyici kitlesinin en az %5'ini Full Throttle'a borçlu olabilir.

 


7. Beneath a Steel Sky

Broken Sword'un yaratıcısını alın. Tencerede kaynayan suya atın. Üzerine Blade Runner ve Cesur Yeni Dünya sosları karıştırın. Biraz çizgi film baharatı koyun. En sonunda da hepsinin üzerine, Watchmen'in çizeri Dave Gibbons'ın görsel tarzını katın. Karşınıza çıkacak şey Beneath a Steel Sky'dır. Revolution Software'in zaman içerisinde yitip giden oyunu, muazzam bir atmosfere sahipti. Cyberpunk'sa cyberpunk, distopyaysa distopyaydı; boşa atılacak kurşunu yoktu BaSS'ın. Bugün açın, bugün oynayın. Oyun çıkalı tam 20 sene oldu, ama hâlâ grafikler ve müziklerin sizi içinize çekeceğini göreceksiniz.

 


6. The Walking Dead

Telltale Games, eski macera oyunları bayrağını öyle bir şiddetle ve öylesine bir ısrarla yıllarca taşıdı ki, en sonunda 2012'de turnayı gözünden vurduklarında sanıyorum ki kimse şaşırmamıştı. Bölüm bölüm yayınladıkları The Walking Dead, hakikaten de insanın içerisindeki hisseden her parçaya sonuna kadar hitap etmeyi başarıyordu. Beraber yürüdüğünüz karakterlerin hepsi etten, kemiktendi. Vermek zorunda kaldığınız kararların her biri omuz ezen türdendi. Ve her şeyden de önemlisi, macera oyunlarının zirveye geri tırmanışı, The Walking Dead'in o sene sonunda aldığı "Senenin Oyunu" ödülleriyle perçinlendi. Helal be Telltale.

 

5. Psychonauts

Biri Tim Schafer mı dedi? Demediyseniz de deyin. Günde üç kere Tim Schafer deyin tercihen. 2000 senesinde kurduğu Double Fine ile birlikte yarattığı ilk oyun Psychonauts'u da her Tim Schafer dediğinizde bir defa açıp oynayın. 2005 çıkışlı Psychonauts, en kıymeti bilinmeyen oyunlar listesinde hep tepeleri zorlar, hep de yanında Beyond Good & Evil vardır. İki dahi adamdan, iki dahice oyun. Psychonauts'un kıymeti, oyunu oynadıkça, karakterlere aşık oldukça ve şirin gözüken dünyanın aslında karanlık taraflarını da gördükçe anlaşılır. Anlaşıldıktan sonra da zaten bir daha unutulmaz. Günde üç kere Tim Schafer deyip, üç defa Psychonauts oynayan bir adama dönüşürsünüz.

 


4. Maniac Mansion II: Day of the Tentacle

Day of the Tentacle'ın gerçekten ne kadar mühim bir macera oyunu olduğunu öğrenmek istiyor musunuz? Size şu cümlelerle özetleyelim. Maniac Mansion II, çıktığında, oyuncuyu keşfetmeye çalıştığı için cezalandırmayan ilk oyunlardan biriydi. Oyunda ölmek mümkün değildi zira. Grafik tarzı, ilk oyundan sonra radikal bir biçimde değişmiş ve tamı tamına 21 yıl sonra bile göze güzel gözüken bir hâl almıştı. Ve her şeyden önemlisi, Schafer ve Gilbert imzalı senaryosu, ölümüne komikti. Day of the Tentacle aslında pek çok şeyi değiştirdi ve neredeyse hepsi, olumlu yöndeydi.

 

3. Heavy Rain

Heavy Rain'in gücü, hiçbir zaman hikayesi olmadı. Dürüst olmak gerekirse ikinci saatten itibaren tahmin edilebilir plot twist'i çok etkileyici değildi. Hikaye de kağıt üzerinde klişeydi aslında. Fakat Heavy Rain'i Heavy Rain yapan, onu listenin üçüncü sırasına yerleştiren şey, sizi dünyasına, karakterlerine çekebilme gücüydü. Ethan, Madison, Scott ya da Jayden. Bunlardan herhangi biriyle dişinizi fırçalayıp, ayakkabılarınızı bağladığınızda, bir sigara yakmak gibi basit işlemleri yaptığınızda ona biraz daha yaklaşıyor, onun acılarını biraz daha hissediyordunuz. En nihayetinde, onlarla beraber hikayenin sonuna vardığınızda da bütün bu yolculuk, apayrı bir seviyeye erişiyordu.


2. The Secret of Monkey Island

İddialıyım, şu dünya üzerinde The Secret of Monkey Island kadar komik bir oyun yok. Yani olmayabilir, "bence" falan değil, yok işte. Ben tüm hayatım boyunca oyun oynadım ve hiçbir oyunda karnımı tutarak güldüğümü hatırlamıyorum. Son yıllarda tüm oyunların giderek ciddileştiğini düşünürsek, daha da göreceğimi sanmıyorum. Ama Monkey Island ayrı işte. Guybrush Threepwood'un diyalogları bir yana, yan karakterlerin çıkışları öte yana, "Insult Swordfighting" ise bambaşka bir yana. Komik arkadaş, hakikaten, objektif olarak komik yahu!

 


1. Grim Fandango

Çok gidip geldiğimi söylemek gerek bir numara için. İki oyun vardı, ya Monkey Island olacaktı, ya da Grim Fandango. Schafer ya da Gilbert. Guybrush ya da Manny. En sonunda, kafamı birkaç duvara ve bir iki sağlam dolaba vurduktan sonra, tek bir sahne canlandı gözümün önünde. Manny'nin çiçeklerle olan sahnesi diyeyim, oynamamış arkadaşlara spoil etmeden, oynayanlara derdimin ne olduğunu anlatayım. O sahnenin beni ve neredeyse tanıdığım herkesi ne kadar vurduğunu hatırladım. Ve sonra, artık bu kadar vurucu sahnelerin, bu kadar inandırıcı karakterlerin, bu kadar derin ve dokunaklı hikayelerin ne kadar az olduğunu anımsadım. İşte o zaman hiç tereddüt etmeden koydum Grim Fandango'yu bir numaraya. Ölmeden önce oynamanız gereken tek bir macera oyunu varsa, o da budur...