Gelmiş geçmiş en iyi 10 stealth-action oyunu

Gelmiş geçmiş en iyi 10 stealth-action oyunu
Gelmiş geçmiş en iyi 10 stealth-action oyunu
Merkezine "bakalım çaktırmadan ilerleyebilecek misin" sorusunu alan, gelmiş geçmiş en iyi 10 stealth-action oyunu... / Yiğitcan Erdoğan

Stealth Action, ya da kabaca Türkçeleştirmek gerekirse Gizlilik Aksiyon türü, tanımlaması meşakkatli bir janr. Öncelikle, türün tüm oyunları aynı zamanda daha geniş “Action-Adventure / Serüven” janrına da dahil kabul ediliyorlar. Bunun üstüne bir de hemen hemen hepsinin, gizlilik modunu es geçmeyi opsiyon olarak sunduğu gerçeği de var. Tabii artık son zamanlarda hemen hemen her oyun bir opsiyon olarak stealth’i yanında hazır bulunduruyor. GTA, Assassin’s Creed neyse de, Zelda’ya kadar bile vardı. İlla ki her oyunun bir “bakalım çaktırmadan ilerleyebilecek misin?” sorusunu sorduğu bir dönemdeyiz.

Ama bize göre bir oyuna stealth oyunu diyebilmek için gerekli bazı kriterler var. Öncelikle, oyunun elinden geldiğince direkt dövüşten caydırmaya çalışıyor olması önemli bir kriter. Yani bir stealth oyununda yakalanmak, tespit edilmek otomatikman game over olmasa da, oyuncuya “üff neyse artık” diye restart attırmak zorundadır. İkinci kriterimiz ise stealth mekaniklerinin sadece birkaç bölüme değil, oyunun geneline yayılmış olması gereksinimi. Yani San Andreas’ın Madd Dogg bölümü, Wind Waker’ın deniz kalesi bölümü gibi sadece bir iki yerde kullanıyorsak eğer stealth mekaniklerini, o oyun stealth action oyunu değildir.

Tamamız değil mi? Kriterlerimiz net? O zaman buyurun listeye geçelim. Şimdiden söyleyelim, ilk iki sırayı kimin alacağını siz de biliyorsunuz, biz de biliyoruz, evet. Ama mühim olan bir numara. Hangisi birinci oldu, görün, bakın, savımızı okuyun, ondan sonra tartışalım. Buyurun!

 

10. Manhunt

Rockstar’ın şiddet pornosu, aslında stüdyonun oyunları arasında ne derece yüksek bir etkileşim olduğunun da ispatıdır. Hani Max Payne 3’ün silah tekerleğini GTA V’te görmüştük, aynı oyunda Red Dead Redemption’ın da random event’leri var diye ilgimizi çekmişti ya? Manhunt’ta da sonradan San Andreas’ta kullanılacak pek çok şey vardı, hedef kilitleme imlecinden, evet, yukarıda bahsettiğimiz stealth mekaniklerine kadar. Oyunun şiddet dozajı yakalanma korkusunu iyiden iyiye tepeye tırmandırmaya yarıyordu. O gerilim de oyun boyunca çıkmıyordu omuzlarınızdan.

 

9. Second Sight

Size geçmişten, sürpriz bir oyunla geldik: Second Sight. Şimdilerde Crytek UK olarak hizmet veren, o dönem ise “TimeSplitters’ı yapan firma” olarak tandığımız Free Radical’ın geliştirdiği, Codemasters’ın dağıttığı Second Sight, stealth oyunları arasında bambaşka bir noktadaydı. Evet, oyunun ana teması psişik güçlerimizdi, fakat bu güçler taarruzdan çok müdafaa için kullanılıyordu. Bu da sizi devamlı defansif düşünmeye itiyordu. Yer yer yapay zeka saçmalayabiliyordu, ama genel olarak Free Radical’ın devam görememiş oyunu kalitesini pek bozmuyordu.

 

8. Dishonored

2012’de resmen yokluktan sene sonu listelerinde boy gösterdiğine inanıyor olabiliriz, ama yine de bu Dishonored’dan çok keyif aldığımız gerçeğini değiştirmiyor. Evet, oyunun diyalogları odun gibiydi (Bethesda çatısında mı problem var nedir?) ve hikayesi klişeden ölüyordu, ama Dishonored’ı kurtaran çok, çok önemli bir mekanik vardı: Blink. Blink resmen stealth oyunlarının en büyük problemini çözmeye programlanmış bir mekanikti. Stealth oyunları keşfe çok fazla izin vermezler, çünkü görünmeden ilerlemek için gitmeniz gereken rota genelde az çok bellidir ve lineer olmazlarsa ipin ucu felaket derecede kaçabilir. Ama Blink sağ olsun, lineer bölümler bile açık dünya gibi geliyordu insana.

 

7. Tenchu: Stealth Assassins

PS1 döneminde piyasaya çıkan Tenchu: Stealth Assassins, stealth türünün miladı kabul edebileceğimiz 1998’in en baba oyunlarındandı. Aynı sene ondan sonra Metal Gear Solid ve Thief: The Dark Project çıktığından insanlar geri dönüp Tenchu’yu pek anmazlar, ama bize sorarsanız, üçüncü boyutta gizliliğin nasıl yapılacağını belirleyen oyunlardan biriydi. Bir de şöyle bir gerçek var, MGS ajan, Thief ise hırsız üzerinden gizlilik mecbur eden bir oyundu. Tamam, bu iki meslek de stealth için çok müsait ama Ninja dediniz mi akan sular da durur be.

 

6. Thief II: The Metal Age

Dedik ya, 1998’deki stealth miladında Thief: The Dark Project çıktı. Fakat bize göre, en iyi Thief oyunu ilki değil, ikincisidir. Oyunlar söz konusu olduğunda devam oyunları sadece iki istikamete giderler, ya ilk oyunun karbon kopyası olur, tat tuz vermezler, ya da ilk oyunun potansiyelini yerleştirdiği fikirleri uygular, kusurları temizler, konsepti adam ederler. The Metal Age bize göre ikinci kategoriye dahil olmuş bir oyundu. Ayrıca belirtmek gerek, Thief belki de ilk defa oyunculara ses tasarımının ne kadar önemli olduğunu gösteren oyun olmuştu. Mükemmeldi oyunun sesleri.

 

5. Hitman 2: Silent Assassin

Hitman 2 sabır işiydi. Öyle silahları çekip kahve basan Polat Alemdar gibi sıkmaya başladığınızda tadı tuzu kalmazdı, yapamazdınız zaten. Hitman 2 plan işiydi, program işiydi. Şablonu çizip, işi hallettikten sonra, planınızın işlediğini görmenin tatminiydi Hitman 2. Şimdi diyeceksiniz ki, tamam Hitman serisini anladık da, neden Hitman 2? Sebebi basit: Hitman: Contracts bizce ortalama bir oyundu. İlk Hitman keyifliydi, ama bazı kusurları çok barizdi. Hitman: Blood Money ve Hitmen: Absolution ise gerçekten iyilerdi, ama en nihayetinde, Hitman 2 kadar sabra mecbur ettiklerini hissetmedik pek. O yüzden de en güzeli Hitman 2’ydi.

 

4. Mark of the Ninja

Hep kocaman kocaman AAA oyunlar mı olacak listede? Hayır efendim. Mark of the Ninja diye bir şey var olduğu sürece bu söz konusu olamaz. Mark of the Ninja, tam manasıyla stealth oyun severler için bir vahadır. İşi gücü stealth bu oyunun. Aksiyonmuş, RYO’ymuş, stratejiymiş başka bir derdi yok. Sadece ışıklar, gölgeler, muhteşem grafikler ve siz varsınız. Hani böyle arada sürprizler çıkar ya karşınıza, çok sevinirsiniz, ne olduğunuzu şaşırırsınız? Mark of the Ninja da pek çoğumuz için öyleydi. Ama çıktığından beri Klei ismini bir kenara not aldık, bundan sonra daha iyilerini bekler vaziyetteyiz.

 

3. The Last of Us

Geldik ilk üç sıraya. Dürüst olalım, Last of Us’ı stealth oyunu olarak sınıflandırmaktan bir müddet çekindik. Oyunun ana mekaniklerine baktık sonra. Joel’ın “süper duyma” kabiliyeti, kurşun sayısının çok az olması, zombilerin çoğunun tek vuruşta canımızı alması… Bunların hepsi sizi alenen gizli kalmaya, fazla gözükmemeye itiyordu. Ve oyun o gizlilik üzerinden bir dert anlatıyordu. Yani fark ettik ki, Last of Us bir stealth oyunuydu ve yaratmak istediği o “sen bu dünyada yalnız ve çaresizsin” havası için stealth oyunu olmuştu.

 

2. Tom Clancy’s Splinter Cell: Chaos Theory

Evet. İlk iki sıranın Splinter Cell ve MGS’ye ait olacağı belliydi. Şüphesi olan var mıydı? Stealth oyunları dendiğinde akla gelen ilk iki isimden söz ediyoruz. Mesele hangisinin bir numara olacağıydı. Çok düşündük. Kafamızı vurduk sıralara. Chaos Theory, gerçekten de kaymak gibi akıp giden, pürüzsüz, kusursuz bir oyundu. Sahip olduğu Clancy vari komplo edebiyatı havası, yer yer tekno-thriller atmosferi, ışık ve ses kombinasyonunu harika kullanışı gerçekten de yıllar boyu aklımızda yer etti. Splinter Cell serisinin de en iyi oyunu olduğunu düşünüyoruz, 2013’te çıkan ve muhteşem bir oyun olan Blacklist’e rağmen üstelik. Ama…

 

1. Metal Gear Solid 3: Snake Eater

… gelmiş geçmiş en iyi stealth oyunu olarak MGS 3’ü seçmekten başka çaremiz yoktu. Metal Gear Solid 1, çok, çok iyi bir oyundu. İki dakika oynayan hemen hemen herkes bunu size söyleyecektir. MGS 2 eğer Raiden’ı sevebilseydik de gözümüze daha sempatik gelebilirdi. Ama Metal Gear Solid 3 serinin en baba oyunuydu. Evet, MGS 4 süperdi, bunu tartışmıyoruz. Ama MGS 3’ün atmosferinin yanından hiçbir şey geçemedi. Doğada stealth’in tadı bambaşkaydı. Kamuflaj mekaniği inanılmazdı ve hayatta kalmaya dair oyuna eklenen detaylar sizi oyunun içine çekiyordu. Ve hikayesi…. MGS 3’ün sonu, gelmiş geçmiş en iyi oyun finallerinin arasındadır hâlâ. İlk oynadığımızda da o fikirdeydik, üzerinden on sene geçmesine rağmen hâlâ aynı fikirdeyiz.