Mezartaşı Kitapları #1 - Dune

Mezartaşı Kitapları #1 - Dune
Mezartaşı Kitapları #1 - Dune
Niye mezartaşı kitapları? Çünkü eğer bu kitapları okumadan ölmek gibi bir planınız varsa, kendinize geek falan diyemezsiniz. Bu yazı dizisinde geek külliyatının klasiklerini ele alacağız. Bilim kurgu, fantastik; çizgi, basılı... Sınırımız yok. Tüm efsaneler burada, elimizden geçecekler. Okunması için yaratılmış olsunlar yeter.
Haber: Yiğitcan Erdoğan / Arşivi

Bu haftanın konuğu, Frank Herbert’in 1965 tarihli başyapıtı. Dune.

Dune‘u ilk okuduğumda yazarının Amerikalı olduğuna inanamamıştım. İnternetin altını üstüne getirmişimdir herhalde; bu Tacoma, Washington’lı Frank Herbert‘in kesinlikle Suriyeli bir dayısı, Arap bir teyzesi, Mısırlı bir halası falan olmalıydı. Emindim buna. Bu kadar uzak bir mesafeden, bu kadar net bir Orta Doğu portresi daha çizilemezdi. İlla ki Herbert, o derece feodal bir dünyayı, o derece güzel anlatabilmek için en az hayatında bir kere “Ağa“, birkaç kere “Şeyh” görmüş olmalıydı.

Ama hayır, meseleye ters yaklaşıyordum. Benim gözümde 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başı Orta Doğu kolonileşme sürecinin mükemmel bir alegorisi olan Dune, tümden gelmemişti. Frank Herbert, koşullardan yola çıkıp, Atreides ailesi ve Fremen‘lerin hikâyesini gördüğümüz sonuca bağlamıştı. Herbert’in ilham aldığı şey Arabistanlı Lawrence değil, Oregon’un kum tepeleriydi. Amerikan devletinin kötü koşullarda da büyüyebilecek çiçekleri ekerek hareket eden bu tepeleri durdurma çabası Herbert’i çok etkilemiş olacak ki, “They Stopped the Moving Sands” isimli bir makale yazmaya karar vermişti.

Akan Kumları Durdurdular, Dune Doğdu

Yükseklikleri bazen 150 metreye kadar varan Oregon kum tepeleri, ya da nam-ı değer “Oregon Dunes“, Herbert’in romanının en büyük ilham kaynağı oldu. Ama dedim ya, Herbert tümden gelmemişti. Oregon kum tepelerinden yola çıkıp Arrakis yaratıldı önce. Herbert’in belki de en isabetli kararı; buraya oturtacağı insanlar, yaşatacağı toplumun siyasi modelini “feodalizm” olarak belirleyişi oldu. Pek çok akademisyen jeopolitik pozisyonun önemini yadsır. Pek çoğu ise yadsımaz. Bu tartışma sürer durur, ama Herbert’in işini inceliyoruz ya,  Dune’un bu kamplaşmada hangi kısma düştüğünü pek düşünmemize gerek yok.

Dune Arrakis’in koşullarında sadece feodal yaşamın barınabileceğini iddia ediyor. Bu çok açık.  Fremenlerin bahsi geçen giyim tarzından, hammadde (Baharat akmalı) uğruna sömürülmelerine; Paul’a verilen Muad-dib adından, en sonunda Cihat kelimesinin açıkça zikredilmesine kadar Arap, Türk ve Farsi feodalizminin kokusu Dune da fersah fersah hissediliyor Arrakis’te. Bir Orta Doğu toplumu tasviri bu. Ve Herbert, -yola Oregon’un kum tepelerinden başlayıp, ekolojik zeminden buraya uzandığından- şüphe yok ki coğrafyaların toplumları doğurduğu fikrinde.

Bu fikirle ne derece barışık olursunuz bilmiyorum, sonuçta tarımın yapılamadığı, göçebeliğin mecburi olduğu toplumlarda mesele bir noktadan sonra aşiretlere illa ki dönüp dolanıyor diyen tezler var. Benim burada yapmak istediğim bu tartışmaya yeni bir bölüm açmak değil, Frank Herbert’in bu tartışmaya giriş şekli, girdiği gerçeği. Çünkü sene 2013 ve insanlar bizim maalesef bilim kurguyu robotlar ve ışın kılıçlarından ibaret gördüğümüzü sanıyor. Dune’u hatırlatmamız gerekiyor.

Çünkü Baharat Akmalı, Anlatabiliyor Muyum?

Dune, öncülü bilim kurgu romanları Fahrenheit 451, Cesur Yeni Dünya, Zaman Makinesi, 1984 gibi politik bir roman. Tartıştığı meseleler belli, çoğunluğunda aldığı taraf belli. Düpedüz siyasi. Bunda mutabıkız değil mi? O zaman size bir ödev veriyorum. Herhangi bir geek ortama gidin. Gittiniz mi? Bene Gesserit ne demek bilen var mı diye sorun. Harkonen ailesi kimdir sualini iletin. Bilmeyen çıkarsa da bulun beni, yüzüme tükürün.

Bunları niye söylüyorum? Neden Dune’un jeopolitik teoremleri, Herbert’in eğilimleri hakkında söz edip edip duruyorum? Çünkü popüler kültüre koskocaman bir orta parmak tutmak istiyorum sevgili okuyucular. Şu üstte saydığım eserlere bakın. 20. yüzyılın en damardan politik, en ağır otorite eleştirilerini yapan eserler bunlar. Benim tanıdığım tüm geek adamlar, bunların her birini okudular. Fakat popüler kültürde “geek’ler / nerd’ler bilim kurgu severler” dediğinde, insanların gözü önüne sadece “Hıraaağ robot” diyen insanlar geliyor. Tüm bilim kurgu türünü Star Wars ve Star Trek’ten sandığımız sanrısındalar.

Oysa ki onlar kendileri bilim kurguyu “hıheyt ışıng kılıcı” zannederken, biz Fahrenheit 451’de yakılan kitapları düşünüyorduk. İnsanlar siyasi fikirlerini Posta gazetesinden alırken, biz Cesur Yeni Dünya’daki Mustafa Mond’u inceliyorduk. Show TV Biri Bizi Gözetliyor yayınlıyor, biz de 1984 okuyorduk. Bir geek için bilim kurgu, asla ana akım kültürde bir geek için bilim kurgunun ifade ettiği düşünüldüğü anlama gelmedi. Bir geek için bilim kurgu Fahrenheit 451, 1984 ve Cesur Yeni Dünya’ydı. Bir geek için bilim kurgu Dune’du.

İşte bu yüzden Dune okumadan ölmek gibi bir planınız varsa, kendinize geek demeyin. Okuyun.

Bir sonraki Mezartaşı Kitaplarında görüşmek üzere.