Puslu sabahlara inat oynayabileceğiniz 9 cıvıl cıvıl, rengarenk oyun

Puslu sabahlara inat oynayabileceğiniz 9 cıvıl cıvıl, rengarenk oyun
Puslu sabahlara inat oynayabileceğiniz 9 cıvıl cıvıl, rengarenk oyun
Puslu sabahlar canınızı mı sıkıyor? Keşke her şeyin rengarenk olduğu dünyalara ışınlansam mı diyorsunuz? Size 9 oyunluk bir reçete yazıyoruz!
Haber: Yiğitcan Erdoğan / Arşivi

Bahar aylarında bir kafa karışıklığı var. Birileri programın kodlarıyla oynamış gibi adeta, öyle değil mi? Her sabaha cıvıldayan kuşlar, açmaya başlamış olan çiçekler, yeşermiş ağaçlar ve hepsinin gerçekleşmesine sebep olan usul usul ışıldamakta olan bir güneş ile uyanmamız gerekmiyor muydu? Neden üç sabahtan ikisini can sıkıcı bir gri tonla karşılıyoruz allasen?

Bu söylediklerimin Türkiye ’nin her yerinde geçerli olmadığının farkındayım, ama en azından burada, İstanbul ’da bir hayli moral bozucu sabahlar yaşanıyor bir süredir. Gri gri bulutlar var, insanın canı yataktan çıkmak istemiyor. Hele bir de evden falan çalışıyorsanız ya da ders / proje için bir süre eve kapanmak durumundaysanız yandınız. Moral bozukluğu peşinize sinsice yapışacak, cıvıl cıvıl olmak mümkün olmayacak, içten içte tam tanımlayamadığınız bir sıkıntıyla dolaşacaksınız.

Eşe dosta anlatmaya "Minecraft gibi, ama..." diye başlayacağınız 6 oyun!

Pokemon oyunlarında 19 senedir değişmeyen 5 tatlı (ama biraz da anlamsız) gelenek

Liseliler bilmez: Acilen geri gelmesi gereken 10 oyun serisi

Çaresi var mı? Tabii ki! Geek dünyasında çareler tükenmez. Filmler bu işi çözmezler, çünkü filmde tam anlamıyla başka bir yere ışınlanamazsınız. Kitaplar ve çizgi romanlar da doğaları gereği sizin hayal gücünüz kadar renkli olabilirler ancak; e hava pusluysa hayal gücü ne kadar rengarenk olabilir ki? Biz reçeteyi oyunlardan yazıyoruz. Puslu havalara inat açın şu 9 oyundan herhangi birini, başına oturun, kendinizi bambaşka bir yerde bulun. Buyurun!

 

Bit.Trip Runner 2

Aslında Bit.Trip ailesinin en “modern” üyesi olan Runner 2’nin “Future” diye başlayıp, “Alien” diye biten ve telaffuzu sabahtan akşama kadar sürüp bu listeyi ıskartaya çıkartacak bir alt ismi de var; ama biz şimdilik kendisine “Runner 2” diyelim, dilleri birbirine döndürmeyelim. Runner 2, çok sarih bir oyun. Siz bir karaktersiniz, tekil bir rotada ilerliyorsunuz, ritmik olarak doğru noktalarda da üzerinize gelen engellerden atlıyor, altlarından kayıyor, üstlerine sıçrıyor ve bilumum jimnastik hareketi gerçekleştiriyorsunuz. Oyunun zaten renkli olan bu mekanikleri, bir de çok kan kaynatan bir müzikle birleşiyor, yanına da harika grafikleri alıyor; bir bakmışsınız ki bambaşka bir diyarda, melodiye uygun akrobatik hareketlerle koşmaktasınız!

 

Fez

 

Fez resmen siz rahatlayın diye ince ince kurgulanmış bir oyun. Yapımcısının oyun dünyasının gördüğü en “rahatsız” adamlardan biri olduğu düşünülünce, acaba kendi söküğünü dikmek için mi yaptı diye düşünmeden edemiyor insan. Düşmanın olmadığı, ölmenin sadece düşmekle mümkün olduğu bir oyun Fez. 8bit retro tarzını da apolet gibi gururla sergileyen, keşif ve bulmaca bazlı oynanışıyla da yüreğinizi ferahlatmaya yürüyen bir iş. Hani o puslu sabahı renklendirmekle kalmaz, aynı zamanda iç sıkıntısını da aşar yani.

 

Guacemelee!

 

Ha, bakın ama, eğer o puslu sabahtan kurtulmanın tek yöntemi şirinli müzikli oyunlar sanıyorsanız yanılıyorsunuz. İnsan biraz da festival havasına girmeli, değil mi? Peki sorarım size, festival havasını Latin Amerika’dan daha iyi bir yerde bulabilir misiniz? Bulamazsınız. Guacamelee de aynen böyle düşünüyor. Oyunun paçalarından Meksika kültürü dökülüyor resmen. PC’den PS4’e, Vita’dan Mac’e, Linux’a kadar pek çok sistemde bulabileceğiniz Guacamelee resmen o can sıkıcı bulutların ortasından bir Cinco de Mayo güneşi gibi doğacak hayatınıza, emin olun.

 

Katamari Damacy

 

Ya çok açık bir şey diyeyim mi? Şimdi Katamari Damacy’nin bir kopyasını bulacaksınız da, edineceksiniz de, oynayacaksınız da… Biliyorum, dev teferruat. Hayır, erişiminizde varsa bir tane, hiç tereddüt etmeyin. Kısa süre içerisinde King of All Cosmos’un huşu içinde bırakan absürtlüğü, ataşlardan başlayarak küçük gökdelenleri yutmaya kadar uzanan oynanışın şahane tatmin ediciliği falan sizi ihya edecek zaten. Ama olmuyorsa, bence şöyle yapın, YouTube’a girin, Katamari on the Rocks yazın. Onu dinleyin, zaten gün kendiliğinden biraz daha iyi hâle gelecek…

 

Prince of Persia '08

 

Ne tesadüf? Prince of Persia’nın 2008’de –talihsiz bir şekilde düz Prince of Persia ismiyle çıkmış olan- mini reboot’unun konusu zaten bizim listemizle aynı. Prens, aslen biraz cilalanmış bir Quick Load butonu olan arkadaşı Elika ile birlikte pusa batmış diyarlara renk götürmeye çalışıyordu. Çok açık konuşayım, bu oyunla ilgili büyüttüğüm hayranlığım duvarda yürüme sırasında A tuşuna basılı tutmamızın mecburi olmadığını anlamamla yıkılmıştı. Basit gözüküyor, ama bu aslında tüm oyunu sadece A tuşuna basarak, basamadığımızda da Elika’nın elini tutarak geçirebileceğimiz konusundaki yargıya karşı son kaleydi. Düştü. Yani Prince of Persia ’08 çok da iyi bir oyun değil, ama listemize cuk diye oturuyor. Zira her ne kadar hayal kırıklığı yaratan tarafları olsa da, ilk renklendirdiğiniz dünyaya bakıp hissettirdikleri, gerçekten paha biçilemez.

 

Rayman Origins

 

Rayman oyunları her zaman rengarenk olurlar zaten, her ne kadar 2000’lerin ortalarında tutuldukları bir “beyaz dönem” yaşamış olsalar da. Ama bu rengarenklik genelde işin “cıvıl cıvıl” kısmında durmazdı, ki bugün de aradığımız nitelik bu zaten. Michel Ancel ve ekibi, ne zamanki Rayman’i kökenlerinde döndürmeyi tercih etti, işte o zaman uzuvsuz kahramanımız bir anda parıl parıl parlayan, insanın içinde papatyalar açtırtan bir şekle büründü. Guacamelee gibi Rayman’in yeni serisinin de Latin Amerikalı festival havalarından çok şey ödünç aldığını söylemek gerek bu arada. Ki bu iyi bir şey. Hem de çok!

 

Super Mario Galaxy

 

Ah, Mario… Yıllar boyunca istikrarlı bir şekilde kahverengi ve grileşen, bu monoton renk skalasını da sadece headshot’ların sıçrattığı kanın kırmızısıyla bozan oyun endüstrisine karşı ne kadar da muhteşem bir soğukkanlılıkla direndin. Bir oyununda bile “artık gerçekçi oluyoruz beyler!” deme ihtiyacı hissetmedin. Sen zaten hep kırmızıydın, gökkuşağının da her renginden oluşmuş dünyalara gidip durdun. Ama affet, senin en iyi oyunun Galaxy serisi oldu. Bir ya da iki, fark etmez. Bir yerden bir Wii bulabilirseniz, başına oturun bu oyunun. Uzay böyle bir yerse, vallah koşup gitmek isteyeceksiniz!

 

Tearaway

 

Buraya aslında LittleBigPlanet’ı da çok rahatlıkla alabilirdik, ama sonra baktık ki biraz daha mat renkler kullanmış LittleBigPlanet. Tearaway? Media Molecule’ün bir diğer oyunu ise baya baya küçükken elişi derslerinde kullandığımız o parlak kağıttan yapılma zaten. Bunu da bir metafor olarak söylemiyorum, oyun gerçekten öyle! Sony’nin çok ihmal ettiği PS Vita’ya can veren, bizim de gelmiş geçmiş Vita’ya özel en güzel oyun seçerken hiç zorlanmadığımız Tearaway’in en güzel tarafı, mobil olduğundan iç ferahlatıcılığını, cıvıl cıvıllığını her yönde yaşatıyor olabilmesi…

 

Viva Pinata

 

Tearaway o süslü elişi kağıtlarından yapılmıştı ya? Viva Pinata da parıltılı, simli Pinata eşekleri ve hayvanlarının (eşeklere ayrı bir selam çakmam gerekiyordu) yaşam simülasyonu. Rare’in bu yüz yıl içerisinde aklına gelen nadir iyi fikirlerden biri olan Viva Pinata, Xbox 360’ın geniş yelpazesinde çok onurlu bir tahta sahip. Gears’lar, Forza’lar ve Halo’ların arasında çok net bir şekilde “ben buyum, rengarengim, millete neşe katmaya geldim, başa çıkarsınız artık!” mesajını vermiş; ferah ferah geziniyor. Biz bu oyunu övmeyelim de ne yapalım şimdi?