True Detective 2. Sezon 1. Bölüm incelemesi

True Detective 2. Sezon 1. Bölüm incelemesi
True Detective 2. Sezon 1. Bölüm incelemesi
Güdülen o dev lince rağmen, bize sorarsanız True Detective hâlâ iyi, hâlâ süper!
Haber: Mert Günhan / Arşivi

Savaş kaybedildi
Anlaşma imzalandı
Ben yakalanmadım
Sınırları aştım
 

Çoğu kişi denedi
Fakat ben yakalanmadım
Iyi gizlenerek
Aranızda yaşadım
 

Hayatımı
Geride bıraktım
Asla bulamayacağınız
Mezarlar kazdım
 

Yalanlar ve gerçeklerle
Anlatılır bu hikaye
Bir zamanlar adım vardı
Ama artık önemi yok.

Yukarıda yazdığım dizeler, Leonard Cohen'in "Nevermind" isimli şarkısından. Nevermind, geçtiğimiz yılın en önemli televizyonculuk olayı haline gelen True Detective'in yeni sezonunun açılış şarkısı. Şöyle bir durum var, yaklaşık olarak iki gündür, True Detective'in ilk bölümü ile ilgili yazılar etrafta dolanıyor. Bunun sebebi HBO'nun büyük yayınlara yeni sezonu çoktan göndermiş olması. İlginç olan şu büyük yayınlardan, yeni sezonun ilk bölümü ile ilgili hiç iç açıcı olmayan yazılar geliyor. Bazı eleştiriler ciddiyetten uzak "True Detective'in En Saçma 31 Anı" tadında laçka listeler, bazılarının ise gerçekten dizinin formatı ile ilgili kaygıları var.

Normalde böyle bir durumda kendime medya karartması uygular, hiçbir yazıya diziyi kendim izleyene kadar bakmazdım. Fakat ben baktım, okudum. Yazılan şeyler insaflı gibi geliyordu önceleri. Fakat yeni bölümü izledikten sonra ortada bir linç kampanyası gibi bir şey olduğuna kanaat getirdim. İzlediğim şey bildiğim, sevdiğim True Detective idi, ne az, ne de çok.

True Detective'in yaratıcısı Nic Pizzolatto, çizgisi olan bir yazar. Galveston okuyanlar bunu zaten biliyorlar. Roy Cady, bir çok açıdan Rust Cohle ile aynı adam, Roy'un Rust ile tek farkı, yaşamayı istiyor oluşu, Rust, Roy kadar ölüme yakın olmadığı için, bu özelliği ancak True Detective'in ilk sezonunun sonunda kazanıyor. Zaten anlamışsınızdır, Carcosa'dan sonra, Rust, yaşama daha bağlı bir adam haline geliyor. Sonuç olarak, Pizzolatto okült yazmıyor, karakter yazıyor. Bu sebeple True Detective'in ilk sezonunda işlenmiş bir temayı bütüne yayıp "doğaüstü öğeleri aldın, geriye ne kaldı, normal bir dedektif draması" demek, Pizzolatto'nun bu çizgisine büyük haksızlık oluyor. 

True Detective, adından da anlaşılabileceği üzere, "gerçek" dedektifler ile ilgili bir hikaye. Her zaman algımıza sokulan o Amerikan dedektif algısının çok uzağında, bize çok benzeyen tiplerle ilgili bir hikaye bu. Bu adamlar ve kadınlar, mesleklerinden mütevellit, normal bir insandan çok daha bozuk ruhsal durumlara sahipler, bu da genelde Pizzolatto'nun True Detective serisinin kalbini oluşturuyor; "Hak ettiğimiz dünyayı yaşarız"

Öte yandan, True Detective'in yeni sezonu ile ilgili okuduğum yazılardan en önemlisi ve durumu en iyi aydınlatanı, LATimes'da okuduğumdu sanırım. Mary McNamara, Pizzolatto'nun Hollywood'a karşı duruşunun bir şekilde "cezalandırıldığını" düşünüyor. Kimse Pizzolatto'nun ikinci sıçrayışının başarılı olacağına inanmıyor, özellikle dizinin antoloji formatında ilerliyor oluşu ve her sezon oyuncu kadrosunun yenilenmesi, yönetilmesi zor bir durum olduğundan, True Detective'in ilk sezonunun başarısı oyuncularına bağlanıyor, Pizzolatto'nun yazım tarzına değil. Üstelik, çoğu insan Pizzolatto'nun yazarlık geçmişini küçük görüyor ve böylesine bir prodüksiyonun altından Cary Fukunaga olmadan kalkamayacağına inanıyor.

Fakat gerçekten öyle mi? Günümüzde TV ve sinema kadar gündelik eleştirilen, üstüne üstlük, eleştirinin yazarın gelgitlerine göre şekillendiği bir mecra daha yok. Bir video oyununun, bir çizgi romanın başardıkları biraz daha belli, ne taraflardan iyi olduğu, ne taraflarda bocaladığı, bazı mekanikler üzerine kurulu olduğundan konu ile ilgili yazacak kişiye keskin noktalar sunabiliyor. Fakat dizilerde, filmlerde ve müziklerde bu böyle değil. Her izleyicinin bakış açısına göre değişen şeyler var. Pizzolatto ise şahsına münhasır bir yaratıcı olduğundan, bunun sıkıntısını yaşıyor.

Böyle uzun bir giriş yazdığım için kusura bakmayın fakat Geekyapar'da okuduğunuz yazıların, "fanboylar konuşuyor" seviyesinden çok daha farklı bir yerde olması gerektiğine inanıyoruz. Tabii okurlara bunu inandırmak zor, Yiğitcan Marvel ile ilgili yazdığı zaman, onu tanımayanlar, yanlı yazdığını düşünüyor, bu sebeple ben True Detective ile ilgili yazdığım zaman, beni tanımayan okurların da benim yanlı olduğumu düşünmeleri çok normal.

Bu sebeple böyle uzun bir giriş yazma ihtiyacı hissettim. Çünkü True Detective'in yeni sezonunun ilk bölümünü beğendim ve bu beğenim Pizzolatto'nun hayranı olmamla çok bir ilgisi yok doğrusu. Çünkü Pizzolatto yeni sezonda, alıştığımız ve sevdiğimiz dramatik dilini değiştirmek, tamamen farklı bir yere oturtmak için çok çaba sarfetmiş. Bu sebeple Pizzolatto hayranı olsanız bile, bambaşka bir şey izlediğinizden, düşüncelerinizde yanlı olamıyorsunuz. Bir dizinin bunu başarması çok zordur, True Detective'in yeni sezonu bunu kesinlikle başarıyor.

Peki, elimizde neler var? Dört karakter, biri işlerini büyütmek için son bir adımı kalmış, eski bir suçlu (Vince Vaughn). Geçmişinde kanlı sırlar saklayan bir yol devriyesi (Taylor Kitsch), hayatının her alanında başarısız olmuş, eşinin tecavüzünü atlatamayan alkolik bir dedektif (Colin Farrell)  ve babasından dolayı, erkeklere karşı büyük bir güvensizlik besleyen, oldukça sert ve problemli bir başka dedektif (Rachel McAdams)

Pizzolatto, 2015'in başında açıkladığı "Amerika'nın ulaştırma geçmişinin okült arkaplanı" hikayesini bu karakterleri çok daha derinden işlemek için bırakmış. Bu haber hepimizi ilk etapta üzse de, True Detective'in sadece okült olmadığını bu karakterlerle tanıştığınız zaman anlıyorsunuz. Hepsi ayrı ayrı çok doğru seçimler. Ben özellikle McAdams'ın her sahnesini bayıla bayıla izledim. Kendisini zaten yeni yeni sevmeye başlamıştım, True Detective ile birlikte daha yakından takip etmek istediğim bir isim olduğunu daha iyi anladım. Öte yandan Kitsch, Vaughn ve Farrell kendi rollerinde muazzam olmuşlar. Yine de aralarında en az ekran zamanı alan ve en zayıf görünen Kitsch olmuş. Tabii ilerleyen bölümlerde bu değişebilir, sonuçta en az karakter gelişimi vakti olan oydu ve yaptığı şeyleri "neden" yaptığını bir şekilde öğrenmemiz gerek.

True Detective'in ilk sezonunda, ilk sahneden olaya dahil olan dedektifler vardı. Neyin ne olduğunu ilk andan itibaren kafamızda oturtabiliyorduk. Yeni sezon için bu geçerli değil. True Detective gibi üzerinde bulunduğu coğrafya ile ilintili bir kurguda, olayın geçtiği mekanlar her zaman çok önemlidir. Bu sebeple Louisiana ve California arasındaki büyük fark, dizinin dramatik yapısına da yerleşmiş.

Hikayemiz bu sefer modern hayatın stresinin göbeğinde, California'nın hayali "Vinci" şehrinde geçiyor. Oldukça endüstriyel ve yeni gelişen bir şehir olmasından mütevellit Vinci, "her gelişim, yozlaşmayı da beraberinde getirir" felsefesini yüzümüze çarparcasına, yozlaşmanın California'daki merkezi haline gelmiş. Vinci denilen yer aslında Los Angeles'a 2-3 saatlik mesafedeki Vernon fakat Pizzolatto Vernon yerine daha hayali bir yaklaşımda bulunmayı uygun görmüş sanırım.

Evet, Pizzolatto ilk andan itibaren çok karışık bir şehir, çok karışık hayatlar sunuyor bizlere. Dört karakterin birbiriyle kesişen çok bir yanı yok. Nasıl kesiştiklerini ise bölümün sonunda göreceksiniz. Bu sebeple ilk bölümün sadece karakter gelişimine, bu karakterlerin ne olduğunu göstermeye kurulmuş olması bence sağlıklı bir karar. Herkes "Çok sıkıcı bir ilk bölüm" diye eleştiriyor fakat True Detective'in ilk sezonunun ilk bölümü değil, ilk 4 bölümü de çok sıkıcıydı çoğu insana göre.

Yani dizinin kurgusu bu, böyle bir kurgunun hızı da böyle oluyor dolayısıyla. Bunun şimdi eleştiriliyor olması bana biraz ilginç geliyor açıkçası. The Wire yayınlandığı zamanlar, her dizi bölümü ile ilgili inceleme yazılmadığı yıllardı ve dolayısıyla dizinin ikinci sezonunda bambaşka bir açıdan, bambaşka karakterlere geçmesi kimseyi rahatsız etmemişti. Bu Wire'ı kötü bir dizi yaptı mı? Hayır? True Detective için neden bu geçerli olmasın? Yani hak geçmeyelim, dizide ne oyunculuk açısından ne de hikaye açısından ilk bölümü itibariyle bir sıkıntı yok, o halde niye bu eleştiriler? Biraz insafsızlık gibi geliyor bu bana.

İkinci sezonda okült yok, en azından Pizzolatto'nun açıklaması bu şekildeydi. Fakat ya önceki kurgudan kalma ya da Pizzolatto'nun isteğiyle ipucu olsun diye eklenmiş bir takım mistik sembolizm örnekleri hala mevcut. Başı kesik kuşlar, kemikler, gözü oyulmuş insanlar ve bölümün adı bile, olayların aslında göründüğü gibi gitmeyeceğinin sinyalini verir gibi.

True Detective, benim nezdimde ikinci sezona muazzam bir açılış yaptı. Özellikle son sahnesiyle birlikte, tüylerimi diken diken etti. Bunun da böyle gitmesini umuyorum. Justin Lin, her ne kadar Fast & Furious yönetmeni olarak ön plana çıksa da, Cary Fukunaga'nın bıraktığı o harika yapıyı başarıyla devam ettireceğine dair tuhaf bir inancım var. Çünkü ilk bölümde ben yine rahatsız oldum, yine gerildim, yine Rust'ın konuşmalarında yaşadığım o ilginç yükselme anlarını tecrübe ettim.

Siz izleyin, kararınızı kendiniz verin. Eğer gerçekten True Detective'i seviyorsanız, zaten bölüm bittiğinde "tamam, sıkıntı yok" deyip oh çekeceksiniz. Sevmezseniz de canınız sağolsun, nasıl olsa Pizzolatto'nun HBO ile bir sezonluk daha anlaşması var.