10 maddede Türk mutfağı nasıl kurtulur?

10 maddede Türk mutfağı nasıl kurtulur?
10 maddede Türk mutfağı nasıl kurtulur?
Dünkü yazısında İtalya ve Türkiye'yi karşılaştırarak İtalya'nın nasıl başardığı ve bizim eksikliklerimiz konusundaki düşüncelerine yer veren MSA'nın kurucusu Mehmet Aksel, bugün 10 maddede çözüm önerilerini sıralıyor.
Haber: MEHMET AKSEL / Arşivi

Eveeeeet. Gelelim neler yapılması gerektiği kısmına...

Aslında yapılması gereken şey çok basit ve tek bir kelime. Eğitim.

İhtiyacımız olan tek şey eğitim. Tarımda eğitim. Depolama da eğitim. İşlemede eğitim. Paketleme, ambalaj, dizayn ve sergileme konularında sıkı bir eğitim. Üreticiden tüketiciye herkese eğitim, tek ama tek ihtiyacımız olan şey bu, eğitim.

Bozcaada’daki arkadaşımdan bahsetmiştim ya, hani makineleri İtalya’dan, “know-how”ı Avusturalya’dan, mantarı İspanya’dan ve fıçılarını Fransa’dan alan. Aldıkları hiç ayıp değil; ama asıl en önemli aldığından bahsetmedim biraz önce. Know-how aldı İtalya’dan. Parasını verdi, bilgisini aldı yaptığı işin. 

Sadece kendi almakla kalmadı deli, yanındaki, etrafındaki komşu bağlardaki üreticiye de aldırttı aynı eğitimleri; parasını da kendi vererek. Ama şimdi o komşuları, iyi malın iyi para ettiğini kendileri de öğrendiler. Arkadaşıma rakip olanlar bile varmış aralarında, şarap imalatına girmişler ufak ufak. 

İtalya nasıl başardı, bizde durum ne? İşin uzmanı anlatıyor


İtalya’ya ve Fransa’ya kendileri gidip eğitim alan, ya da kendileri bağlarıyla ve üzümleriyle ilgilenirken, çocuklarını yurtdışına eğitime gönderen, köylüler çıkmaya başlamış adada. Bizimki de keyifli keyifli sırıtıyor kenardan...

İşte bu yaklaşım, bir devlet politikası olmalı bence Türkiye’de. İlla her şeyi devlet ödemeli demiyorum ben, sakın yanlış anlaşılmasın. Zaten hiçbir şeyi devletten bekleyen bir insan olmadım hayatımda. Milli takımda spor yaparken bile yurtdışına gittiğimizde, harcırahımla falan ilgilenmez, o küçük yaşımda, işime, gücüme, sporuma bakardım ben.

Yani demem o ki, parası nereden gelirse gelsin, ister devlet desteklesin, ister biz bulup buluşturalım; bilmeliyiz ki, eğer işimizi eğitim ve bilgi dahilinde yapıyorsak ve tabii ki kalbimizle de yaptığımız işe sarılıyorsak, hiç bir şey, ama hiç bir şey başarımızı engelleyemez düşüncesindeyim.

Bu bağlamda Türkiye’de süratle şunları yapmalıyız bence...

1. Türk yöresel ürünlerinin katma değerlerinin yükseltilmesi adına, yurtdışından modern ve teknolojik konularda eğitim ve know-how almalıyız.

2. Ürün gamlarının oluşturulması için bilgi paylaşımı yapmalıyız.

3. Mukayeseli olarak “üstün üretim”lerimizi belirlemeye başlamalıyız.

4. Üreticiden tüketiciye giden yolda, zincirdeki tüm kopuk halkaları onarmaya başlamalıyız.

5. Türk mutfağını dünyaya tanıtacak, yabancı dil bilen, prezentabl, mutfak teknik bilgisi yüksek personel yetiştirmeli ve bu arkadaşlarımızın yurtiçi ve dışına dağılmasını, oralarda başarılı restoranlarda konumlanmasını ya da oralarda kendi restoranlarını açmalarını sağlamalıyız; onları buna teşvik etmeliyiz.

6. Geleneksel Türk Mutfağı lezzetlerini mutlaka ve mutlaka “günümüz dünya insanı” standartları ve tercihlerine göre adapte etmeliyiz. 

7. Türkiye’nin dünyada resmi ya da gayrı-resmi temsil edildiği her ama her alanda, tabii ki temsilin konseptine de uygun olarak, Türk mutfağını bir cazibe unsuru olarak konumlandırmalıyız.

8. Mutfağımız ve ürünlerimiz için, henüz ulaşılmamış üst düzey tanıtım ve pazarlama platformları bulmalıyız.

9. Türk Mutfağı konusunda akademik çalışmalar yapmalı, ya da yapılanlara destek olmalıyız. Bu arada, tabii ki mevcut mutfak mirasımızın da kayıt altına alınması, belgelendirilmesi  konusuna zaman ayırmalıyız; çünkü acele etmezsek bizden bir sonraki kuşağın hiçbir şeyden haberi olmayacak.

10. Ve bir önceki madde ile bağlantılı olarak da; kayıt altına alınan bu bilgileri, zaman içinde yurtiçi ve yurtdışındaki eğitim sistemleri içine sokmalı, böylece hem kendi insanımıza, hem de dünyaya, bu değerlerimizin doğru aktarılmasını sağlamalıyız.

Dikkat edersiniz ki 10 madde saydım. 10’unun da yolu eğitim, eğitimin desteklenmesi ve bilgiden geçiyor.

Sonuç olarak şöyle toparlamak isterim ki...

Aslında İtalya, tarım yapısı ve ihracatındaki “bakkaliye” başarısı ile Türkiye tarımı ve tarıma bağlı sanayisi için en büyük “rol model”i oluşturuyor.

Burada bizlere düşen en önemli görevin, ister örnek olarak kullandığım İtalya olsun, ister İspanya, ya da “İskandinav” ülkeler, onların seneler içindeki tecrübelerinden de faydalanarak, neler yapabileceğimiz ve nasıl yapılabileceğimiz konusunda çalışmak, bazen “kazan kazan” durumlar yaratarak, bazen de bedelini karşı tarafa hakkıyla ödeyerek, know-how almak, eğitim almak ve de tabii ki bu öğrendiklerimizle yol üzerinde kendi tarzımızı da oluşturmak olduğunu düşünüyorum.

İtalya’nın bu başarı hikayesinden esinlenen yeni nesil olarak, üreticimizden tüketicimize hep birlikte kendimizi geliştirerek, günün birinde Türk mutfağının makus imajını hep birlikte yukarı çekmeyi başarabileceğimiz fikrindeyim.