Baharda üç günlük Bask kaçamağı

Baharda üç günlük Bask kaçamağı
Baharda üç günlük Bask kaçamağı
19 Mayıs tatili yaklaşırken 3 günlük bir seyahat rotası: San Sebastian, Biarritz ve Saint Jean de Luz...
Haber: ECE BAGATUR USLU / Arşivi

İspanya’nın en kendine has ve en lezzetleriyle ünlü bölgesinde güzel bir 3 gün için işte size öneriler: Istanbul Atatürk Havalimanı’ndan Bilbao’ya direk seferler mevcut, iner inmez arabanızı havalimanından kiralayabilirsiniz. Biz de minik bir araba kiralayıp San Sebastian’a doğru hemen yola çıktık, şehre vardığımızda saatler öğle yemeği vaktini gösterdiği için, otele eşyalarımızı bırakıp, vakit kaybetmeden, soluğu muhteşem balıkları ile ünlü Getaria kasabasında aldık.  Getaria’da rezervasyonumuz herkesin methettiği Elkano adlı restorandaydı. Fakat eski bir aile işletmesi olan Astillero lokantası da tavsiye edilmişti, ikisine de göz attık: Elkano, deniz mahsüllerini sofistike olarak sunan, şık ve popüler bir restoran,  fakat bu popülerlik fiyatlara da yansımış, aynı kiloda bir kalkanı Astillero’da çok daha uygun bir fiyata yedik. Astillero’nun menüsü çok sofistike değildi, ama kömür ateşinde pişmiş bir yekpare kalkan hayaliyle geldiğimiz için çok memnun kaldık.


Geratia

Yekpare kalkan

San Sebastian’a döndüğümüzde yediğimiz muhteşem yemeğin etkisiyle,  güzel bir siesta yapıp, yorgunluğumuzu attık.  Saat 19.00’da tam güç Pintxos turumuza hazırdık. Tüm akşamlarımızı merkezde Pintxos yemeğe ayırdığımız için, bize yüzlerce çeşit restoran alternatifi sunan Parte Viaje, yani şehrin eski kısmındaki Pintxos barları çok iyi çalışıp geldik. Bu barlar ile ilgili önerilerime geçmeden önce, Pintxos’un ne olduğundan bahsedeyim. Madrid’e gittiğinizde içkinizin yanında ısmarladığınız minik tabakların içinde gelen atıştırmalıklara tapas deniyor San Sebastian’da ise Pintxos yapılıyor ve malzemeler genelde ekmek dilimlerin üzerine konulup bir kürdan yardımıyla servis ediliyor. Şimdi gelelim listemize: İlk sıralarda Bar Zeruko ve Bar Nestor yer alıyor. Birbirinden tamamen zıt özelliklerde bu iki tapas bar bizim favorilerimiz oldu ve her akşam uğrayıp değişik lezzetler denedik. İlk  Bar Zeruko ile başlayalım: Buranın diğer pintxos barlarından farkı, sadece ekmek üzeri küçük pintxoslar sunmuyor, aynı zamanda minik tabaklarda alışık olmadığımız lezzetleri ve tatları bir araya getirerek çok ilginç atıştırmalıklar hazırlıyor olmaları. Bu sebeple, kendileri mutfakları için ‘cocina en miniatura’ yani miniatür mutfak deneyimini kullanıyorlar. Sundukları tatlar ‘ deneysel’ minik lezzetler,  her seferinde 60’a yakın çeşit pintxos çıktığı için, buraya çeşitleri yazmak yerine kendinizin deneyimlemesini öneririm.

Bar Zekuro

İkinci favori Pintxos Bar’ımız ise Bar Nestor, burası için de pintxos bar demek zor çünkü özellikle 2 ana lezzetiyle öne çıkıyor: Birincisi hayatımda yediğim en güzel domatesler, bu domatesleri muhteşem bir zeytinyağının içinde servis ediyorlar. İkinci favori yemegi ise muhteşem bir T-steak ve her kişinin yiyebileceği sadece belirli bir miktar var, ne kadar isteseniz de fazlasını vermiyorlar, çünkü herkes Bar Nestor’a bu ikili için geldiğinden dolayı, herkesin eşit şekilde faydalanmasını istiyorlar. Gerçekten denemeye değer.


Bar Nestor domatesleri...

Diğer iki tavsiye edeceğim pintxos bar ise: A Fuego Negro ve Borda Berri... A Fuego Negro bir moleküler pintxos barı, ve gece yarısından sonra hareketleniyor. Borda Berri’de ise barın üzerinde sıralı tabaklar yok, kara tahtadan lezzetleri seçiyorsunuz, sıcak pintxoslarıyla ünlü. Ve gerisi size kalmış, Parte Viaje’nin eski sokaklarında dolanıp gönlünüze göre seçebileceğiniz daha bir çok alternatif mevcut.

Dolu dolu bir gün daha: Biarritz ve Saint Jean de Luz

Biarritz

Biarritz İspanya Kıyısı’na 35 km uzaklıkta, Fransa’nın Atlantik kıyısında bulunan şirin ve popüler küçük bir kasaba. Ününe, Kraliçe Eugenie’nin (Napolyon’un eşi), Atlantik kıyısında yaptırmış olduğu yazlık saray ile kavuşuyor ve böylece Avrupa kraliyet ailelerinin gözde tatil destinasyonu haline geliyor. Fakat 2. Dünya Savaşı’ndan sonra cazibesini kaybediyor ve küçük bir balıkçı kasabası olarak kalıyor. Son yıllarda ise sörfçülerin Biarritz’i keşfetmesiyle beraber daha BoBo (Bohem- Burjuva) bir kasaba haline geliyor. Şu an balıkçı teknelerinin yanındaki şık balık restaurantları, upuzun, dalgalarının vurduğu bembeyaz kumdan sahili ve  dalgalarla dans eden sörfçüleriyle pitoresk bir kasaba. Şık caddelerinde güzel bir yürüyüşten sonra, Chez Albert’de güneşin altında upuzun, güzel bir öğle yemeği yedik.

Saint Jean de Luz (Karim Saari’nin fotoğraf albümünden alınmıştır.)

Yemeğin hemen arkasından yola çıkıp gün batmadan Saint Jean de Luz kasabasına gittik. Bu minyon kasaba masal kitaplarından çıkmış gibi sokaklara ve evlere sahip, her yerde el işi objeler satan minik dükkanlar ve küçük restoranlar var. Biz, günün son ışıklarının vurduğu küçük meydanda aperatiflerimizi aldık ve San Sebastian’a doğru yola çıktık.

San Sebastian’da son gün

Üçüncü ve dönüş günümüzde ise San Sebastian’ı gezdik: Muhakkak tavsiye edeceğim yer ise, teleferikle çıkıp tüm Atlantik ve San Sebastian’ı izleyebileceğiniz Monte Iguelda. Miramar Sarayı ve Playa de Onderreta’nın sonundaki The Wind Comb heykeli de görülmesi gerekenler içinde. La Concha’da uzun yürüyüş ise gezinin olmazsa olmazı.

Dolu dolu bu üç günden sonra, istemesek de bu güzel kasabalara veda ediyoruz, ama içimizden bir his tekrar geri döneceğimizi söylüyor.