Çayın gizemli serüveni

Çayın gizemli serüveni
Çayın gizemli serüveni
Bir yiyeceğin, içeceğin keşfi hep merak konusudur ancak kesin bilgiler yoksa efsaneler girer devreye. Vazgeçilmezlerimizden olan çay da bunlardan biri...
Haber: MÜGE AKGÜN - muge.akgun@radikal.com.tr / Arşivi

Çay, içecekler içinde abartısız en sevdiğim. Günde en az beş şeffaf cam kupa, ince belli bardağa vuracak olursanız en az 10-12 bardak çay içiyorum. Yaseminli yeşil ve beyaz çaylarla arada ihanet etsem de favorim siyah çaylar. 

Tabii çay tiryakiliği konusunda bir istisna değilim. Dünyada sudan sonra en çok içilen sıvı çay. Türkiye ise çay üretiminde dünya sıralamasında gerilerde olsa da, çay tüketiminde ikinci sırada.
Bir çaykolik olarak çaya ait bulduğum her kaynağı okumaya, çaya dair öykülere bayılıyorum. En sevdiğim de sonradan uydurulduğunu bilsem de bir Çin efsanesi.

Çin İmparatoru Shen Nong, bir ilkbahar günü sarayın bahçesinde bir ağacın altında otururken içtiği sıcak suyun içine bir yaprak düşer, yaprağın suyun rengini ve tadını değiştirmesi Nong’un hoşuna gider ve bir imparator çayı keşfetmiş olur.

Bir diğer efsaneye de göre de, bir Budist rahip olan Hint mihracesinin oğlu, Tanrı’ya ulaşmak için dünya zevklerinden arınmaya karar verir. Yalnız yaprak yiyerek beslenir. Uyumaz. Ancak bir gün uykusuzluğa yenilir. Uyanınca o kadar büyük pişmanlık duyar ki göz kapaklarını keser atar. Göz kapaklarını ve kirpiklerini attığı yerde bir bitki biter. O bitkinin yapraklarını gözlerinin üzerine koyunca göz kapakları tekrar eski haline gelir. Tabii ki bu bitki çaydır!

Çay hem Zen felsefesinde hem de Taoculukta belki de bu yüzden kutsal sayılır. Bugün bile Çin’de üretilen çay kutularında, demliklerde ve fincanlarda Çin ejderhasının resimleri var.
Üçüncü bir efsane de 11. yüzyıl sonunda Asya’daki Türk toplulukları arasında yayılmasıyla ilgili. Hoca Ahmet Yesevi uzun bir yolculuk sırasında yorulup Türkistan köylerinden birinde mola verir. Konuk olduğu ailenin hanımı çocuk doğurmak üzeredir. Hocanın duasını isterler. Eşinin kurtulmasına sevinen köylü saygın konuğuna sıcak çay ikram eder.

Hoca Yesevi sıcak çayı içince terler ve tüm yorgunluğu geçer. “Bundan böyle hastalarınıza bu ottan içirin ne şifalı şeymiş”der. Efsaneye göre çay Orta Asya Türkleri arasında o zamandan beri kullanılır ve şifa verdiği kabul edilir.

Çay, neredeyse 5000 yıldır dünyada içilen, kültürünü ve felsefesini yaratmış bir içecek. İlk defa Çinliler tarafından ilaç olarak kullanılan çay Japonya’nın ardından Endonezya ve Hindistan’a gidiyor. 17. yüzyılın başlarında Hollandalı ve Portekizli tüccarlar Çin çayını Avrupa sahnesine çıkarıyor.

Çay Avrupa’ya Portekizliler tarafından Çin’in kıyı kesimi olan Macao’dan gemiyle, Hollandalılar tarafından ise Endonezya yolu ile getiriliyor. Çayın Avrupa’da ilk söz edilişi keşfinden binlerce yıl sonra, 1559 yılında gerçekleşiyor.

1606 yılı ise çayın Avrupa’yla tanıştığı yıl olarak tarihteki yerini alıyor. 1635 yılından sonra, Hollanda ve Fransa, Avrupa’da çay tüketimine öncülük eden ülkeler oluyor.

Zaman içinde sanayi ve teknolojinin ilerleyişi, değişen modern yaşamla birlikte çay endüstrisi de gelişerek çağın gerekliliklerine uyum sağlıyor. Önceleri açıkta, pazarlarda satılan çay artık daha modern nitelikler kazanıyor.

Dünyanın dört bir yanında bardak poşet, demlik poşet gibi pratik kullanım özellikleri sayesinde yaygınlaşan, çağın ritmine uyan çaya ilgi kuşaktan kuşağa devam edecek gibi görünüyor.

Çaya dair anlatılacaklar kolay kolay bitmez. Bir sonraki yazımda çay çeşitlerini anlatmak istiyorum…