Çeşme'de 9 yeni durak 9 yeni deneyim!

Çeşme'de 9 yeni durak 9 yeni deneyim!
Çeşme'de 9 yeni durak 9 yeni deneyim!
Benim için Çeşme, Alaçatı değil Şifne, Ilıca, Ovacık, Ildır ve Dalyan'dır... Çeşme Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç, '9 Durak 9 Deneyim' başlıklı turizm projelerini anlatınca eski bir Çeşme sever olarak "Nihayet doğru yol bulunuyor galiba" diye içimden geçirdim.
Haber: MÜGE AKGÜN - muge.akgun@radikal.com.tr / Arşivi

Salı akşamı Çeşme Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç, Sütlüce Rahmi Koç Müzesi’nde verdiği davette ‘9 Durak 9 Deneyim’ başlıklı turizm projelerini anlatınca eski bir Çeşme sever olarak “Nihayet doğru yol bulunuyor galiba” diye içimden geçirdim. 

Çeşme merkez, Şifne/Reisdere, Ovacık, Ilıca, Ildırı, Germiyan, Dalyan, Çiftlikköy her biri sahip oldukları geçmiş ile nihayet turizm sahnesine çıkacak gibi görünüyor.

Çünkü sadece bir tek Alaçatı, Çeşme yarımadasının sahip olduğu değerleri farklı yönleriyle anlatmaktan uzaktı. Alaçatı eğlence, gece yaşamı biraz da deniz sporları olarak algılatıldı bir dönem. Son bir kaç yıldır yapılan Ot Festivali biraz olsun o havayı dağıtmıştı.

Şimdi Çeşme Belediyesi’nin yapması gereken betonlaşmanın, kitle turizminin esiri olmadan, doğayı, doğalı koruyarak, geleneksel mimariye uygun yapılarla turizmde cazibe merkezi olmak. Mutfak kültürünü, otlarını, şarabını, tarihini ön olana çıkarmak. En önemlisi de yörenin insanlarına fırsat vermek, onları desteklemek.
Ancak yatak kapasitesinin arttırılması, uluslararası yatırımcıyı çağırmak yeni bir Bodrum örneği yaratabilir. Her taraf beton yığınına dönüşebilir. Çeşme yarımadasının nüfusu 35 bin kadarmış. Kendine özgü mimarisi, balık ve ot kültürü, bağcılığı, şaraplarıyla gastronomik bir değer olma şansı henüz var.

Yıl boyu turizmin en kolay gerçekleşebileceği iklime de sahip. Ancak günümüzde dünya turizmi trendleri ve sadece 260 kilometrekarelik büyüklüğü düşünüldüğünde de şansı şirin balıkçı köyü havasını ve antik mirasını koruyan bir anlayış ve yapılaşmayla mümkün.
Aşağıda satır başlarıyla vereceğim Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç’ın konuşması şimdilik böyle bir anlayışın çerçevesini hem çiziyor, hem de bozuyor. İşte konuşmadan yorumsuz bölümler:


“Çeşme coğrafi açıdan kolay ulaşılabilirliği, doğal güzellikleri, 5 yıldızlı otellerinin yanı sıra çok sayıda butik oteli, kendine özgü mimarisi, zengin ve lezzetli mutfağı ile tam bir kültürel duraktır. Eğlence ve gece hayatı sevenlerden, doğa turizmine, eno turizmden, kaplıca turizmine yelken, rüzgar ve uçurtma sörfüne kadar çok geniş bir yelpazede hizmet verilen Çeşme, sadece Türkiye’nin değil dünyanın sayılı turizm merkezlerinden biri olmaya adaydır.”


“Turizm sezonunu uzatma hedefini ilk etapta festivaller öncülüğünde gerçekleştireceğiz. Festivaller kentteki otel ve İşletmecilerin en yoğun olduğu dönem olan yaz sezonunun yanı sıra, sonbahar ve ilkbahar dönemlerinde de yapılacak. Böylelikle kentin termal kaynakları ile tarihi ve doğal güzelliklerinin dışında Çeşme’ye farklı zamanlarda gelinmesi için birçok farklı nedenler eklenecek. Çeşme Yarımadası’nın 9 farklı durağında farklı deneyim turları planladık. Çeşme festivaller kenti olacak.”


“Çeşme’de nitelikli yatak sayısının son yıllarda yapılan yatırımlarla 7 bine çıktı. Butik otel, pansiyon ve küçük otellerle bu sayı 25 bine ulaşıyor. Bu rakamlar Çeşme gibi bir turizm merkezi için oldukça yetersiz kalıyor. Çeşme, hem Türk hem uluslararası yatırımcılar için en gözde yatırım merkezleri arasında. Yatırımlar ile yatak kapasitesi arttığında turizmde bölgenin en önemli gelir kapılarından biri haline gelecek ve bölge insanın refah katsayısında ciddi bir artış sağlanacaktır.”


“Bizler bu anlamda; turizm cenneti Çeşme’nin her mahallesine her sokağına dokunacağız. Alaçatı örneğinde olduğu gibi korumacılık anlayışından ödün vermeden, mevcudu koruyarak, bölgemizi geliştireceğiz. Biz festivaller ve deneyimler beldesine dönüşen Çeşme’yi 12 ay yaşayan bir keyif merkezi olarak algılıyoruz; Reisdere’si, Ovacık’ı, Çeşme Merkezi, Ildırı’sı, Ilıca’sı, Dalyan’ı, Germiyan’ı, Çiftlikköy’ü ve Alaçatı’sıyla her zevke her tercihe farklı deneyimler sunmaktadır...”

İşte 9 Yeni Durak 9 Yeni Deneyim projesi kapsamında dikkat çekilen beldeler...

1.      Reis Dere

Reis Dere, genelde Rumeli tarafından göç almış, tarihsel dokusu içinde gelenek ve göreneklerini korumayı başarmış, termal suları, şifalı çamur banyoları ve kıyısında balık lokantaları ile şirin bir köydür. Çeşme’nin kuzeydoğusunda, Reis Dere Köyü’nün güneyinde Reis Dere Antik Yerleşim Alanı bulunmaktadır. Bu bölgede taş sanduka tipi mezarlar yer almaktadır.

Çeşme Ilıcalarının 5 km kuzey doğusunda bulunan Şifne körfezinde ise küçük bir yarımada üzerinde Şifne (Reis Dere) Kaplıca ve Çamuru bulunmaktadır. Kaplıcanın romatizma, raşitizm, kadın hastalıkları ve idrar yolları, mide, bağırsak, egzama, kan çıbanı gibi deri hastalıklarına yararı vardır. Reis Dere Kaplıca ve Çamuru, etrafında bulunan çeşitli konaklama ve yeme- içme tesisleri ile misafirlerini ağırlamaktadır.

 

2.      Ovacık

Ovacık, birbirini takip eden yumuşak tepeleri ve bölgesel rüzgarı ile çok özel bir teruara sahiptir. Bu nedenle de bağcılık ve şarapçılık bölgede hayli yaygındır. Bölgede profesyonel ya da amatör çok sayıda bağ yer almaktadır.

Şarapçılığın yanı sıra, meyve suyu, zeytinyağı, lavanta, üzüm çekirdeği ticareti yapılmaktadır. Ovacık, kendine özgü enginarı, kavunu ve koruma altındaki koyunu ile gastronomi meraklılarını bekliyor.

 

3.      Ilıca

Ilıca, 2 km'ye yakın uzunluktaki geniş ve beyaz kumlu plajları, nitelikli konaklama tesisleri ve termal olanaklarıyla Çeşme’nin en gözde duraklarından biridir. Denizin içinden kaynayan sıcak termal sular, Ilıca plajını ve yöredeki diğer plajları büyük birer termal havuz haline getirir.

Çeşme plajlarının ve özellikle Ilıca plajının en önemli özelliklerinden biri de, kıyıdan denize doğru yaklaşık yüz metrelik bir şeridin insan boyunu geçmeyecek derinlikte olmasıdır. Termal kaynaklarla beslenen sığ sularda, güneş ışınlarının insan sağlığına çok daha fazla yararlı olduğu bilimsel bulgularla kesinleşmiştir. Ilıca özelikle çocuklu aileler ve ileri yaş grubu gezginler açısından son derece keyifli ve güvenli bir tatil imkanı sunmaktadır.

 

4.      Ildırı

Çeşme merkeze 27 km uzaklıkta küçük adacıkları olan güzel bir koyun üzerinde kurulu olan Ildırı, Çeşme Yarımadası’nın ilk antik yerleşim yeridir. Erythrai adıyla kurulan Ildırı, Çeşme’nin en görülmeye değer tarihi zenginliklerinden biridir. Erythrai sözcüğünün Yunanca’da “kırmızı” anlamına gelen “erythros”tan türediği, kent toprağının kırmızı renginden dolayı Erythra’nin “Kızıl Kent” anlamında kullanıldığı yönünde de bir görüş vardır.

Ildırı, MÖ 3. yüzyıl sonlarında yapıldığı sanılan akrapolün kuzey yamaçlarındaki antik tiyatro ve Athena Tapınağı arkeoloji meraklıları için özellikle eşsiz günbatımı manzarasıyla eşsiz güzelliktedir. Ildırı; enginarı, balık lokantaları, lokma ve kahvaltı mekanlarıyla da lezzetli bir duraktır.

 

5.      Germiyan

Çeşme’nin diğerlerinden farklı bir etnik yapısı olan tek Türkmen köyü olan Germiyan, Anadolu Beylikleri’nden Germiyanoğulları’ı tarafından kurulmuş bir yerleşimdir. Kendine özgü Hurma Zeytini ve ekşi mayalı ekmeği yörede çok ünlüdür. Köy meydanındaki kahvesi hala otantik haliyle turistlerin adaçayı içmek için konakları çok sevimli bir kahvedir. Çeşme Belediyesi tarafından bu yıl ilk kez “Ekmek Festivali” adıyla bir etkinlik düzenlenmiş ve görülen yoğun ilgi nedeniyle festivali sürekli yapma kararı alınmıştır.

 

6.      Dalyan

"Eski Camii" olarak da anılan Dalyanköy Çeşme ilçe merkezinin 2 km kuzeyindedir. Bizans egemenliği sırasında I.Kılıç Arslan`ın kayınpederi Emir Çaka, yarımadayı ele geçirince, 1081 yılında Çeşme`ye gelmiş ve Oğuz Boyu’ndan gelen Türkleri buraya yerleştirmiştir. Halen bir cami kalıntısı ve geniş mezarlığıyla 11. yüzyıl Türk yerleşmelerine ait ilginç bir örnektir.

Geçtiğimiz yüzyılın başında buraya Karadeniz‘den hayli göç olmuştur. Dalyan, balık ve deniz ürünleri lokantaları ile lezzet meraklıları için vazgeçilmez bir duraktır.

 

7.      Çiftlikköy

Rüzgarıyla ünlü Çeşme’de her zaman rüzgarsız sakin köşeler de bulmak mümkündür. Yarımadanın bir yanı eserken bir yanı sakin kalır. Pırlanta Plajı ile ünlü Çiftlik adı üstünde pırıl pırıl parlayan denizi ile sakinliği sevenleri bekliyor. Ayrıca yörenin en güzel deniz ürünleri ve böcek lokantaları Çiftlik’te yer alır. Yat Kaptanlığı Okulu bulunan Çiftlikköy’ün plajlarında ‘kitesurf’ yapılıyor.

 

8.      Çeşme

İzmir’in en batı ucunda yer alan Çeşme ilçesi, doğudan Urla, kuzeyden Karaburun, batı ve güneyden Ege Denizi ile çevrilidir. İlk çağdaki ismi Cyssus olan Çeşme, tarihteki 12 İyon kolonisinden biridir. Çeşme yöresi, 11. yüzyıl sonlarında büyük Türk denizcisi Çaka Bey ile Türk egemenliğiyle tanışmıştır. Osmanlı egemenliğine geçişi, 14. yüzyıl sonlarındadır. 1893 yılı Osmanlı nüfus sayımına göre Çeşme'de yaşayan yaklaşık 30 bin nüfusun sadece %12’si Türkler idi.

Çeşme'nin en çok ziyaret edilen tarihi eseri II. Beyazıt'ın yaptırdığı Çeşme Kalesi’dir. Bugün müze olarak kullanılan Kale, yapıldığı yıllarda deniz kenarıydı. Sonraki yıllarda denizin doldurulması sonucu bugünkü konumunu almıştır. Kale ve liman, ticaret ve savaş gemilerini kötü hava koşullarına ve düşman saldırılarına karşı korumaktaydı. Kalenin güney kapısı, Osmanlı mimarisinin bütün özelliklerini taşımaktadır. Günümüze kadar çok iyi bir şekilde korunarak gelen kale içinde Çeşme Arkeoloji Müzesi yer almaktadır.

1529 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan iki katlı kervansaray, tipik Osmanlı dönemi kervansaraylarından biridir. Kervansarayın restorasyonu tamamlanmış olup otel olarak hizmet vermektedir.

 

9.      Alaçatı

Alaçatı, denizi titretmeden esen rüzgârı, rüzgar sörfü, dalından reçineler damlayan sakız ağaçları, cumartesi günleri kurulan antika pazarı, cumbalı konakları ve artık bir gastromi geleneği haline gelen “Ot Festivali” ile misafirleriyle tutkulu bir ilişki içindedir.

Antik Çağda adı "Agrilia" olan Alaçatı, Batı Anadolu tarihinde "İonia" diye adlandırılan, İzmir'in güneyinden başlayıp Menderes Irmağına kadar uzanan bölgenin tam merkezinde yer alır. Heredot Tarihi'nin birinci kitabında İonia hakkında şöyle yazar: "İonlar kentlerini bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzü altında ve en güzel iklimde kurmuşlardır. Ne daha kuzeydeki bölgeler, ne de daha güneyde kalanlar İonia ile bir tutulabilir, hatta ne doğusu, ne batısı; kimisi soğuk ve ıslak, kimisi sıcak ve kurak olur."

Alaçatı Rumlar zamanında bağcılık ve şarapçılık ile tarihinin parlak bir dönemini yaşadı. Mübadele sonrası ise Alaçatı'nın zorlu yılları başladı. Balkanlar'dan gelen Müslüman Türkler bağcılık ve zeytincilik bilmezlerdi. Böylece Alaçatı'daki bağlar sökülüp yerine Selanik göçmenleri tütün diktiler; Kosova ve Bosna göçmenleri ise bildikleri iş olan hayvancılığa başladı. Ancak iklim ne tütün, ne de hayvancılık için uygun değildi. Bin bir eziyetle yetiştirilen tütünden Alaçatı'ya gelen para ancak karın doyurmaya yetiyordu.

Alaçatı 2000’lerin başlarında rüzgar sörfü meraklıları ile keşfedilip, taş ev meraklıları ile turizme adım atmış, korumacı bir turizm anlayışı ile bölge tüm Ege’nin en özgün tatil beldelerinden biri haline gelmiştir.