Dağın tepesindeki restorana kim gelir demişlerdi ama...

Dağın tepesindeki restorana kim gelir demişlerdi ama...
Dağın tepesindeki restorana kim gelir demişlerdi ama...
Tire Kaplan Köyü'nün tepesinde 23 yıl önce açılan Kaplan Dağ Restoran bugün Türkiye'nin en iyi 10 lokantası arasında ve dünyaca ünlü şefler, yazarları sofrasında ağırlıyor...
Haber: MÜGE AKGÜN - muge.akgun@radikal.com.tr / Arşivi

Yaşam öyledir ya sıradanlığı aşmak için yoldan çıkmak gerekir. Arabayla seyahat ederken de öyle. Geçen hafta Güney Ege’ye inerken yol üzerinde köfte dışında yemeğe değer bir yer bulamayınca, yazı yetiştirme telaşım olmasına karşın Tire Kaplan Dağ Restoran’a gitmeye karar verdik.

İyi ki de gitmişiz. Adını uzun yıllardır bildiğim, yeme-içme tutkunlarının efsane gibi andığı bu restoran mutlaka görülmesi gerekli yerlerden. Daha kapısından içeri girer girmez muhteşem bir Tire Ovası manzarası sizi karşılıyor. Tahta masalar, sandalyeler her şey tertemiz ve tüm doğal güzelliklerle uyumlu, harika bir müzik çalıyor.

Beyaz önlüğü ve kepiyle genç bir aşçı mutfağın açık penceresinden dışarı bakıyor. Yanına gidip “ Yemek kaldı mı diyorum. Bizde bitmez ki hiç, şimdi önünüze seçmeniz için tepsi gelecek” diyor.


Sonra küçük meze tabaklarında çeşitler geliyor. Dağ kekiği, kuzu kulağı, ısırgan otu kavurma, kabak çiçeği dolması, süzme yoğurtlu semizotu, otlu börek, keşkek ve Tire köftesi, ceviz krokan derken bir seferde her şeyi birden tadamayız deyip duruyoruz. Her biri özenle pişirilmiş, malzemelerin kalitesi, tazeliği ve lezzetleri yerinde.

Ancak bir yerin bu denli ünlü olması, Türkiye’nin En İyi 10 Restoranı listesinde yer alması beklentileri doğal olarak çok yükseltiyor, her lokmada bir lezzet patlaması bekliyorsunuz. Sebzeler ve ot kavurmalarının tuzu ve yağı benzeri yerlerdekine oranla çok az. Keşkeğin tadı muhteşem ama üzerindeki salça sosu ve yağı biraz fazla geliyor.

Bir kez makineden çekilen sabaha dek dinlendirildikten sonra yapılan sadece tuz ilave edilerek yoğrulan Tire köftesinin yağ oranı, pişme ölçüsü tam yerinde. Başka bir tarz köfte hayal etmiş olmalıyım ki tadı çok düz geliyor ve biraz kekik ve baharat ilave ediyorum.


Ben bir kaç şey sorunca yanımıza genç ve yakışıklı şef gelip kendini tanıtıyor, ben Lütfü Çakır’ın oğlu Serkan’ım, babam artık mutfağa pek girmiyor” diyerek konuşmaya başlıyoruz. Yemeklerin tuzsuz olmasının nedenin diyet yapanlar geldiğinde en fazla sebze ve ot yemeklerini tercih etmesi olduğunu anlatıyor.

Keşkeğin üzerindeki salça sosun yoğunluğu ve Tire köftesine baharatsız olmasının sebebiyse orijinal tarifleri uygulamaları. Saygı duymamak imkansız. Serkan şef ikinci gelişinizde size ne vereceğimi biliyorum. Siz soğanlı köfte ve kasap köfte yemeliydiniz diyor.

Kaplan’da çalan müziklerden, Serkan şefin hali tavrı konuşmalarına her şey o kadar farklı ki restoranın mayasında iyi yemeğin dışında da farklı bir kültürün varlığı hissediliyor. Serkan konservatuvarda klasik Türk müziği eğitimi almış, yüksek lisansın ardından üniversitede öğretim üyesi olarak çalışmaya başlamış. Ama sonra sıkılmış ve tüm çocukluğunun geçtiği mutfağa girmeye karar vermiş. Şimdi neredeyse tüm yemekler onun yönetiminde hazırlanıyor.

Sonra sohbetimize Lütfü Bey de katılıyor. Onun hikayesi de en az oğlu kadar, hatta daha da ilginç. Fizik ve kimya öğretmeni olarak meslek yaşamına adım atan Lütfü Bey öğretmenliği pek sevmez, aklı fikri pastacılıktadır. İstanbul’da Aksaray Görgülü Pastanesinde çalışmaya başlar. Etap Marmara Cafe Opera’nın Bağdat Caddesi’ndeki şubesinin ilk şefi olur. Bir süre sonra da İstanbul’dan sıkılır ve başka bir yerde yerleşmeliyim derken kendisi gibi Tireli olan Görgülü Pastaneleri’nin sahibinin teklifiyle Tire’ye Görgülü Pastanesi’ni getirirler.


1993 yılında da yine Görgülü Pastaneleri’nin sahibiyle beraber Kaplan Lokantası’nı açarlar. Tanıdığı tanımadığı herkes olumsuzdur, “Dağın tepesinde restorana ot yemeğe kim gelir” diye çok nasihat eden olur ama o kimseyi dinlemez. Eşi Hürmüz Çakır’la beraber mutfağa girip yöresel malzemelerle yemek yapmaya başlarlar.

Ağızdan ağıza ünü yayılır, ilk gelen yeme-içme yazarı Nedim Atilla’dır. Sonra dergiler, gazeteler, şefler derken liste kabarır. Mayıs ayı başında 2015 Dünyanın En İyi Restoranı El Cellar de Roca’nın şefi Joan Roca da Kaplan Dağ’ı ziyaret eder. Roca, soğanlı köfte, süzme yoğurt, Menengeç filizleriyle yapılan kavurma ve yapımını öğrendiği sübyeye hayran kalır.

Lütfü beyin söylediğine göre yakında ünlü bir Arjantinli yemek yazarı da kendilerini ziyaret edecekmiş. Ne diyelim böylesi bilinçli, kültürlü insanların var ettiği, ardında büyük bir emek olan lezzet durakları kuşaktan kuşağa yaşasın, daha nice 23 yıllar görsün...