Hint Okyanusu yolcusu kalmasın!

Hint Okyanusu yolcusu kalmasın!
Hint Okyanusu yolcusu kalmasın!
Bir zamanların Kara Kuğusu, bugünün egzotik cenneti Mauritius, Türkiyeli gezginlerin henüz keşfetmediği bir destinasyon. Türk Hava Yolları 15 Aralık'ta adaya seferlere başlıyor. İşte hüzünlü geçmişinden bugüne Mauritius adası... 
Haber: MÜGE AKGÜN - muge.akgun@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL - İki yıl süren görüşmelerin ardından Türk Hava Yolları, 15 Aralık’ta Mauritius’a seferlere başlıyor. Uçak sonra Madagaskar’a devam ediyor. Şimdilik haftada üç sefer konmuş. Ancak Nisan 2016’dan itibaren seferler dört güne çıkacakmış.
Yaklaşık dokuz saatlik bir yolculuktan sonra dağların ve ormanların iç içe olduğu volkanik ada Mauritius’a varılıyor. Adada ilk gözüne çarpan yol boyunca uzanan uçsuz bucaksız şeker kamışı plantasyonları... Koku ne derseniz, kesinlikle vanilya.
Mauritius, Uzakdoğu'daki egzotik adalar gibi deniz, güneş ve yemekten ibaret kurgu bir dünya değil. Kaldığınız tesisin dışında mutlaka bir balıkçı köyü ya da kasabası var. Pazarlarda, parklarda dolaşıyor, ada insanıyla iletişim kurabiliyorsunuz.

DODO KUŞUNUN PEŞİNDE
Mauritius’un dünyadaki tüm nesli tükenmiş canlıları temsil eden kanatsız Dodo kuşundan, insan eliyle yok edilen deniz kaplumbağalarına uzanan öyküsü, Hint Okyanusu adalarının sömürgecilik tarihinin de kanıtı gibi.
Adanın tarihi 10'ncu yüzyılda Arap denizciler tarafından keşfedilmesiyle başlar. 1513’te Portekizli denizci, kaşif ve diplomat Mascarenhas adaya ayak basar, ilk bölge haritasını Portekizliler çıkarır ve burası insansız ama yumuşak iklimi ve zengin bitki örtüsüyle, gemilerin konaklayabileceği bir liman haline gelir. 1598’de ise Baharat Yolu’nu takip eden Hollandalılar gelir. Onlar da adada yiyecek ikmali yapar, deniz kaplumbağalarını ve avladıkları Dodo kuşunu gemilere alıp uzun deniz seyahatleri boyunca et ve yağ ihtiyaçlarını sağlarlar. Portekizlilerin ‘İlha do cerne/Siyah Kuğu’ dedikleri adaya, Hollandalılar Prensleri Maurice Nassau’nun ismini verir. Ve 100 yılın ardından büyük bir siklon sonrası adayı terk ederler.

Ada 1715’de Fransız sömürgesi olur, buraya Afrika ülkelerinden köle getirilir. 19'ncu yüzyılda ise ada kanlı bir biçimde İngilizlerin yönetimine geçer. Hindistan, Çin ve Pakistan’dan köleliğe yakın şartlarda ucuz işçiler getirilir. Mauritius 1968’de bağımsızlığını ilan eder. Alabildikleri her şeyi alıp götüren İngilizler giderken 'gelişmekte olan bir ülke' olarak not düşerler burayı, arşivlere...

YENİ BİR ÜLKE
Ekonomisi turizme ve şeker kamışına dayanan Mauritius’ta hemen her yerleşim bölgesinde kilise, cami ve Hindu tapınağını bir arada görmek mümkün. Birbirlerinin ritüellerine saygılı olarak yaşıyorlar. Adanın resmi dili İngilizce, ancak Fransızca daha yaygın halk arasında. Ayrıca Mauritius Creole’si denilen, sömürge adalarında kendi dillerini konuşmaları yasak olan, çoğunlukla Afrika’dan gelen kölelerin aralarında anlaşmak üzere yarattıkları Fransızca esintili bir dilleri de var. Hint, Arap, Fransız ve İngiliz etkisinde karma bir mimariye sahip Başkent Port Louis aynı zamanda en önemli liman kenti.
Tüm adada tarihsel olarak zenginler tepelerde, fakirler ise deniz kıyılarında yerleşmiş. Deniz kıyılarında daha çok balıkçılık yapanlar ve  köyleri ve lüks otellerde çalışanlar oturuyor. Büyük bir çoğunluğu da şeker kamışı plantasyonlarında çalışıyor. Kölelik anılarda kalmış, bugün her Mauritius vatandaşı kanunlar karşısında eşit. Ancak iş dağılımına baktığınızda 'beyaz adam' yine de hep bir adım önde ve daha iyi işlerde çalışıyor.

ÇOK KÜLTÜRLÜ BİR MUTFAK
Mauritius mutfağı da ülkenin etnik yapısı gibi çok kültürlü. Önce Hollandalıların Güney Afrika’dan getirdikleri köleler, ülkelerinin mutfak kültürünü taşımış adaya. İngilizlerden kalan en önemli mutfak izi, Hindistan’dan şeker kamışı plantasyonlarında çalıştırmak için getirilen işçilerin temel yemeği ‘curry&rice’. Bir cins bol baharatlı yahni olan, et ya da balıkla yapılan ‘köri’, bugün adanın milli yemeklerinden biri kabul ediliyor. Adalılar tarafından 'zengin yemeği' diye adlandırılan ‘Palmiye kalbi salatası’ mutlaka tadılmalı. Ortalama 10 dolara kendinizi milyoner gibi hissedebilirsiniz.
Mauritius'tan sokak lezzetleri. 

Fransızlar ise yemek pişirmeyi bir sanat haline getiren teknikleriyle bölge malzemelerini kullanarak mutfakta yeni bir dil oluşturmuş. Bu değişimde adaya gelen, yerel şeflerle mutfağa giren Paul Bocuse, Trois Gros kardeşler ve adada ‘Spoon des Iles’ adlı restoranı bulunan Alain Ducasse’nin etkisi büyük.
Avrupa, Asya ve Afrika mutfak geleneğinin bir karması olarak tanımlayabileceğimiz Mauritius mutfağı, füzyon mutfağın ilk örneklerinden sayılıyor. Balık, deniz ürünleri, tavuk, baklagiller, sebze ve meyveler mutfağın temel malzemeleri.

BALKONDA VANİLYA...
Ilıman iklimi sayesinde papaya, avokado, passion fruit, guava, ananas, elma, mango, Hindistan cevizi, zencefil, lychees, muz ve vanilya başta olmak üzere bir çok sebze ve meyve yetişiyor adada. Bizdeki sebzeler gibi burada da herkes balkonunda vanilya kurutuyor. Sokak satıcılarında en çok satılan meyve ise bir cins Hindistan cevizi; hemen bir delik açılıp pipetle sunuluyor. Her meyve sebze mevsiminde yeniyor, sadece yılda üç kez meyve veren ananas neredeyse her mevsim bulunuyor.

ŞEKER KAMIŞI VE ROM
Hollandalılar tarafından Java’dan getirilen şeker kamışının amacı  şeker üretmek değil, buraya uğrayan denizciler için rom yapmakmış. Rom yüzyıllardır adanın en önemli içkisi. Özellikle günümüzde meşe fıçılarda yıllandırılmış çok iyi markaları bulmak mümkün. Şarapta ise pek başarılı değiller. 

NERELERE GİTMELİ?
Curepipe bölgesi, Trou aux Cerf krateri, Grand Bassin, Chamarel Şelalesi, Chamarel yedi renk toprak, Black River Gorges Milli Parkı, Grand Bassin’deki  Krishna Hindu Tapınağı, Port Louis Kalesi, ünlü botanikçi Pierre Poivre’nin kurduğu Pample Mousses/Botanik Bahçesi görülmesi gereken yerler arasında.

RESTORAN
Varangue Sur Morne:
Adanın güneyinde, en yeşil bölge olan Chamarel’de dağların tepesinde bulunan bu restorana yemeklerinden ziyade muhteşem manzarası ve verandası için gidiliyor. Ülkeye gelen devlet başkanlarının, tüm ünlülerin fotoğrafları süslüyor duvarları.

NELER YAPILIR?
Mauritius dünyanın en ünlü dalış ve sualtı fotoğrafçılığı destinasyonlarından biri. Hemen her otelin bir ‘scuba diving’ merkezi var. Deniz suyu yüksek oksijene sahip olduğu için mercan kayalıkları ve balıklar başta olmak üzere deniz altı yaşam çok zengin.
1844’te İngiliz sömürgesi olduğu dönemde de ada golf sporuyla tanışmış. Bugün İngiltere ve Hindistan’dan sonra en çok golf sahasının olduğu ve oynandığı yer. Felsefesini arınma ve yenilenme üzerine kuran spa ve masaj da ada turizminde çok önemli. Masajda çok başarılılar.


ALIŞVERİŞ
Baharat, vanilya, şeker, çay, maket gemi, tahta oyma, hasır çanta ve renkli tahtadan yapılmış Dodo kuşu adanın en ünlü ürünleri. Ancak yerel pazarlarda ve dükkanlarda alışveriş yaparken pazarlığı asla ihmal etmeyin, neredeyse dörtte bir iniyor fiyatlar. Süpermarketler yeni yeni açılmaya başlanmış. Turistik pazarlar kadar keyifli değil ama çayları, baharatları buralardan daha ucuz alabiliyorsunuz.

KONAKLAMA
Mauritius’un turizm politikası lüks olarak sınıflanmış. Adada üç yıldızlıdan aşağıda otel ya da tatil köyü olmadığı söyleniyor. Dünyada bilinen tüm ünlü tatil köyü ve otel zincirlerinin en az bir tesisi var.

Adanın Mauritiuslu bir aileye ait olan ilk tesisi Constance, bunlardan biri. 1920’lerden itibaren şeker endüstrisinin içinde olan, enerji, gayrimenkul bankacılık alanlarında faaliyet gösteren Constance ailesi 1975 yılında Belle Mare Plage’de üçer yataklı 10 küçük bungalov ile turizme adım atmış. Adanın ilk golf sahası da burada açılmış.
Ardından artı 5 yıldız kategorili Le Prince Maurice villaları gelmiş. Mauritiuslu mimar Jean Marc Eynaud, yerel mimariye ve doğaya uyumlu insanı hayran bırakan bir zevkte ve incelikte bir dünya yaratmış. Her şey ‘Sade lüks ve rüya gibi bir tatil’ mottosuna uyuyor. Bedeli derseniz, o biraz yüksek. Ancak yüksek sezon dışında giderseniz fiyatlar daha uygun oluyor. Zaten adada kışları bile en düşük sıcaklık 20 derece civarı...