İyi şef patates kızartmasından belli olur!

İyi şef patates kızartmasından belli olur!
İyi şef patates kızartmasından belli olur!
20 yıl kadar önce Nice'te birkaç masalı bir restoran olarak açılan sonra bir zincirin halkasına dönüşen La Petite Maison, son bir yıldır İstanbul'da Akdeniz esintili Fransız mutfağını başarıyla temsil ediyor...
Haber: MÜGE AKGÜN - muge.akgun@radikal.com.tr / Arşivi

Nedense yeni açılan bazı yerler çok konuşulunca hemen gitmek pek içimden gelmiyor. Hele de açıldığının ikinci haftası ‘en’ listelerine girmeye başlayınca iyice korkuyorum! Zaten ilk zamanları yeni restoran meraklılarına bırakmak en iyisi. Nasılsa sonradan başka yerler keşfedince oralara akıyorlar. Maçka Palas’ta açılan La Petite Maison da açıldıktan neredeyse bir yıl sonra gidebildim.

Daha önce aynı yerde Maçka Park Hyatt Otel’in restoranı olan The Prime vardı. Bir kaç kez gittiğim, özellikle et çeşitlerini başarılı bulduğum Prime nedense bir süre sonra kapandı. Yerine La Petite Maison’un açıldığını duyduğumda şimdi tam bu küçücük alana uygun bir yer açmışlar ve ad koymuşlar diye içimden geçirmiştim ama yanılmışım.


Mekan yenilenme geçirmiş, büyümüş ve aydınlanmış. Kapıdan içeri girer girmez açık mutfağı, duvarlarda yerli ve yabancı sanatçıların resimleri ve barıyla çok hoş, sevimli modern Akdeniz restoranı çıkıyor karşınıza.

Zaten La Petit Maison, 20 yıl kadar önce Nicole Rubi tarafından Nice’te birkaç masalı küçük bir restoran olarak açılmış. Nicole yemekleri yapar, sanatçı kocası da yaptığı resimleri duvarlarına asarmış. Nice’teki bu restoranın müdavimlerinden olan, Zuma ve Roka adlı Japon restoran zincirlerinin sahibi yatırımcı Arjun Waney uzun ısrarlar sonucu La Petite Maison’u farklı kentlerde açmak için haklarını satın almış. Ancak Nicole’ün şartı Nice’teki yerini bu satıştan ayrı tutmak olmuş. Arjun Waney Londra, Dubai Moskova ve Beyrut’ta şubeler açmış.
Sonra sıra bölgenin yeni cazibe merkezi İstanbul’a gelmiş. Yönetimle ilgileri yok ama binanın sahibi oldukları için Doğuş Grubu’nun da restoranda ortaklığı varmış.

PAHALI DİYE ÜNLENMESİNDEN RAHATSIZ!

La Petite Maison’un genel müdürü Olivier Lavigne du Cadet işini son derece profesyonelce sahiplenen başarılı bir yönetici. Restoranın pahalı diye ünlenmesinden rahatsız ve çok mantıklı bir biçimde öyle olmadığını formüle ediyor. Zaten yemekleri tadıp, mönüdeki fiyatlara bakınca söylediklerinde pek bir abartı olmadığını görüyorsunuz. Başlangıçlar 12-39, ana yemekler de 45-90 lira arası.

Ayrıca paylaşıma yönelik büyük tabaklar hazırlamışlar. Dört kişinin paylaşabileceği yanında kaz ciğerli organik bütün tavuğun fiyatı 160, baharatlı kuskus eşliğinde kuzu kaburganın fiyatı 175 lira. Restoranın markasını taşıyan özel şaraplarından seçer, başlangıçları da ortaya söylerseniz 100-150 lira arası bir hesap ödeyip çıkabilirsiniz.

BİR ŞEF PATATES KIZARTMASINDAN BELLİ OLUR!

Mutfağın başında daha önce Londra ve Moskova şubelerinde görev yapan şef Liam Smith-Laing var. Geçen hafta önce şarap kavlarında Fransa’da bir şatoda sadece onlar için üretilen restoranın adını taşıyan şaraplarını, ardından da şefin masasında ilkbahar için hazırladığı yeni mönüyü tattık.

Kaz ciğeri parfe, dana carpaccio, levrek ceviche, sıcak karides, pecorino peynirli rezene salatası, pesto ve botargalı tagliatelle, ızgara dülger balığı, kuzu pirzola, patates kızarması ve patates graten ortaya tadımlık geldi. Dana carpaccio’yu atlarsam hepsi birbirinden lezzetliydi.


İyi bir şef patates kızartmasından belli olurmuş! Patatesin tadı iki çeşidinde de mükemmeldi. Masaya oturur oturmaz getirdikleri bagetleri de profiterol ve ayvalı tart da öyle. Son yıllarda moda olduğu üzere burada da mutfak açık. Şef Liam ve ekibi neşe içinde dans eder gibi yemekleri hazırlayıp masaya getiriyor. Bu görüntü bile insana güven veriyor. Kısacası La Petite Maison keyifle vakit geçirilecek, mutlu ayrılacak bir restoran. Nişantaşı kontenjanında olmasında yarar var...