Mahallenin gerçek İtalyan'ı...

Mahallenin gerçek İtalyan'ı...
Mahallenin gerçek İtalyan'ı...
Göztepe Parkı'nın yanında açılan Due Forni tam bir mahallenin İtalyan'ı; hem şefi hem de yemekleriyle... Hikayesi de hayli ilginç...
Haber: MÜGE AKGÜN - muge.akgun@radikal.com.tr / Arşivi

Hikayesi olan yerleri seviyorum. Ama bazı yerler içinde o kadar çok hikaye barındırır ki anlatmaya hangisinden başlayacağınızı, neyi ön plana çıkartacağınızı bilemezsiniz.

Göztepe Parkı'nın yanında kısa bir süre önce açılan İtalyan Lokantası Due Forni bu yerlerden biri. İtalyancada çift fırın anlamına gelen Due Forni’nin kuruluş öyküsü de adı gibi ikilikler içeriyor.

Türkiye’nin bir ucundan diğer ucuna uzanan ve  sınırlar ötesinde aşkla başlayan iki sıra dışı öyküyü birbirine bağlayan isim ise gazeteci, yemek kültürü yazarlarının duayenlerinden  Ahmet Örs.

Ahmet Örs on yıl önce Fenerbahçe Dalyan’da açılan Misina Balık’a ilk gidişinde sahibi Suat Yılmaz’la tanışır. Yılmaz’ın Ardahan’dan İstanbul’a uzanan, 13 yaşında bulaşıkçılıkla başlayıp balık restoranı açmaya varan öyküsü Ahmet Bey’i çok etkiler. Suat Yılmaz’a her türlü desteği verir.

Yılmaz her başı sıkıştığında ‘babam gibi görüyorum’ dediği Örs’e danışır. Misina’nın balığı ulaşılabilir kılan anlayışı, taze deniz ürünlerinden yarattığı meze ve yemekleriyle kısa sürede İstanbul’un gözde balık lokantalarından biri olur.

Yanına kardeşlerini de alan, her birini okutup destek olan Suat Yılmaz, yeme-içme dünyasına yönelik projeler geliştirmek amacıyla 2011 yılında Ocean Grup'u kurar.

Bir yıl kadar önce de yine Ahmet Bey’e “Yeni bir yer açmak istiyorum ne tarz bir yer olmalı?” diyerek danışır. Ahmet Bey’in önerisi İtalyan Lokantası” olur. Suat Yılmaz yine Misina gibi mahallenin lokantası olacak bir yer aramaya başlar.

Göztepe Parkı’nın yanında daha önce de bir İtalyan lokantası olarak hizmet veren ve içinde İtalya’dan getirilmiş iki taş fırını olan mekanı devralır. Sıra bir şef bulmaya gelir. Ahmet Bey, Yılmaz’a “İstanbul’daki İtalyan restoranlarının en büyük sorunu İtalyan olmayan şeflerin mutfağın başında olmasıdır. Sen bunu yapma sakın” der.

İTALYAN ŞEF‘İN TÜRKİYE AŞKI
Bu arada dört yıl kadar önce Ahmet Örs’ün kızının en yakın arkadaşı, manevi kızım dediği Pelin, Londra’da tanıştığı bir İtalyan şefle evlenmeye karar verir. Düğünleri İtalya’da yapılır, Örs nikah şahitleri olur.  Bir süre sonra iki genç İstanbul’da yaşamaya karar verir. Şef Matteo Bertuletti üç yıl kadar farklı restoranlarda çalışır ama bir türlü istediği, mutfakta mutlu olacağı ortamı yaratamaz.


Ahmet Örs ve Matteo Bertuletti
Tam ne yapsak geri mi dönsek, yeni bir yer mi açsak ikilemi içindeyken Ahmet Bey Şef Bertuletti ile Suat Yılmaz’ı tanıştırır. İşlerinde iddialı iki genç adam birlikte yola koyulmaya karar verirler. Ve ortaya mahallenin gerçek İtalyanı ‘Due Forni’ çıkar.

Şef Bertuletti Due Forni’de klasik İtalyan mutfağının; pizza, spagetti, risotto ve et yemeklerinin yanı sıra deniz ürünleriyle zenginleştirilmiş bir mönü hazırlamış. Tabii hem şef hem de konuklar çok şanslı. Çünkü bir İtalyan restoranında farklı bir uzmanlık alanı olduğu ayrı bir tedarik zinciri gerektirdiği için burada olduğu kadar taze balık ve çeşitli deniz ürünleri bulmak kolay değildir. Due Forni’nin en büyük ayrıcalığı arkasında Suat Yılmaz ve Misina Balık olması.

Ancak İtalyan şef Bertuletti de bu şansı en iyi biçimde değerlendiriyor. Özellikle de şefin elinden çıkan taze makarnalar ve deniz ürünleri birlikteliği çok başarılı. Risottoları da öyle, denediğim balkabaklı risotto bugüne dek İstanbul’da İtalyan restoranlarında yediklerimin arasında en iyisiydi diyebilirim.


Tatlı-tuzlu dengesi, pirincin sertliği tam kıvamındaydı. Çift fırından çıkan ekmekler de pizza da mükemmel. İstanbul çok yetenekli, mutfağında aşkla yemek pişiren, üstüne üstlük son derece mütevazi ve güler yüzlü bir İtalyan şefe kavuştu. Değerini bilmeliyiz.

Due Forni’nin İtalyan ve Türkiye şaraplarından oluşan zengin bir kavı da var. Hem yemek hem de şarap fiyatları olabileceği kadar makul tutulmuş.


Ancak bir tek eleştirim var. Gelenler böylesi yetenekli bir şefin makarnalarını, taş fırında pişen pizzalarını, risottolarını denemeli. Mönüde anti-pasta dışındaki başlangıç ve salata hatta ızgara balık ve et çeşitleri ne kadar az olsa o kadar iyi olur...