Milano'da dolu dolu bir hafta sonu için rehber

Milano'da dolu dolu bir hafta sonu için rehber
Milano'da dolu dolu bir hafta sonu için rehber
İtalyan modasının kalbinin attığı Milan'da dolu dolu bir hafta sonu geçirmek isteyenler için önerilerimizi yazdık. İlk tavsiyemiz: Ayağınıza rahat bir ayakkabı giyin, bol yürüyüşlü bir hafta sonu sizi bekliyor.
Haber: ECE BAGATUR USLU / Arşivi

İlk durağımız Duomo Katedrali; Milan’da en çok ziyaret edilen yer olma özelliğini taşıyan bu Gotik Katedral, 11.700 m² lik alanı ile, dünyanın en büyük 5. Kilisesi. İnşaatına 1386 yılında başlanmış tamamlanması 600 yıl sürmüş. 

Duomo Meydanı ve Katedral’den sonraki 2.durağımız dünyanın en eski alışveriş merkezlerinden biri olarak kabul edilen Galleria Vittorio Emanuele. Sekizgen olarak tasarlanmış olan galerinin orta bölümünde, Torino, Roma, Floransa ve Roma’nın askeri filamalarını taşıyan 4 mozaik ve bir boğa figürü bulunuyor. Bu boğa figürünün üzerinde topuklarınızın üzerine basarak dönmenin ise kişiye uğur getireceğine inanılıyor. Duoma Meydan’ından girip Galeri’nin diğer tarafından çıktığınız zaman ise sizi bütün görkemiyle La Scala Opera Binası karşılıyor. Eğer çok önceden internetten biletlerinizi satın alırsanız, 1778 yılında kapılarını açmış bu muhteşem opera binasında Verdi’nin La Traviata adlı muhteşem eserini de izleme fırsatı bulabilirsiniz. Bu muhteşem 3 mimari yapıyı gördükten sonra ise, artık İtalyan Moda’sının kalbinin attığı ‘Altın Dikdörtgen’adlı bölgeye doğru yol alabilirsiniz. Via Montenapoleane, Via Manzoni, Via della Spiga ve Corso Venezia caddeleri ile çevrelenmiş bu dikdötgenin sokaklarında kendinizi bir süreliğine de olsa bu büyülü moda dünyasının bir parçası hissedeceksiniz.

Modanın kalbininde yaptığınız bu gezintiden sonra artık güzel bir öğle yemeğini hakkettiniz. Benim size önerim pizzalarıyla ün salmış La Fabbrica’da bir öğle arası vermeniz. Onlarca pizzası arasından benim favorim taş fırında kenarları çıtır çıtır pişen Scamorza Peynirli ‘La Fabbrica’ pizzası.


Chocolat dondurma
Bu güzel yemekten sonra, Milano’nun keyifli sokaklarında gezerken, muhakkak uğramanız gereken bir yer daha var: Chocolat. Chocolat bana göre Milan’ın açık ara en iyi dondurmacısı. Adından da anlaşılabileceği gibi çikolatalı dondurmaları ise özel spesyalleri. 6 çeşit çikolatalı dondurması var, benim favorim portakal parçacıklı ve biter çikolatalı olan. Dondurma tercihi çikolata olmayanlar için de diğer bütün çeşitler mevcut ve hepsi de birbirinden lezzetli, burada yediğiniz dondurmanın tadını unutmanız çok kolay olamayacak.

Elinizde dondurmanız, Milano’nun ara sokaklarında gizlenmiş kafelerinin, butiklerinin tadını çıkarıp uzun bir yürüyüş yaptıktan sonra sıra geldi akşam yemeğine: Benim size önerim, geleneksel lezzetleri farklı dokunuşlarla sunan: Osteria La Vecchia Lira. Sahibi olan yaşlı teyze hala tatlılardan bizzat sorumlu ve her masayla kişisel olarak ilgilenmeye devam ediyor. Yemekler muhteşem, özellikle ince ince dilimlenmiş biberiyeli dana eti, kocaman bir tabakta servis edilen anneanne usulü çıtır çıtır patatesler ve üstü nar gibi pişmiş safranlı risotto benim favorimlerim. Sonundaki çikolatalı tart ise tüm yemeğin bonusu.

Osteria La Vecchia Lira
Bu dolu dolu gün ve muhteşem yemekten sonra hala enerjisi olanlar Milan’ın hareketli gece hayatına karışabilirler. Armani Privé hem müzikleri hem de ambiyansı ile şehrin favori mekanlarından.

Eğer Milan’ın gece hayatını da gördüyseniz, ikinci gününüzü daha sakin ve daha kültür odaklı geçirmek isteyebilirsiniz.Gününüze, görmeden gidilmemesi gereken, Leonardo Da Vinci’nin Son Akşam Yemeği eseri ile başlayabilirsiniz. Santa Maria delle Grazie kilisesini yemekhane duvarını boydan boya kaplayan bu dünyaca ünlü eseri görebilmek için biletinizi aylar önce internetten almanız gerekiyor, ama bu uğraşınıza değer, dünyaca ünlü bu devasal eseri karşınızda görünce etkilenmemek mümkün değil.


Da Vinci'nin ünlü 'Son Akşam Yemeği' tablosu.
Eğer sanat galerilerine merakınız varsa, ikinci durağınız Brera bölgesinin ara sokakları olabilir. Hazır Brera’ya uğramışken Türkiye’de de şubesi olan Obika’nın mozerallarının bir de Milan’dayken tadına bakmanızı öneririm. Tütsülenmiş mozeralla ve manda sütünden yapılan Stracciatella di Puglia öne çıkan lezzetleri. Ev yapımı pesto ile yapılmış Trofie makarnası ise mis gibi zeytinyağ ve fesleğen kokuyor.


Bu hafif öğle yemeğinden sonra şehrin oksijen deposu Parco Sempione’nin çimlerinde tatlı bir öğle uykusu uyuyup, bisikletle bu güzel parkı turlayabilirsiniz. Akşam üstüne doğru bu park etrafında olmakta fayda var çünkü gün batımıyla beraber, işlerinden çıkan Milano’lular, yemek öncesi birşeyler içmek ve atıştırmak üzere Parco Sempione’nin çevresindeki barlara doluşuyorlar. Milan’da akşam üstü yapılan bu ayak üstü buluşmaya ‘aperitivo’ deniyor ve Milan’ın en önemli sosyal aktivitilerinden biri olarak kabul ediliyor. Eğer daha şık ve lüks bir aperitivo’yu tercih ederseniz Bulgari Hotel’in bahçesi de çok keyifli ve hareketli oluyor.


Bulgari Hotel
Gün batımında yaptığımız bu keyifli aperitivo ile beraber Milano’da geçirdiğimiz haftasonunu da sonunda geliyoruz. Aslında 1-2 günümüz daha olsaydı, trenle 20 dakika uzaklıktaki Como Gölü’nü de görebilirdik. Bu, ünü dünyaya yayılmış güzel gölü ve malikanelerini bir sonraki seyahetimizde göreceğimize söz vererek Milan’a veda ediyoruz.