Sürdürülebilir tarım olmazsa 35 yıl sonra...

Sürdürülebilir tarım olmazsa 35 yıl sonra...
Sürdürülebilir tarım olmazsa 35 yıl sonra...
Yediğimiz içtiğimizin nasıl üretildiğine dünyanın neresinden gelirse gelsin hepimiz dikkat etmek zorundayız. Gelecek sürdürülebilir tarımla mümkün.
Haber: MÜGE AKGÜN - muge.akgun@radikal.com.tr / Arşivi

Birkaç yıl önce yapılan bir araştırmaya göre eğer artmadıysa bugün dünyada 2700’e yakın kent var. Ve 2025 yılında dünya ekonomisini 75 kent yönetecek. Yani dünya nüfusunun yarıdan fazlası kentlerde yaşayacak. Global gayri safi milli hasılanın yüzde altmışını kentler yaratıp üretecek.

Zaman içinde biraz daha ileri gidelim. 2050 yılına kadar dünya nüfusunun da 9 milyara ulaşması bekleniyor. 35 yıl içinde dünyada gıda üretiminin, artan nüfus talebini karşılayabilmesi için yüzde 70 oranında arttırılmış olması gerekiyor.

Ancak var olan tablo tam tersini gösteriyor. Tarım alanları her geçen gün azalıyor. Küçülen tarım alanları durmadan artan nüfusu beslemek zorunda. Dünyayı her geçen gün etkisine alan iklim değişikliği, sıcaklık artışı tarımı güçleştiriyor, verimi düşürüyor. Su kaynakları her geçen gün azalıyor. ‘Sürdürülebilirlik’, kaynakların doğru bir biçimde yönetimi tüm dünya için hayati önemde.

Sürdürülebilir tarım, hızla artan dünya nüfusunun ihtiyacı olan yeterli ve kaliteli gıda maddesinin uygun maliyetlerde üretimini, çevrenin ve doğal tarım kaynaklarının korunmasını geliştirecek sistem ve uygulamalar demek.
Biraz sivil toplumun baskısı biraz da maddi koşullar nedeniyle zaten Batılı devletlerin büyük bir bölümü bu gerçeği kabullendi ve sürdürülebilirlik bir devlet politikası olarak benimsedi.

Gıda sanayinin önemli aktörleri de bu gerçeğin farkında olmaya başladı. Kullandıkları ürünlerin tamamını sürdürülebilir tarım yoluyla üretilenlerden temin ederse bundan hem şirketler hem de tarım sektörü kazanır. Sürdürülebilirlik bir zamanlar şirketler tarafından sosyal sorumluluk projesi olarak görülürdü. Artık bir zorunluluk olduğu anlaşıldı.

BİZ TÜKETİCİLERDE DUYARLILIK YOK
Şimdi sıra biz tüketicilerde ve sivil toplumun baskısında. Yediğimiz içtiğimizin nasıl üretildiğine dünyanın neresinden gelirse gelsin dikkat etmek zorundayız. Doğal, iyi tarım ürününü talep edildiği oranda üretici de buna yönelecektir.
Çiftçilere, eğitim verilmesi, doğru tarım uygulamalarının öğretilmesi, sadece gübre kullanımının azaltılması, damla sulamaya geçilmesi bile hayati önemde.
Ancak henüz tüketicide böyle bir duyarlılık yok. Ekonomik şartlar gereği şimdilik tüketici sadece fiyatına göre seçimlerini yapıyor.

Küçük ölçekli tarım söz konusu olduğunda bir diğer zayıf halka devlet desteği. Çiftçilerin durumunu, şikayetlerini göz önüne aldığımızda destek politikalarının yeterli olmadığı, küçüğü yok etmek üzerine kurulu bir sistem olduğu söylenebilir.
Oysa Türkiye tarımının kurtuluşu sadece sanayiye dönüşmesinde değil, küçük ölçekli çiftçiliğin desteklenmesinde. Yerel ürünlerle dünya pazarlarına açılma şansımız var. Bir de kooperatifler yeniden düzenlenerek hayata geçirilirse organizasyon ve dağıtım sorunları da çözülür...

BU BİR İLANDIR