Taşıma yemekle Antakya mutfağı restoranı olur mu?

Taşıma yemekle Antakya mutfağı restoranı olur mu?
Taşıma yemekle Antakya mutfağı restoranı olur mu?
Son bir kaç aydır Göktürk'te açıldı ilanlarını görüp de gidemediğime hayıflandığım Antakya mutfağı sunan Pierre Antakya Cuisine'e nihayet gittim ama...
Haber: MÜGE AKGÜN - muge.akgun@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL - Göktürk’ün en soğuk ve karlı olduğu günlerden biriydi ve restoranın tek müşterisi bizdik. Boş değilse bile -o her açıdan tehlikelidir- az müşterili restoranları severim. Şef tüm enerjisini ve gücünü bize hazırlayacağı yemeklere verecekmiş gibi gelir.
Boşluğu havaya bağlayarak mönüye baktık, yemeklerimizi ısmarladık. Biberli ekmek, abagannuş, zahter salatası, humus, tabule, lahmacun, tepsi kebabı, içli köfte... Antakya mutfağından sevdiğim ne varsa söyledim. İçli köfte bitmiş. Diğerleri yavaş yavaş gelmeye başladı.
Meze ve salataların pek parlak olduğunu söyleyemem. Hatta humusu, bayat bir nohut kokusu olduğu için hiç yiyemedik. Domatesi bol, maydanozu, nar ekşisi, zeytinyağı az olan tabule ise kötü bir yorumdu. Neyse "Hamur işleri iyi olur" deyip sıcacık bir lahmacun hayal etmeye başladık. Ama ne yazık ki önümüze ağırlaşmış kalın bir hamurdan, hatta soğukça bir lahmacun gelince, şefin Antakyalı olup olmadığını merak ettim.
Servisimizi yapan genç arkadaş şefin izinli olduğunu söyledi. Sonra yanımıza restoranın sahibi olduğunu öğrendiğim bir bey geldi. Lahmacunun özellikle hamurunu beğenmediğimi, belki de şanssızlığımızın şefin olmadığı bir akşama denk gelmek olduğunu söyledim.

FAST FOOD ANTAKYA MUTFAĞI!
Yanılmışım. Katıklı ve biberli ekmek, lahmacun ve içli köfte gibi çeşitlerin hepsi Antakya’da yapılıp dondurularak geliyormuş. Burada yapılan sadece ısıtma işlemiymiş! Yani Antakya mutfağının bir cins ‘fast food’ versiyonu.
Tabii evinde bile buzluğu boş olan, her şeyi taze ve günlük yemeği seven biri için tahmin edersiniz büyük bir hayal kırıklığı. Soğuk zincirin tüm kurallarına uygun bile olsa donmuş bir lahmacun yemek istemem. Sahibine bunu söylediğimde beni anlamadı tabii ki. Ailesinin kontrolünde en iyi yerde yapılıp getirildiğini anlatmaya çalıştı.
Ardından gelen tepsi eti de, kireçte kabak tatlısı da diğerlerine oranla daha iyi ama sıradan diyebileceğim bir lezzetteydi. Tepsi etinin altına konan lavaş ise soğuk ve kağıt tadındaydı. Kirece yatırılmış kabak tatlısı gecenin en iyisiydi. Pierre Antakya Cuisine iş yapar ya da yapmaz onu da bilemem. Ben bir kez daha gitmeyi düşünmem.
Aslında burayı açanlar en büyük kötülüğü Antakya mutfağına yapıyor. Antakya gibi lezzetiyle haklı bir üne sahip zengin bir mutfağı temsil eden bir yer açılıyorsa bunun bilinciyle yola koyulmak gerekir. Böyle taşıma suyla değirmen dönmez.
Rakıda ve şarapta da tek bir markanın, tek bir serisine yer verilmiş. Hangi şaraplarınız var diye soruyorum. Garson bana beyaz mı kırmızı mı? Merlot mu Sauvignon Blanc mı? diye soruyor. Hangisini istersem kapıp bir şişe getirecek! "Fiyatları da yüksek, neden bir kaç farklı marka ve kalitede şarap bulundur muyorsunuz?" dediğimde sahibinin sinirlenmeye başladığını hissediyorum. Kibarlığını bozmamaya çalışarak haddimi bildiriyor. “Bırakın da buna biz karar verelim. Hem bizim müşterilerimiz memnun, bugüne dek hiç şikâyet almadık.” Demek ki Pierre Antakya Cuisine’in sahibi bizi potansiyel müşteri gibi görmüyor. İyi geceler dileyip, biraz karnımız aç, biraz hayal kırıklığına uğramış çıkıyoruz...