Trakya Bağ Rotası'nda şahane hafta sonu

Trakya Bağ Rotası'nda şahane hafta sonu
Trakya Bağ Rotası'nda şahane hafta sonu
Hafta sonu İstanbul'un trafiğinden ve kalabalığından uzaklaşmak isteyenler için güzel bir öneri Trakya Bağ Rotası üzerindeki bağları gezmek ve şarap üreticilerinden hikayelerini dinlemek olabilir. Bu rota, Kırklareli'den başlayıp Çanakkale'ye kadar uzanıyor ve 12 tane bağı kapsıyor: Vino Dessera, Arcadia, İrem Çamlıca, Barel, Chateau Nuzun, Umurbey, Barbare, Melen, Chateau Kalpak, Gülor, Gali ve Suvla.
Haber: ECE BAGATUR USLU / Arşivi

Biz bu hafta sonu için planımıza Chateau Kalpak ve Barbare’yi alarak yola çıktık. Barbare’nin bağları İstanbul’dan yaklaşık 1,5 saat uzaklıkta, Chateau Kalpak ise İstanbul’dan 3 saat uzaklıkta. Biz sabah erkenden yola çıktık ve istikametimizi Chateau Kalpak olarak belirledik. Vardığımızda, bağların sahibi Bülent Bey bizi kapıda karşıladı ve bize hem bağcılık hem de şarap üretimi ile ilgili detaylı bilgiler verdi.


Bülent Bey’in en küçük ayrıntıda bile mükemmeli arayan yaklaşımı hepimizi derinden etkiledi. Benim kişisel olarak en çok dikkatimi çeken ise şarapların 24 ile 36 ay meşe fıçılarda bekliyor olmasına rağmen, güçlü ve baskın bir meşe tadının ve kokusunun şaraba yansımıyor olmasıydı. Bülent Bey bunun sırrını Fransa’da meşe fıçılar yapılırken, kendisinin bir fiil orda bulunup, fıçı yapımındaki bir çok aşamada yönlendirme yaparak, ulaşmak istediği tada en uygun fıçının üretildiğinden emin olmak olarak açıklıyor. Gezimizin sonunda Bülent Bey’e bize ayırdığı vakit ve kattığı yeni bilgiler dolayısıyla teşekkür ederek, bir sonraki rotamız Barbare’ye doğru yola çıktık.


Bu Barbare’de geçireceğimiz ilk hafta sonu değildi, çünkü 1 ay kadar önce gelip, mekanın yöneticisi Özcan Bey’in sunduğu mükemmel ev sahipliği sayesinde muhteşem bir iki gün geçirmiştik ve bu sefer kalabalık bir grup olarak tekrar dönüp bu minik bağ otelinin tüm odalarını kapattık. Özcan Bey her zamanki gibi büyük bir tutkuyla bize hem Barbare’nin hikayesini hem de bağcılığın inceliklerini uzun uzun anlattı.


Bu hikayede benim en çok ilgimi çeken, ailesi 400 yıldır bağcılıkla uğraşan, Fransız Xavier Vignone’dan aldıkları danışmanlık oldu. Nerdeyse yılın her haftasını başka bir ülkede geçiren ve yüzlerce önemli bağa danışmanlık veren ünlü bir önologla çalışmak gerçekten büyük bir ayrıcalık.

Bir sonraki Barbare seyahatimizi kesinlikle Mösyö Xavier’nin olduğu bir tarihe getirmeye çalışacağız, eminim ki bizi şaşırtacak daha bir çok bilgiye sahiptir. Şimdi bir süreliğine bağcılığı ve şarapları kenara bırakarak, Barbare’nin misafirperverliğinin de hakkını vermek isterim.


Eğer sabah erken gelirseniz veya akşam kalırsanız, sizi öncelikle muhteşem bir kahvaltı bekliyor, lezzetli bir menemen, çeşitli peynirler, tatlı domatesler, nar gibi kızarmış sigara börekleri ve en önemlisi harika bir kaymak. Arkasından bağlar arasından denize inen yolda güzel bir yürüyüş yapıp tekrar otele döndüğünüzde bu sefer Tekirdağ köfte, bulgur pilavı ve taptaze yeşilliklerden hazırlanmış salatanız ve tabii ki şaraplarınız sizi bekliyor oluyor.

Bu güzel yemeğin ardından biraz sohbet, biraz yürüyüş derken sıra akşam üstü şömine keyfine geliyor, gürül gürül yanan şömineyle birlikte dilerseniz güzel bir kitap okuyabilir dilerseniz Özcan Bey ile uzun uzun sohbetlere devam edebilirsiniz.

Akşam yemeğinde ise yine damaklarınızın zor unutacağı bir lezzet sizi bekliyor. Mutfakta emek veren Tekirdağlı teyzelerin elleriyle hazırlamış olduğu muhteşem erişteler sofraya geliyor ve hepimiz birer tabak daha istiyoruz.

Yemeğin sonunda mutlu son bizi bekliyor: Mustafa Kemal Paşa tatlısı ve yine süt kokulu o muhteşem kaymak. Yemeklerle ilgili beni en çok mutlu eden nokta ise, malzeme ve mönü seçiminde yerel lezzetlere yer verilmiş olması oldu, bu şekilde her şey çok lezzetli ve tazeydi. Şarap-yemek uyumunda da çok başarılıydı.


Göz açıp kapayıncaya kadar geçen bu hafta sonundan sonra evimizin yolunu tutuyoruz, ama biliyoruz ki Trakya Bağ Rotası daha çok uzun ve keşfedeceğimiz yeni tatlar ve lezzetler bizi geri çağırıyor..