Uzun ve zorlu bir yolculuk: Sürdürülebilirlik

Uzun ve zorlu bir yolculuk: Sürdürülebilirlik
Uzun ve zorlu bir yolculuk: Sürdürülebilirlik
Unilever Gıda Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Mustafa Seçkin: Tarihte bir dönüm noktasındayız ve bulunduğumuz bu noktada merkezinde sürdürülebilirliğin bulunduğu yeni bir iş modeli, tüm dünyada yaşam kalitesinin artırılması için temel bir rol oynayacak...
Haber: MÜGE AKGÜN - muge.akgun@radikal.com.tr / Arşivi

Markaların sürdürülebilir bir gelecek için planlarını ve stratejilerini anlatmalarına olanak sağlayan ‘Sustainable Brands/Sürdürülebilir Markalar’ konferansının üçüncüsü hafta içinde İstanbul’da yapıldı.
Unilever Gıda Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Mustafa Seçkin’in Unilever’in 'Sürdürülebilir Yaşam Planı'nı özetlediği, özellikle de çay tarımı konusunda yaptıklarını anlatan konuşması konferansın ilgiyle dinlenen bölümlerinden biri oldu. Seçkin’e, sürdürülebilirlik konusuna ilgi duyanlarla paylaşmak üzere gıda sektörünün güçlü ve etkin aktörlerinden biri olan Unilever’in bugüne dek yaptığı çalışmaları ve gelecek planlarını sorduk...

Unilever, son yıllarda politika değiştirerek sürdürülebilirliği ajandasına aldı ve bu konuda hedefler koydu önüne. Bunu neden yapıyor?
Çünkü dünyanın değişmekte olduğunun farkındayız. Unilever olarak dünyanın önde gelen hızlı tüketim ürünleri şirketlerinden biriyiz. Türkiye’de ise 100 yılı aşkın süredir faaliyet gösteriyoruz. Sekiz fabrika yatırımımız, 5.000’i aşkın çalışanımız ve 36 ülkeye ihracatımızla Türkiye ekonomisine değer sağlıyoruz. Elbette hepimizin olduğu gibi amacımız işimizi yaparken büyümek…
Ancak biz, bu büyüme trendinde gezegenimize ve insanlığın geleceğine yönelik bazı sorumlulukları da dikkate almak gerektiğine inanıyoruz. Biz şirket olarak, sürdürülebilirlik konusunu iş yapış felsefesi olarak benimsedik. Beş yıl önce iş planımızı ve büyüme hedeflerimizi sürdürülebilir bir çerçevede yeniden tasarladık.

2015’e dek olan sosyal, çevresel ve ekonomik taahhütlerinizi yerine getirdiğinizi ilan etmiştiniz. Kısaca özetlemenizi istesem?
Dünya genelinde 800 bin küçük ölçekli çiftçiye destek verdik. Tarımsal ham maddelerin yüzde 100'ünü sürdürülebilir kaynaklardan tedarik etme hedefimiz doğrultusunda da önemli ilerleme kaydettik, tarımsal hammaddenin yüzde 55’ini sürdürülebilir kaynaklardan sağlıyoruz. Çevresel Etkiyi Azaltmak hedefi kapsamında karbondioksit salınımını 1 milyon ton azalttık ve 244 milyon avro’luk maliyet tasarrufu sağladık.

Türkiye’de neler yaptınız?
Markalarımızın Türkiye’de gerçekleştirdiği projelerle 27 bin küçük ölçekli çiftçiye destek sağladık. 1000 kadına becerilerini geliştirme imkânı, eğitim ve iş fırsatları yarattık.
Unilever Türkiye olarak, satış ve dağıtım noktalarımızın ekolojik ayak izini azaltmayı hedeflediğimiz projeyle bugüne kadar 52 noktayı ‘Yeşil Satış Noktası’ yaptık. Bu yolla 200 bin tüketiciye ulaştık. Bugün, tarımsal hammaddelerimizin %98'ini sürdürülebilir olarak tedarik ediyoruz.
Çevresel anlamda daha sorumlu fabrikalar yaratmaya uğraşıyoruz. 2013 yılında üretime başlayan Konya’daki Algida fabrikamız ilk günden itibaren ‘sıfır katı atık’ anlayışıyla çalışıyor.
Unilever, tüm dünyadaki tesislerinde ‘sıfır atık’ hedefini 2015 Şubat ayı itibarıyla tutturdu. Oysa biz, Türkiye’deki tesislerimizde, bu hedefe bundan tam 2 yıl önce, 2013 yılında ulaştık. Ve bugün, tüm fabrikalarımız sıfır katı atık statüsünde faaliyet gösteriyor.
Peki sürdürülebilirlik  büyüme hedefinizle paralel gidebiliyor mu?
Unilever Türkiye olarak Sürdürülebilir Yaşam Planı’nı uygulamaya başladığımız yıldan bu yana çift haneli büyüyoruz. Bu da takdir edersiniz ki, sürdürülebilirliğin büyümeye bir engel değil, en büyük itici güç olduğunun önemli bir göstergesi. Unilever’in büyümesinin yarısından fazlası ‘sürdürülebilir markalarımız’ sayesinde gerçekleşti ve bu markalar karlılığımıza önemli katkı yaptı. 

SÜRDÜRÜLEBİLİR ÇAY TARIMI
Belki de bölgeye gidip dolaştığım için olmalı beni en çok heyecanlandıran  projelerinizin başında Lipton Sürdürülebilir Çay Tarımı geliyor. Çay sudan sonra en çok içtiğimiz sıvı ama üretimi hakkında pek bilgimiz yoktur...
Türkiye dünyada beşinci büyük çay üreticisi. Ülkemizde 1 milyon insanın dolaylı olarak geçim kaynağı çay. Tam 200 bin çiftçi ise ekmeğini doğrudan çay tarımından sağlıyor. Yılda yaklaşık 3.5 kg ile tüketimde dünya birincisiyiz. Kendimize özel demleme ritüelimiz ile ise çay aslında bizler için sosyal bir alışkanlık.
Çayın bu kadar hayatımızın merkezi halinde olduğu bir sektörde ihtiyaca cevap verebilmek, yalnızca üretmekle mümkün değil. Türk çayının geleceği için çay üreticisinin, çay ekimi ve hasadı konusunda bilinçlendirilmesi, tarım uygulamalarının geliştirilmesi, ekolojik dengeyi koruyacak uygulamaların yaygınlaştırılması böylece; daha etkin ve verimli bir çay tarımı yapmasına imkan sağlanması gerekiyor.
Bizim için sürdürülebilirlik; kökleri üretimden, tedarik zincirine uzanan bir kavram. Sürdürülebilirliği doğru yönetebilmek için tedarik ve üretim süreçlerinden başlamak gerek. Biz de Sürdürülebilir Çay Tarımı projemize sizin de bildiğiniz gibi 75 yıl önce dikilen çay fidelerinin artık ekonomik hayatlarının sonuna gelmeleri, yanlış sulama, gübreleme ve budalama ile verimliliği giderek daha da azalan Türk çayının geleceğini kurtarmak ve bu benzersiz lezzeti gelecek nesillere miras bırakmak amacıyla 2010 yılında başladık. Beş yıldır da Lipton Sürdürülebilir Çay Tarımı Projesi’yle geniş kapsamlı, kısa, orta ve uzun vadeli projelerden oluşan planımızı, sosyal, çevresel ve ekonomik olmak üzere üç temel alan üzerinde şekillendirdik.
2010'da başladığımız çiftçi eğitimleri kapsamında tarım uygulamaları hakkında bugüne kadar her sene 18 bini aşkın çiftçiye eğitim verdik. Çiftçilerimize doğru sulama, gübreleme, budama konularında eğitimler devam ediyor. 2015 yılında tedarikçilerimizi de eğitimlerimizin bir parçası haline getirdik ve bu sene sonuna kadar 35.000’den fazla çiftçiye daha ulaşmayı hedefliyoruz.

GÜBRELEME REÇETESİ... 
Ekonomik uygulamalarımız kapsamında 2011 yılında Ziraat Odaları’yla işbirliği ile kurduğumuz Rize’nin ilk Toprak Analiz Laboratuvarı sayesinde yaklaşık 330 alım evi çevresinden 2000’e yakın noktadan toprak numunesini analiz ettirdik. Farklı bölgelerden alınan bu topraklarla bir toprak haritası çıkardık. Bu analizlerin sonucunda çiftçi için adeta bir gübreleme reçetesi çıkarıyoruz. Bu reçetelere uygun gübrelemeyle çay üreticileri bugüne kadar yaklaşık 1 milyon TL’ye yakın tasarruf etti.
Bir de sağlık ayağı vardı galiba?
Evet, Doğu Karadeniz bölgesinin ileri gelenleriyle yaptığımız görüşmeler sonucunda başlattığımız sağlık taraması projesiyle 11 ilçede, 300 köye ulaşarak 6.000 kadına ücretsiz sağlık taraması yaptık. Yaptığımız taramalar sırasında 13 kadında göğüs kanseri erken bir aşamada tespit edildi. 2015 yılında sağlık taramalarımızın kapsamını daha da genişlettik ve kadınlar için göğüs ve rahim ağzı kanserine ek erkekler için de kolorektal kanser taramalarına başladık. 2012 yılında çevresel uygulamalarımız kapsamında Rize’de kurduğumuz katı atık toplama tesisi sayesinde bugüne kadar 1680 ton atık toplandı.
Tüm bu çalışmalarımız sayesinde 2013 yılında ilk fabrikamız dünyanın en saygın çevreci organizasyonlarından biri olan Yağmur Ormanları Birliği’nden (Rainforest Alliance) sertifika almaya hak kazandı. 2014 yılında diğer iki fabrikamız da bu sertifikaya aldı ve artık tüm fabrikalarımızda sürdürülebilir çay ürettiğimiz belgelenmiş oldu.
Bu sertifika ile ambalajlarımızda göreceğiniz 'yeşil kurbağa' damgası, çay üretiminin tüm aşamalarında çevrenin korunduğunun, çiftçi ekonomisine ve sosyal hayata önemli katkı sağladığının kanıtıdır. Sürdürülebilirlik kavramının toplumsal bir ortak bilince dönüşebilmesi önemli. Ancak bu şekilde hedeflenen başarı elde edilebilir. Bunun için insanların kalbine dokunmak ve çay adına yapılan bu çalışmaları, çayın geleceğini koruma sorumluluğunu daha geniş kitlelere ulaştırmak için özel bir projeye daha imza atmıştık.

‘Çaya Ses Ver’ korosu muydu?
Evet, çiftçilerimizin çay toplarken yaşadıkları keyifli anları, sıkıntıları, zorlukları anlattığımız sözlerle bir şarkı besteledik. Çay çiftçisi kadınlarımız çayın sesi oldular. ‘Çaya Ses Ver’ koromuz ile Türkiye’de daha iyi çay tarımı uygulamalarını geliştirme çabalarımızı, yaklaşık 10 milyon kişiye duyurmuş olduk.
Sadece 10 milyon kişiye ulaşmak yetmez dedik, yeni iletişim kampanyamızda çiftçi kadınlarımıza yer verdik, tüm Lipton çay paketlerimizin üzerinde Sürdürülebilir Çay Tarımını anlatmak için yine koromuzdaki çiftçilerimizin resimlerine yer verdik. Çaya Ses Ver Koromuz ile ulusal ve uluslararası birçok ödül kazandık.
Çiftçi kadınlarımız bizlerle bu mücadelede yer almaya devam ediyor, yakında yine onlarla çok güzel çalışmalar yapacağız ve sizlerle paylaşacağız.

Bir de yeni bir makas projeniz var değil mi?
Bölgede faaliyette olduğumuz bunca sene içinde fark ettik ki, aslında çay çiftçilerimiz  bir çok sağlık problemi yaşıyor. Bu sağlık problemlerinden de en temelini kas iskelet sistemindeki hastalıkları oluşturuyor. Bu sorunları daha iyi anlayabilmek adına İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emel Özcan ile bölgede kapsamlı bir araştırma yaptık. 400ü aşkın çiftçiyle yaptığımız araştırmalarda, çay tarımında her 10 çiftçiden 9’unun kronik ağrı çektiğini, çifçilerden yüzde 61inde doktor tarafından kas iskelet hastalığı tanısı konulduğunu, yüzde 63'ünün bel, yüzde 53'ünün ise el/bilek ağrısı çektiğini belirledik. Biz de tüm bu ağrılara bir dur demek istedik ve ergonomi projesi ile Türkiye’de bir ilki daha gerçekleştirmek üzere yola çıktık.
Projemizin ilk aşamasında her yıl 18 binden fazla çiftçimize doğru çay toplama yöntemleri konusunda bire bir eğitim veriyoruz. Bu eğitimlerde çayın hangi ergonomik pozisyonda kesilmesi, taşınması, sulanması, gübrelenmesi gerektiğini anlatıyor, uygulamalı olarak kendilerine gösteriyoruz.
Ancak bu da bizim için yeterli değil. Aynı zamanda keşfettik ki, ömrü boyunca yaklaşık 30 yıl çay tarımı ile uğraşan bir çiftçinin günde ortalama 7 bin, 30 yıl boyunca ise neredeyse 30 milyon kez çay budamak için makas vuruyor. Bu işlemin eller, bilekler ve bel için ne kadar yorucu ve yıpratıcı bir iş olduğunu sanırım gözünüzde canlandırabiliyorsunuzdur.
Biz Lipton olarak buna da bir çözüm geliştirmek istedik ve Endüstriyel Tasarımcı Can Yalman ile yepyeni bir ergonomik makas tasarladık! Yeni ergonomik çay makasının ağustos ayında, yani üçüncü hasatta çay çiftçileri ile buluşacağını müjdelemiş olalım.

Dünyanın geleceği sürdürülebilirlikte, adeta yeni bir iş modeli diyebilir miyiz?
Tarihte bir dönüm noktasındayız ve bulunduğumuz bu noktada merkezinde sürdürülebilirliğin bulunduğu yeni bir iş modeli, tüm dünyada yaşam kalitesinin artırılması için temel bir rol oynayacak. Sürdürülebilirlik biliyoruz ki, uzun ve aslında zorlu bir yolculuk. Bu yolculukta tüm iş ortaklarımız, tedarikçilerimiz, çalışanlarımız, tüketicilerimizle beraber çalışmaya devam ediyoruz...