Zil, şal ve gül: Sevilla

Zil, şal ve gül: Sevilla
Zil, şal ve gül: Sevilla
Endülüs bölgesinin en büyük kenti Sevilla'ya gidip de Yahya Kemal Beyatlı'nın muhteşem şiirini hatırlamamak mümkün mü?
Haber: MÜGE AKGÜN - muge.akgun@radikal.com.tr / Arşivi

Portakal çiçeği kokularının sarıp sarmaladığı Sevilla ışığının parlaklığı, dar sokaklarının gizemi, flamenko yapan kadınların cazibesiyle ressamlara, şairlere binlerce yıldır ilham vermiş, vermeye de devam ediyor.

Sevilla, Endülüs Bölgesi’nin en büyük kenti. Gelenekselle modern mimarinin uyum içinde olduğu, geçmişine ihanet etmeyen kent, 800 yüz yıl boyunca bir arada yaşayan İslam ve Hıristiyan kültürlerinin tam bir kesişme noktası. 

Endülüs Bölgesi doğal ve mimari güzellikleri kadar İber Yarımadası'nın en güler yüzlü insanları gibi bir üne de sahip. Bu ünde insana mutluluk veren portakal çiçeği kokularının payı olmalı.

Özellikle bahar aylarında gidenleri önce kentin her yanını saran portakal çiçeği kokuları esir alıyor. Büyülenmiş bir biçimde sürekli derin nefes alma ihtiyacı duyuyor insan.

Sevillalılar tarihe ve mimari gibi geleneklerine de sahip çıkmışlar. Yüzlerce yıl öncesinden gelen ritüeller hala bozulmadan devam ediyor. Dini günler, mevsim değişiklikleri şenliklerle kutlanıyor, turistik bir gösteriye dönüşse de boğa güreşleri, flamenko şenlikleri devam ediyor.  

Guadalquiver nehri üzerine kurulan Sevilla'da ilk yerleşim 2000 yıl öncesinde başlamış. Bugün Endülüs özerk bölgesinin sanat kültür ve ticaret merkezi olarak kabul ediliyor. Mitolojide Herkül tarafından kurulduğu söylenen kentin tarihinde 711-1492 arası  egemenliği altında yaşadığı İslam uygarlığının izleri yoğun.


Sevilla, aynı zamanda Avrupa kıtasının geçmişini en iyi korumuş kentlerinden. Eski kentte binaların tümünün dış yüzeyleri koruma altında. İçleri belirli kurallar altında yenilenebiliyor ama otellerin, evlerin ortasında duran antik kalıntılara bile dokunulmamış. Saraylardaki, kiliselerdeki çiniler bile ilk günkü parlaklığıyla yerlerinde.

Real Alcazar Sarayı tarihte ilk kez bir Mağrip kalesi olarak inşa edilmiş. Bugünkü Alcazar'ın büyük bir bölümü ise 1364 yılında Kastilya Kralı tarafından Mağripli ustalara yaptırılmış, Müdeccen mimarisinin en iyi örneklerinden biri sayılan saray her yeni hükümdarla birlikte genişlemiş.


Ama İslam mimarisiyle en çok tezat yaratan V. Carlos'un yaptırdığı gotik öğeler olmuş. Günümüzde de İspanya Kralı Sevilla'ya geldiğinde bu sarayda kalıyormuş. Alcazar Sarayı'nın bahçelerinin güzelliği insana "cennet bahçesi bu olmalı” dedirtiyor.

Sevilla Katedrali de dünyanın en büyük Gotik kilisesi ve Vatikan'daki Saint Peter, Londra'daki Saint Paul'den sonra dünyanın en büyük ikinci katedrali. Giralda kulesinde bu güne kadar geçmiş tüm uygarlıkların üst üste geçmiş izleri var.

Orta çağda kralın koruması altında yaşamak zorunda kalan Yahudilerin 1492'de Sevilla'dan uzaklaştırılana dek oturdukları Santa Maria Katedrali'nin duvarları dibinde inşa edilen mahalle şimdi sit alanı.   


Sevilla bir açık hava müzesi diye adlandırılabilir. Aynı zamanda Madrid'deki Prado Müzesi'nden sonra İspanya'nın en büyük müzesi ve sanat galerisi Museo de Bellas da bu kentte. Carmen'in sigara sararken Don Jose'nin kalbini çaldığı ünlü tütün fabrikası ise bugün Sevilla Güzel Sanatlar Fakültesi olarak hizmet veriyor.

Sevilla tarihindeki en önemli değişimlerden birini 20.yüzyıla girerken 1929 yılında düzenlenen Latin Ülkeleri Ticaret Fuarına hazırlanırken geçirmiş. Kent baştan aşağı elden geçirilerek yenilenmiş. Ünlü İspanyol Meydanı o fuarın kente armağanı. Kentin modern yüzü, otoyollar ve hızlı tren ise 1992 yılındaki Expo 92'nin kente kazandırdıkları arasında.


Sevilla aynı zamanda boğa güreşlerinin ve köklerinin Hint, Arap, Yahudi, Yunan ve Kastilyan kültürlerine dayandığı söylenen Flamenko’nun da merkezi. Araştırmacılara göre Flamenko müziğini ve dansı Çingenelerin İspanya'ya geldiği 15.yüzyıldan itibaren yaygınlaşmaya başlamış.  Eylül ayında Flamenko Festivali düzenleniyor. Hatta kente özgü "Sevillano" adlı bir dans da var. Vitrinler ve sokaklar Flamenko kıyafetleri ve ayakkabılarından geçilmiyor. Kızlar iki yaşından itibaren Flamenko’ya başlıyormuş. Erkekler için en prestijli meslek ise hala matadorluk.


Kentte sokaklar ancak bir araba geçecek genişlikte, kimilerinden hiç geçilemiyor. Kalın duvarlar arkasındaki, güneşi içeri almaz pencereler birbirlerinin gölgesindeki iç içe geçmiş evler sayesinde yazın kırk dereceyi aşan sıcaklıkta yaşamak mümkün. Evlerin bahçe olarak kullandıkları ortak avluları da  birer estetik harikası.

Yaşamın sokakta geçtiği kentte  ilkbahar ve sonbahar en çok turist akınına uğrayan mevsimler ama kuzeyin yazı gibi geçen kışlar da özellikle İskandinavlar tarafından tercih ediliyor.

Sözü çok uzattım galiba, Endülüs mutfağı, Sevilla restoranları ve konaklama seçenekleri yarın yine Gusto sayfamızda...