Radikal-çevrimiçi / Kültür/Sanat / Ben bir asker kaçağıyım gelin bana bir tas su ver
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  13 Şubat 2004 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Bugünkü Radikal
 Ana Sayfa
 Sıcak Haber
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
İnsan vardır ki söylediği sözlerle büyür, söz vardır ki, söyleyen insan yüzünden büyük görünür.
İsmail Habip Sevük
Tarihte Bugün
Takvimler 13 şubat tarihini gösterdiği zaman...

1965 yılında,
4 Ocak 1964'den beri işbaşında bulunan İnönü hükümeti, 1965 bütçesinin TBMM'de reddedilmesi üzerine düştü.
1996 yılında,
Türkiye-Türkmenistan doğalgaz anlaşması Ankara'da imzalandı.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla | Arşive Ekle Kültür/Sanat 

Ben bir asker kaçağıyım gelin bana bir tas su ver

Ben bir asker kaçağıyım gelin bana bir tas su ver
'Soğuk Dağ', aşkı uğruna askerden kaçan Inman (Jude Law) ile bir türlü kavuşamadığı Ada'nın (Nicole Kidman) ilişkisine odaklanıyor. Filmin ilginç unsurlarından biri de kostümlerin güzelliği.
İçinden savaş geçen epik aşkların anlatıcısı Anthony Minghella, 'Soğuk Dağ'da da Amerikan iç savaşında ayrı düşmüş iki sevdalıyı perdeye taşıyor. Filmin başrollerinde Nicole Kidman ve Jude Law var

13/02/2004 (1784 kişi okudu)

UĞUR VARDAN (Arşivi)

Kasabalar kendine özgü sıradan hayatlarını yaşarken, o çıkagelir ve işler değişir... Evet, Nicole Kidman, Dogville'in ardından bu kez 'Soğuk Dağ' kasabasına uğruyor... Michael Ondaatje'nin romanından uyarladığı 'İngiliz Hasta'yla tanınan, 'Yetenekli Bay Ripley'de, bir Patricia Highsmith metnine başvuran Anthony Minghella, son filmi 'Soğuk Dağ'da da (Cold Mountain) çizgisinden kesinlikle sapmıyor; bu kez Charles Fraizer'ın çok tutmuş romanını, ete kemiğe büründürüyor.
'Soğuk Dağ', 1864 yazında şiddetini yitirmemiş olan Amerikan iç savaşının, Virginia'daki Petersburg cephesinde açılıyor. Kuzeylilerin tuzağını tersine çevirmeye çalışan Güneylilerin içinden birisi, bu hikâyenin asıl kahramanlarından. Soğuk Dağ kasabasının içedönük genci Inman, yöreye yeni gelen rahibin kızı Ada'ya çok geçmeden tutuluyor. Gerçi iki genç arasındaki ilişki bir öpücüğün sınırlarından öteye gitmiyor ama Inman savaşa katılınca, onu cephede ayakta tutan yegâne neden, genç kadının varlığı oluyor. Ada için de farklı bir çözüm görünmüyor. Babasını yitiriyor ve kasabanın yalnızlığında genç adamın cepheden dönmesini bekliyor. İkisi de birbirlerine, eline ulaşıp ulaşmadığını bilmedikleri mektuplar yolluyor...
Homeros'un 'Odysseia'sı
Minghella, başlangıç noktasından sonra iki ayrı öykü anlatıyor. Birinde yönetmenin kendi deyişiyle bir tür Homeros'un Odysseia'sındakine benzer bir yolculuğa kalkan Inman'ın, cepheyi terkedip Ada'sına kavuşmak için verdiği mücadele var; diğerinde ise Ada'nın kasabadaki ayakta kalma çabası. Ada piyano çalan, yabancı dil bilen klasik kasaba normlarının çok uzağında bir kadın. Ama ne var ki bunca bilgiye rağmen hayat pratiği çok zayıf; yemek pişirmekten bile aciz. Bu noktada karşısına deli dolu
olan Ruby çıkıyor ve bekleme süresince farklı karakterlerdeki iki kadın, birbirlerine destek oluyor. Onları bekleyen asıl problem ise kasaba içinden geliyor.
Yerel kuvvetlerin başında olan ve savaştan kaçanları cezalandırmak için bir cellat misali ortalıkta dolaşan kötü karakter Teague'nin, Ada'ya olan zaafı bitmez tükenmez bir tehlike kaynağına dönüşüyor.
Savaş ortamlarındaki aşklara olan zaafını 'İngiliz Hasta'dan bildiğimiz Anthony Minghella, yine epik tarzda karşımıza getirdiği filminde iki karakterli öyküyü, son derece dengeli bir anlatımla sunmuş. Bir cephede huzurun sürdüğüne inandığımız noktada, diğer cephenin sorunları devreye giriyor ve hikâye hareket kazanıyor.
Amerikan sineması için, tarihi öneme sahip ünlü filmi 'Rüzgâr Gibi Geçti'nin en azından dönem olarak gölgelerini aksettirdiği bu iç savaş melodramı, elbette David O'Selznick naifliğine sahip değil. Inman'ın geri dönüş serüveninde karşısına çıkan, tuhaf karakterlerin oluşturduğu engeller (ki burada John Boorman'ın 'Delivarence'ından izler bulabilirsiniz), filmin iniş çıkışlarını belirliyor.
Ama 'Soğuk Dağ'a asıl ruhunu, ana karakterleri veriyor. Nicole Kidman, artık portföyünde her şeyiyle büyük yönetmenler olan belki de tek yıldız. Ama mesela burada, 'Dogville'dekine benzer bir iz bıraktığını söylemek zor. Hatta filmde çizildiği kadarıyla böylesi bir kadına gönül vermek pek de inandırıcı değil; belki Inman'ın dönüş ısrarını, bizatihi ona değil böylesi bir fikre inanmasına bağlayabiliriz. Nicole Kidman ile Jude Law arasındaki kimyaya gelince, burada da tıpkı 'Meksikalı' filminde Julia Roberts'la Brad Pitt'in öykü gereği film boyunca çok az biraraya gelmesi gibi bir durum var.
Yardımcı oyuncular iyi
Öte yandan Minghella, 'Yetenekli Bay Ripley'de olduğu gibi karakterlerini bir moda kataloğundan çıkmış gibi sahaya sürmeye devam etmiş. Mesela sonlara doğru karlı ortamdaki Nicole Kidman'ın kıyafet kombinasyonları, günümüz New York'u ya da Nişantaşısı'nda rastlayacağınız kadın figürlerinden pek de farklı değil. Filmdeki rolüyle 'En İyi Yardımcı Kadın'da Oscar'a aday olan Rene Zellweger ise Calamity Jane'i andıran karakterinde bence çok abartılı ve rahatsız edici oynuyor.
Öte yandan ara karakterlere hayat veren diğer oyuncular; örneğin Ray Winstone, Brendan Gleeson, Kathy Baker ve kuşkusuz Nathalie Portman çok başarılılar.
Anthony Minghella'nın daimi adamı olan John Seale'in muhteşem görüntü çalışması (özellikle kar sahneleri) filmin bir başka artısı. Açılış sekansındaki savaş atmosferi ise Amerikalı bir eleştirmenin de vurguladığı gibi Hieronymus Bosch'un cehennemi tasvir eden tablolarını andırıyor.
Biliyorum, 'Soğuk Dağ', bazı izleyicilere bir hayli sıkıcı gelecek ama bence içine girebiliyorsanız, keyif veriyor. Kaçırmayın derim... Öyküye tek bir itirazım var; Inman'ın yerinde ben olsam Natalie Portman'ın yanında kalırdım...


Bir aşk-nefret ilişkisi

İSTANBUL - Patty Jenkins 'Cani'de, geçen yıl Florida'da idam edilen Aileen Wuornos adlı, seri cinayetler işleyen ve erkeklerden nefret eden Aileen Wuornos'un yaşadıklarını beyazperdeye taşıyor. Filmde, performansıyla Altın Küre alan ve En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar'a aday Charlize Theron dışında Christina Ricci, Scott Wilson ve Bruce Dern rol alıyor.
Film iki hastalıklı kadın arasındaki aşk ilişkisini anlatıyor. Eşcinsel eğilimlerinden kurtulması için ailesi tarafından Florida'ki teyzesinin yanına gönderilen Selby Wall ile fahişelik yapan ve birlikte olduğu erkekleri öldürmekten çekinmeyen Aileen Wuornos bir barda tanışırlar.
Wuornos bir yandan fahişelik yapmaya devam ederken diğer yandan Selby Wall ile ilişkisini ayakta tutmaya çalışır. Medya da işlenen cinayetlere aşırı ilgi göstermeye başlar ve Aileen Wuornos'u 'ilk kadın seri katil' ilan eder. Bu durum Aileen Wuornos'un kendini iyice kaybetmesine neden olur. (Kültür Sanat)



Padoktan çıktım yola...

Gary Ross, 'Zafer Yolu'nda geçmişe uzanıyor ve kaybedenlerin bol olduğu zamanlardan bir 'kazanan' filmi çıkarmayı başarıyor.
Kasım 1938... Avrupa, ertesi yıl patlak verecek bir savaşın ayak seslerini yavaş yavaş hissetmeye başlamış... Amerika ise, geçirdiği ağır ekonomik
krizin yaralarını sarmaya çalışıyor. İşte tam da böylesi bir zaman diliminde, başkan Franklin Roosevelt'in ülkesinde halk bir at yarışının galibini merak ediyor. Bir yanda 'yüksek sosyete'nin temsilcisi konumunda olan War Admiral, öte yanda da alt sınıfların ruhuna ve umutlarına tercümanlık eden Seabiscuit. Gary Ross imzalı 'Zafer Yolu' da (Seabiscuit) işte bu final yarışına kadar gelinen sürece kulak kabartıyor ama elbette aktarmak isteği taraf mazlumlar kanadı; yani Seabiscuit ve onu yaratan koşullar...
Tutunabilecek bir dal
Film aslında dört kahramanı aynı parantezde toplayan bir silkiniş öyküsü. Basit bir bisiklet satıcısıyken otomobil adlı harika bir aracın varlığıyla yükselip zengin bir işadamı olan Charles Howard; Kanadalı orta sınıf bir ailenin iyi eğitimli üyesiyken '29 bunalımı'ndan payını alan ve fakirleşen jokey Red Pollard; ancak yeleli sadık dostlarıyla ayakta kalabilen gizemli at bakıcısı Tom Smith... Üçü, ülkenin dibe vurduğu günlerde yedikleri darbelerden sıyrılıp ayağa kalkmaya çalışırken tutunacak ortak bir dal buluyorlar: Bir tür idman atı olarak yetişmiş ve her daim kaybetmiş
ama içinde kazanmaya dair bir cevher barındıran Seabiscuit.
Bir önceki filmi 'Pleasentville'de geçmiş zamana olan ilgisine vâkıf olduğumuz yönetmen Ross, Laura Hillenbrand'ın çok satmış bir romanından uyarladığı filminde yine geçmişe uzanıyor ve kaybedenlerin bol olduğu zamanlardan bir 'winner' (kazanan) filmi çıkarmayı başarıyor.
Malum, Amerikan halkı, dolayısıyla sinema seyircisi kazananı sever. Ross, muhatabı olduğu seyircinin bu zaafını kullanması biliyor ama yine de 'Zafer Yolu', klişelere dayalı bir Hollywood'vari başarı öyküsü değil. Mesela, kaybettiği noktalarda bile çalışanlarının yanında olan ve her zaman yeni bir şans tanımaktan yana tavır koyan işadamı Howard, aslında bir Frank Capra karakteri.
Keza bir tür 'atlara fısıldayan adam' olan seyis Smith de, klasik başarıya muhtaç figür çizgilerinden uzak. Dickinson şiirlerini ve 'Moby Dick' türü başyapıtları hatmederek büyüyen ve yarış öncesi gazetecilere Shakespeare'den alıntılar yapan jokey Pollard da, yeterince farklı.
Buhran yıllarının panoramasını başarılı bir atmosferle kuran ve görüntü yönetmeni John Schwartzman'ın mükemmel yarış kadrajlarıyla keyifle izlenen bu öykünün tek bir problemi var; biraz uzun...
Çılgın spor spikerinde William H. Macy ve 'muhteşem yedek' jokey George Woolf'ta, gerçek bir jokey olan Gary Stevens da, filmin özel sosları arasında...



İFSAK'ta kısanın galibi Teoman
İSTANBUL - 25. İFSAK Ulusal Kısa Film ve Belgesel Yarışması'nın sonuçları belli oldu. En İyi Kurmaca dalında Seyfi Teoman'ın 'Apartman'ı, En İyi Kurmaca Video'da Deniz Buga'nın 'Kardeşler'i, En İyi Belgesel Video'da Deniz Çolak'ın 'Görüşeceğiz/Lale'si, En İyi Deneysel Video'da Esin Büyükyıldırım ile Osman Ozan Özbanazı'nın 'Bir Varmış Bir Yokmuş'u, En İyi Canlandırma'da ise Ahmet Sönmez'in 'Kopi'si ödüle değer görüldü. JVC'nin sponsor olduğu yarışmaya toplam 136 film katılmıştı. Hilmi Etikan, Haşmet Topaloğlu ve Selim Evci'den oluşan jüri tarfından katılan filmlerden 24'ü ön elemeye bırakıldı. Yarışmada birinci olan ve ön elemeyi geçen filmler 1-7 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek olan Uluslarası İstanbul Kısa Film Günleri'nde seyirciyle buluşacak. Tel: 0212 292 42 01 (Kültür Sanat)


Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 19 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
puan
8
Kültür/Sanat sayfasındaki diğer haberler
ÖZLÜ SÖZ #165
"Doğduğu kent olan Danimarka'da yeniden keşfedilen ünlü manken Tülin Şahin, İskandinavya'ya İstanbul'u tanıtacak" (Günaydın)"
Tülin Şahin, Danimarka KENTİNİN neresinden? İçinden mi?

Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

© Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.