Radikal-çevrimiçi / Politika / Birey hakkı-grup hakkı
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  3 Kasım 2004 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Bugünkü Radikal
 Ana Sayfa
 Sıcak Haber
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
İnsan ile insan arasında fark vardır. Bir demirden hem nal, hem de kılıç yapar.
Nizami
Tarihte Bugün
Takvimler 03 kasım tarihini gösterdiği zaman...

1922 yılında,
Lozan’a gidecek TBMM Hükümeti temsilcilerine ve milletvekillerine izin kararının TBMM’nde alınması.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla | Arşive Ekle Politika 

Murat Yetkin Birey hakkı-grup hakkı

Murat Yetkin

Daha demokratik, zengin ve güçlü bir toplum için birey hakları genişletilmeli

03/11/2004 (1976 kişi okudu)

Son haftalara damgasını vuran azınlık hakları tartışması, dün Genelkurmay'ın açıklamalarıyla yeni bir boyut kazandı. Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un yaptığı 'birey hakları/kültürel haklar-grup hakları/siyasal haklar' ayrımı, sağlam bir tartışma ve ayrım zemini olarak önümüzde.
Orgeneral Başbuğ'un cümlesi şöyle: "Azınlık hakları bireysel haklar olup, bu hakların ilgi alanı kültürel alandır. Diğer bir deyişle, azınlık haklarını grup haklarına dönüştürmek ve ilgi alanını siyasal alana yaymak, konuya ilişkin uluslararası kabul edilen görüşlere uygun değildir."
Başbuğ, açıklamasının ilerleyen bölümünde, Avrupa Birliği'nin İlerleme Raporu'nda Kürt ve Alevi kökenli vatandaşların da azınlık olarak nitelenmesine 'Lozan'ın ihlali' olarak tepki gösterirken konuyu biraz daha açıyor. Şöyle: "Kendilerini azınlık olarak düşünmeyen bireylerin, azınlık olduklarının açıkça söylenmesini veya ima edilmesini tasvip etmiyoruz ve düşündürücü buluyoruz. Düzenlemelerin kültürel alanda kalması ve üniter yapının zedelenmesine yol açılmaması koşuluyla, Türkiye Cumhuriyeti ilgili uyum yasaları ile Türkiye'deki kültürel zenginliğin yaşaması için gerekli düzenlemeleri gerçekleştirmiştir ve uygulamalar devam etmektedir."
Demek ki;
1- Genelkurmay, AB uyum yasaları çerçevesinde atılan adımları,
"Türkiye'deki kültürel zenginliğin yaşaması için gerekli" görüyor,
2- Atılan adımları yeterli buluyor ve bu aşamada daha fazlasının, işi kültürel haklar boyutundan çıkaracağını düşünüyor,
3- Azınlık hakları tartışmasının kültürel haklar boyutundan siyasi haklar boyutuna tırmanmasının ise, Türkiye'deki devlet yapısını dağıtacağına inanıyor ve karşı çıkıyor.
Orgeneral Başbuğ'un bu çerçevede, Anayasa'nın değiştirilmesi bile teklif edilemeyecek 3'üncü maddesinin değiştirilmesi önerisini kötü örnek olarak göstermesi de anlamlı. Başbuğ adını vermiyor ama, 3'üncü maddenin hakları kısıtlayıcı mevzuata temel oluşturduğu eleştirisi, Başbakanlığa bağlı İnsan Hakları Danışma Kurulu'nun Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Çalışma Grubu'nun tartışmalı raporunda yer alıyordu.
Başbuğ'un kabul edilemeyeceğini söylediği bir başka husus da, (daha çok PKK ve destekçisi örgütler tarafından dile getirilen) 'Kürtlerin de Türklerle birlikte kurucu iki halk olarak anayasal kimliğe kavuşturulması' önerisi.
Peki, uluslararası hukukta da üzerinde herkesin anlaştığı bir azınlık tanımının bulunmadığını söyleyen Başbuğ, birey hakkı-grup hakkı ayrımıyla ne demek istiyor?
Biraz geriye dönelim.
Çok değil 10 yıl önce 1993-94 yıllarında Türkiye, uluslararası zeminde, PKK'nın Kürt halkının tek temsilcisi olduğu ve kanlı eylemlerle sonuçlanacak şekilde silaha başvurmaktan başka çaresi kalmadığı gerekçesiyle meşruluk taşıdığı teziyle uğraşıyordu. Bu mücadelenin ön safında BM'nin Cenevre'deki merkezinde Türkiye'yi temsil eden büyükelçi Gündüz Aktan bulunuyordu. Aktan, müthiş bir hukuk ve diplomasi çalışmasıyla, birinci tezi, PKK ile mücadele eden korucuların varlığını göstererek aştı. O dönem, PKK kendisine bağlı militan sayısını 20 bin civarında duyuruyordu. Oysa yine o dönem devletten maaşa bağlı 70 bin civarında köy korucusu vardı ve hepsi de Kürt kökenli Türk vatandaşlarıydı. Demek ki PKK Kürtlerin tek temsilcisi değildi. İkinci ve daha büyük bir engel ise, Aktan ve ekibinin bir yıllık bir çabayla ulaştığı 1970 yılındaki bir BM kararıyla aşıldı. Buna göre bir ülkede serbest, demokratik seçimler yapılıyorsa, herhangi bir grubun kendi kaderini tayin hakkından, hiçbir koşulda söz edilemezdi.
Türkiye bu deneyimleri yaşadı; sadece güvenlik alanında değil, hukuk ve diplomasi alanında da çok ciddi mücadeleler verdi. Orgeneral Başbuğ, 1984'ten bu yana yaşanan kanlı olaylara karşın toplumda (mutluluk verecek şekilde) gözlemlenmeyen kutuplaşma ve parçalanmanın, grup hakları tartışmasıyla birlikte yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.
Daha demokratik, daha yüksek yaşama standardı olan bir toplum mücadelesi de aynı bütünün parçalarıdır. Daha demokratik, zengin ve güçlü bir toplum için birey haklarını temel almak ve onları genişletmeye çalışmak, toplumda yeni gerilimlere yol açabilecek grup hakları hedeflemesinden daha çağdaş, daha geçerli ve gerçekçi görünüyor.



Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 42 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
puan
6
Politika sayfasındaki diğer haberler

 Sıcak Haber

  • 12:30:00 - Çiçek: Öcalan'a ayrıcalık yok
  • ÖZLÜ SÖZ #133
    "Ön sıraların 1000 dolar olduğu Robin Williams gösterisi var. 45 dakika penisiyle konuşuyor. Şimdi bu adam konuşuyorsa 45 dakika, benim muhabbetim iki saat falan sürer. Bizimkiyle aramız daha iyi."
    Cem Yılmaz, 250 milyonluk koltuk fiyatlarını eleştirenlere cevabı yapıştırıyor.


    Haber Arama
    Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

    Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.