Radikal-çevrimiçi / Yaşam / 'Keşke otopsi de yapılsaydı'
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  10 Kasım 2004 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Bugünkü Radikal
 Ana Sayfa
 Sıcak Haber
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Rica ile acınma, dilenmekle bir ulus ve devletin onuru bağımsızlığı kurtarılamaz.
ATATÜRK
Tarihte Bugün
Takvimler 10 kasım tarihini gösterdiği zaman...

1938 yılında,
Atatürk ölümsüzlüğe kavuştu. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, sabah saat 9.05'te Dolmabahçe Sarayı'nda, 57 yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Türk milleti yasa boğuldu.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla | Arşive Ekle Yaşam 

'Keşke otopsi de yapılsaydı'

10/11/2004 (3817 kişi okudu)

EREN AKÇİÇEK (Arşivi)

Atatürk'ün ölümünden sonra cesedine otopsi yapılmamıştır. Otopsi yapılmasına gerek olmadığına dair sürekli ve danışman hekimler, 11 Kasım 1938 gününde bir rapor düzenleyerek hükümete vermişlerdir.
Tıpta her ölüm olayının bilimsel açıklaması ve tanımlanması otopsiyle olmaktadır. Hasta yaşarken konulan tanının, ölümden sonra denetlenmesi, bilimsel tıbbın vazgeçemeceği bir kuraldır. Atatürk'e ölümünden sonra postmortem (ölüm sonrası) inceleme yapılmış olsaydı, hastalığa ait bütün ayrıntılar öğrenilecek, hastanın yaşamında konulan tanının denetlenmesi ve eksik öğeler taşıyıp taşımadığı ortaya konulacaktı. Dr. Sırrı Akıncı bu konuda şunları söylemektedir:
"Günümüzden yüzyıllarca yıl sonra biri 'Atatürk karaciğer sirozundan değil, siyasal nedenlerle öldürüldü' diye bir iddia ile pekâlâ ortaya çıkabilir. Eğer otopsi işlemine gidip bir raporla tespit edilseydi, ileride söylenebilecek her türlü iddia için de kapılar kapanmış olurdu."
Atatürk'ün ölümünden sonra cesedi tahnit edilmiştir. Bu işlemi ise Gülhane Tıp Akademisi'nden Prof. Dr. Lütfi Aksu, 11 Kasım 1938 Cuma günü yapmıştır. Atatürk'ün sürekli ve danışman doktorları, Atatürk'e tahnit yapılmasını bir raporla karara da bağlamışlardır.

Tabutu 1953'te açıldı
Atatürk'ün naaşı, 21 Kasım 1938'den 10 Kasım 1953 tarihine kadar 15 yıl Ankara Etnografya Müzesi'nde kalmıştır. Atatürk'ün tahnitli olarak muhafaza edilen naaşı, 10 Kasım 1953'te Anıtkabir'de geleneğe uyularak toprağa verileceği için, 9 Kasım 1953 Pazartesi günü Prof. Dr. Kamile Şevki Mutlu tarafından naaşı muayene edilir.
Yardımcı olarak Dr. Cahit Özen, Dr. Şeref Yazgan ve Ankara Numune Hastanesi Otopsi Salonu yardımcısı Salih Kebapçı bulunmaktadır. Yüksek Teknik Öğretmen Okulu'ndan görevlendirilen 10 öğretmen, gül ağacından yapılmış tabutun kapağını açarlar, kapak kaldırıldıktan sonra lehimli kurşun tabut üç kenarından sökülür. Lehimi sökülmeyen kenarı üzerinde çevrilerek kapak açılır. Naaş ile tabut boşluklarını dolduran ince talaş tozunun ıslak olması ve kimyasal madde kokusunun duyulması, tahnitin başarılı olduğunu telkin etmiştir. Çünkü tahnitin iyi yapılmamış, putrifikasyon neticesi tabut patlamış, nöbetçi er korkusundan bayılmış gibi söylentiler çıkarılmıştır. Talaş tozu tabutun ayak tarafına doğru toplandıktan sonra, naaş kahverengi muşambayla sarılı görülür.
Yüzünü örten ıslak pamuk kitlesi kaldırılınca Atatürk'ün yüzü görülür. Uzun kaşlarından ince bir tutam sol göz kapağının üzerine inmiştir. Hasta yatağında uyuyor gibidir. Dr. Lütfü Aksu tahnit sırasında kullandığı solusyonları birer şişeye doldurup ağızlarını lehimleyip Atatürk'ün kolları arasına yerleştirmiştir. Daha sonra kurşun tabuta fiksatör ekleyip üzerine yapıştırdığı etiketlere içeriğini kaydetmeyi ihmal etmemişti. Gül ağacından yapılan kapak tekrar lehimlenip örtülür.
10 Kasım 1953 günü, Atatürk'ün naaşı kurşun muhafazasından özenle alınır, boş kalan diğer masanın üzerine sırtüstü yatırılır. 7.30- 8.30 arası, Atatürk'ün tabutunu bekleyen nöbetçi subaylardan general Nazmi Çağan, "İlaçlı muşambası siyahça bir bezle sıkı sıkıya sarılmıştı. Kollar yanda, bacaklar ve ayaklar birbirine yapışık, kaskatı. Karın kısmı, boş. Kafanın boşluğa gelen tarafı oraya doğru eğilmiş, pamukla örtülü yüzü açılıyor. Heyecan içinde titremekteyim. Yüz küçülmüş, mat bakır renginde. Altın saçları rengini pek az kaybetmiş. Sakalı hafif uzamış, gözlerine doğru inen geniş alnı, gözleri kapalı, sol göz hafif aralık, keskin burnu incelmiş, ince dudaklar yapışık" diye anlatır ve şunları ilave eder:
"Tek yaratılmış insan, derin ve son uykusunda. Gözlerim bu başa dikilmiş bakıyorum. Bu uyuyan başta heyecan veren kendisini saydıran bir heybet var. O muhteşem baş yine pamuklarla örtüldü. Beyaz kefen başından geçirildi ve iyice sarıldı. Salonda bulunanlardan bir grup iki tarafından tutarak ellerimizin üstünden bir ağızdan söylenen besmele ile masanın üzerinden aldık ve yeni tabuta koyduk."


Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 14 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
puan
8
Yaşam sayfasındaki diğer haberler

 Sıcak Haber

  • 09:00:00 - Salomon Adaları'nda 6.9 büyüklüğünde deprem
  • ÖZLÜ SÖZ #158
    "Ne bağırıyosun ya! Gidiyoruz."
    Alt kata hırsız girdiğini gören ve "Polis, polis!" diye bağıran komşuyu sakinleştiren hırsız...

    Haber Arama
    Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

    Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.