Radikal-çevrimiçi / Yorum / Avrupalı Türkler geldi geçti
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  19 Haziran 2005 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Bugünkü Radikal
 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Gerçek akıllılar için, güzellik de duygulu kalpler için yaratılmıştır.
Schiller
Tarihte Bugün
Takvimler 19 haziran tarihini gösterdiği zaman...

1964 yılında,
TRT, ilk kez EBU'nun Viyana'da yapılan genel kurul toplantısına katıldı.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla | Arşive Ekle Yorum 

Avrupalı Türkler geldi geçti

Avrupalı Türkler geldi geçti
Osmanlı'ya sığınan Macar prensi Rakoczi'nin Tekirdağ'da heykeli yapılmıştı (solda). Prut Savaşı beş sene Osmanlı himayesinde kalan İsveç Kralı Şarl'ın telkinleriyle yapıldı (ortada). Pierre Loti Türkiye'de yaşamış Avrupalıların en ünlülerinden biri (sağda).
Batılılar için Osmanlı hep cazip bir ülkeydi. Gelenlerin kimi de Türkleşti. İbrahim Müteferrika, Humbaracı Ahmed Paşa, Celaleddin Paşa gibi. Kimileri de Pierre Loti gibi ülkeye aşkla bağlandı

19/06/2005 (2906 kişi okudu)

AVNİ ÖZGÜREL (E-mektup | Arşivi)

Avrupa Birliği tartışmaları sürerken bir kez daha gündeme geldi ki 'tanıtım' Türkiye'nin Batı dünyasındaki başlıca sorunu... Oysa her hükümet yıllardır önemli miktarda parasal kaynağı bu amaçla kullanıyor. Amerika'da ve Avrupa ülkelerinde gerek lobi şirketlerine, gerekse reklamcılara ödenen paralar milyon dolarlar seviyesinde... Ama 'az gidip uz gittikten' sonra dönüp baktığımızda görüyoruz ki 'bir arpa boyu yol' gitmişiz... Hala Avrupalılar Türkiye hakkında fazla fikir sahibi değil. Olanların kanaati de olumsuz.
Bunda Batılı iletişim kanallarının taşıdığı önyargıların veya tarihsel gerekçelerle Türkiye aleyhtarı olan muhitin etkisi vardır kuşkusuz. Ama herhalde bizim meram anlatmak için seçtiğimiz kanalların yanlışlığının da payı var. Ermeni meselesi elbette önemli.
Ancak Ankara'nın suçlamalara karşı atağı ne yazık ki sadece 'belge savaşı'yla sınırlı. Oysa Batılı kanaat önderlerinin zihnini şekillendiren kaynakta, romanlar, belgeseller, sinema filmleri var. Bu nitelikte malzeme bizde üretilmiyor mu? Üretiliyor ama hepsi ya edebi kalitesi düşük, propaganda kokan ucuz çalışmalar, ya da Türkiye'nin tezlerini Türklere anlatmaya dönük, yani yaraya merhem olmayan şeyler. Kaldı ki kendimizi anlatırken, sıkıntı çekmeyeceğimiz, üstelik Batı'da hemen hiç bilinmeyen konular yok da değil.

Kırım Harbi
Haydarpaşa'da Kırım Harbi'nden kalma İngiliz Mezarlığı'ndaki bir mezar kitabesinde yer alan şu tanım 'kim bu Avrupalı Türkler' sorusuna cevap olabilir: "... Türk Paşa. Fransa'nın çocuğu, İngiltere doğumlu, Macar milliyetçisi. Bu, Kırım Savaşı'na katılıp 11 Ekim 1856 günü şehit olan Hurşid Paşa'mız. Esas adı Kont Richard Gruyon."
15. yüzyıldan itibaren dalgalar halinde Türkiye'ye gelen, insanımızı, inanç ve kültür dünyasını tanıyıp burada yerleşmeyi seçen insanlardı hepsi. Örneğin Balint Balassi adında bir Macar şair. Onun Estergon kuşatması sırasında tanıdığı Türklere duyduğu yakınlıkla gelip dergâhlara bağlandığını, Türk müziğinin o döneme ait eserlerini notaya geçirip kimi Türkçe şiirleri Macarcaya çevirdiğini biliyoruz. Keza 1650'lerde kaybettiğimiz ünlü tarih yazıcılarımızdan Peçevi İbrahim Efendi.
Macar asıllı Türklerin sayısı hayli fazla. İçlerinde en ünlüleri şunlar: İbrahim Müteferrika. (Yoksul bir ailenin çocuğu olarak Erdel'de doğdu. Kalvinist Kilisesi'nin işlettiği basımevinde çıraklık yaptı. 1672 senesinde Avusturya işgaline ayaklanan Tökeli İmre'nin (İmre Thökölöy) yanında yer alıp esir düşen ve İstanbul'a getirilip esir pazarında satılan İbrahim Müteferrika, daha sonra Türkiye'ye sığınan II. Ferench Rakoczi'nin yanına 50 akçe yevmiyeyle tercüman ve yardımcı olarak verildi. Türkiye'de ölen Prens Rakoczi'nin Ali Paşa'ya hitaben yazdığı vasiyetname/mektupta onunla ilgili bir cümle var: "Bilhassa vefakâr tercümanım ve yardımcım İbrahim Efendi'yi padişahın hamiyetine tevdi ediyorum..."
Müteferrika'nın ilk matbaayı kurduğunu biliyoruz. Asırlar geçtikten sonra Macaristan Cumhurbaşkanı Arpad Gonez 1994'te Budapeşte'de dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in onuruna verdiği akşam ziyafetinde Prens Rakoczi'yi hatırlattı: "Halkımız, Türkiye'nin prens II. Ferench Rakoczi ile birlikte iltica eden arkadaşlarına sığınak verdiğini asla unutmayacak. Kelemen Mikes'in Macar nesrinin ilk şaheserlerinden olan Türkiye Mektupları'nı oradan yazdığı için minnetarız. Rakoczi'nin Tekirdağ'da Türkiye hükümeti tarafından dikilen heykeli, benim için tarihi dostluğun simgesidir."
Yukarıda sözünü ettiğim İmre Töhökölöy'ün de Macar özgürlük savaşçısı olarak 1. Leopold'a karşı verdiği savaştan sonra Türkiye'ye sığındığını, Osmanlı desteğinde mücadelesini sürdürdüğünü ve İzmit'te öldüğünü hatırlamamızda yarar var. Bunla da kalmıyor elbette.
Macar topçusu Baron de Tott (1733-1793) Türk ordusunda da görev yaptı. Osmanlı topçu birlikleri ve Çanakkale tahkimatı onun tarafından yenilendi. Ardından Macar halkının özgürlük ayaklanması 1848-49'da Avusturya İmparatorluğu tarafından bastırılınca Lajos Kossuth Sultan Abdülmecit'e sığındı. Kossuth, Kütahya'da bir buçuk yıl kral naibine yaraşır bir biçimde ağırlandı. Kütahya'daki misafirliği sırasında öğrendiği Türkçeye gramer yazacak kadar hâkim oldu. İmparatorluk asırlarında Osmanlı ordusunda görev yapan Macar subayları saymakla bitecek gibi değil.
Erdel savaşlarının efsanevi kumandanı Jozsef Bem, Murat Paşa adıyla Halep'te görev yaptı. Ve Arap isyancılarıyla çarpışırken şehit düştü. Kırım Savaşı'nda Türk birliklerinin komutanlarından biri olan Feyzi Paşa'nın esas adı Jozsef Kollmann'dı. Üsteğmen György Divitsek Osmanlı ordusunun Albay Ali Bey'i, yüzbaşı Janos Derecskey İskender Paşa'sı, August Ludwig Wegler Albay Tevfik'iydi. Binbaşı György Kmety 'Kars Kahramanı İsmail Paşa' adıyla defnedildi. Osmanlı vatandaşı olup Hıristiyanlığı terk etmeyenler için Feriköy'deki Protestan mezarlığına yerleştirilen plaketteki şu ibare belki de tüm anlattıklarımın özeti: "Burada Türkiye'de yeni bir vatana kavuşan Macar mültecileri yatmaktadır. Macar ve Türklerin hatıralarını beraberce yaşatalım."

Polonyalılar
Osmanlı - Polonya ilişkilerinin geçmişi Çelebi Mehmed dönemine kadar uzanıyor. Ancak 16. yüzyılda Kanuni ve Lehistan Kralı Sigismund'un aralarında 'ebedi barış' anlaşması imzalayacak kadar dost oldukları biliniyor.
Kralın vefatı ve yerine prens Agust Sigismund'un tahta geçmesi üzerine, yeni krala ünlü Hürrem Sultan'ın gönderdiği mektup dostluğun derinliğini göstermeye yeter sanırım: "Padişah-ı âlempenah hazretleri şol kader hazzetmiş ki kabili tabir değildir. Etmiş ki koca kral bizim ile iki kardeş gibi idi. İnşallahurrahman bu kral ile ata ile oğul gibi olalım demiş ve bu sürurdan hükmü şerif emr edüb kulum Hasan'ı haki payı şerifinize irsal eyledi ve kral hazretleri malumu şerif ola ki padişah yanında her ne husus için ki sizlerden fikr olunursa (ğ)un ol kadar sizleri hayrile zikretmeği cana minnet bilürüz. Bu dostluğa binaen mektubu muhabbet tehi dest olmamak için iki çift don ve gönlek uçkuru ile ve altı dane destimal ve bir dane el yüz makraması gönderildi. Bohçası ile mazur buyurasız. Zira sizlere layık esbab gönderilmedi. İnşallahurrahman şimdengeru kad ile işledelüm. Baki hemişe ömr - ü devlet müstedam bad Birabbilibad. El fakire el-Hakire Haseki Sultan"
Bu ilişki Osmanlı'nın gerileme döneminde mülteci Polonyalılar dolayısıyla güçlenerek sürdü. Pek çok Polonyalı Osmanlı hizmetinde görev yaptı. Kimi din değiştirip Müslüman oldu. Murat Paşa olarak tanınan General Jozef Bem Türkiye'ye birlikte geldiği arkadaşlarıyla birlikte İslam'ı kabul ederek, Osmanlı ordusuna katıldı. Kont Michail Czajkowski Mehmet Sadık adını aldı ve Osmanlı ordusundaki Polonya Lejyonu'nun komutanı oldu. Kırım Savaşı'nda Ruslara karşı kahramanca dövüşen Sadık Paşa'nın birliğine, padişah tarafından nişan sancağı verildini de biliyoruz.

Nâzım Hikmet'in dedesi
Asıl adı Konstantyn Borzecki olan Mustafa Celaleddin Paşa'nın düşünce tarihimizde apayrı bir yeri var. 1848'de Polonya İhtilali'ne karıştığı için, önce Fransa, sonra da Türkiye'ye sığınmak zorunda kalan Borzecki, gelir gelmez Osmanlı ordusuna girdi ve maiyetinde çalıştığı Ömer Lütfi Paşa'nın takdirini kazandı. Müslüman oldu ve Ömer Paşa'nın kızıyla evlendi. Osmanlı İmparatorluğu'na duyduğu bağlılığının bir eseri olarak 1869'da Türklerin tarihini yazan paşa, Türk Millliyetçiliği düşüncesinin öncülerinden oldu. Atatürk'ün 'Altından anıt diksek layıktır' dediği Mustafa Celaleddin Paşa'nın torunu Nâzım Hikmet.
Adını anmadan geçemeyeceğimiz bir diğer Avrupalı da İsveç kralı Şarl. XI. Şarl'ın oğlu olan genç kral Rusya, Danimarka ve Polonya arasındaki ittifakı savaş ilanı sayıp Büyük Petroyla çatışan, cesareti sayesinde ordusunu Moskova önlerine kadar taşıyan Şarl, talihi dönüp askerleri salgın hastalıktan kırılınca Bender'e sığındı. Beş sene Osmanlı himayesinde kalan Şarl cesaretiyle kendisini öylesine sevdirdi ki Yeniçeriler onu 'Dikbaş Şarl' olarak anmaya başladılar. Ancak onun ve beraberindekilerin masrafları Osmanlı hazinesi için sorun olunca Topkapı Sarayı bürokrasisi adını 'Demirbaş'a çıkardı. İstanbul'u Rusya'ya savaş açması için kışkırtan Şarl amacına ulaştı da...
Baltacı Mehmet Paşa'nın komutasında yapılan Prut Savaşı Şarl'ın yoğun baskısı ve telkiniyle gerçekleşti. Ancak o alınan sonucu yeterli bulmayıp (ki haklıydı) seferin devam etmesi yönündeki telkinleri dolayısıyla bir ara hapsedildi. İstanbul'un "Burada uslu oturun ve ikametinize ayrılan bölgeden ayrılmayın!" tavsiyesine rağmen Şarl bir yolunu bulup ülkesine gitmeyi denedi. Ruslar tarafından tanınıp yakalanan kral boğularak öldürüldü. Bunlar ve eklenebilecek onlarca Avrupalı Türk'ün öyküsü umarım günün birinde kendimizi anlatma ihtiyacımız için akla gelir.

Çerçeve

Muhammed Salih ABD'de
Özbek halkının hürriyet mücadelesinin önderi, sürgündeki muhalefet lideri Muhammed Salih'e Amerika vize verdi. Vizenin ne önemi var diyebilirsiniz. Ama durum bu kez farklı. ABD Başkanı Bush'un arasından su sızmadığı İslam Kerimov'dan desteğini çekmeye hazırlandığının işareti bu.
Muhammed Salih baskı ve takipten kaçıp Türkiye'ye sığınmış ancak Ankara Kerimov'un öfkesini çekmemek için onu hudut dışı etmişti. O günden beri Norveç'te mülteci olarak yaşayan Salih Özbeklerlerin kısıtlı imkanlarını seferber etmesiyle mücadelesini sürdürmeyi başardı. ABD'nin vize vermesi Salih'in Amerika'nın siyaset planlayıcılarına Özbekistan'ın geleceğine ilişkin düşüncelerini anlatma imkanını bulması demek. Ve kim bilir, belki daha da ötesi.


Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 1 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
puan
10
Yorum sayfasındaki diğer haberler
ÖZLÜ SÖZ #570
"Belediye Başkanı'yım, duruma el koyuyorum. Herkes sakin olsun, kurtulacağız. Panik yaparsak birbirimize zarar veririz."
Bingöl eski Belediye Başkanı Sabahattin Tara, Büyü'nün galasında çıkan yangın sırasında, 'Açılın, ben doktorum!' havasına giriyor...

Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

© Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.