Günün Sözü
Kalbin kendine has nedenleri vardır ki, akıl hiç bir zaman anlayamaz. Blaise Pascal
Tarihte Bugün
Takvimler 18 temmuz tarihini gösterdiği zaman...1946 yılında, İzmir Gazeteciler Cemiyeti kuruldu. 1964 yılında, Türkiye ile Belçika arasında işgücü anlaşması imzalandı.
|
 |
 |
 |
|
Çocuklarımızı kurtaralım
|
İmam-hatip liseleri sadece Diyanet'e eleman yetiştiren eğitim kurumları olmalı ve öğrenciler de imam-hatip liselerini tercih ederken bu niteliğin farkında olmalı. İhtiyaç fazlası imam-hatip liseleri ise 'çok programlı liselere' dönüştürülmeli.
|
İmam-hatip liseleri, günümüzde, çocuklarımıza ailelerinin siyasal görüşleri dolayısıyla dayatılan, parlak beyinlerin önünü tıkayan, gençlerimizi gereksizce militanlaştıran kurumlar görünümünde
18/07/2005 (891 kişi okudu)
TÜRKAN SAYLAN (Arşivi) Günümüz Türkiye'sinde siyaset toz duman. Kafalar iyice karışmış! AKP iktidarının dünyaya ve ülkeye verdiği iletiler birbiriyle çelişip duruyor. Başbakan eşi ve kızlarıyla, son zamanlarda kravatsız iş arkadaşlarıyla, İslami bir görüntü vermeye özen gösterirken, "Din üzerinden siyaset insanlığa suikasttır" diyerek hepimizle dalga geçiyor adeta. Güzel Türkiyemizde başta petrol, konuşlanacak askeri alanlar ve benzeri çok kıymetli ürünler olmasaydı acaba bay Bush bizimkilere nasıl davranır, ne güne randevu verirdi?
'Eğri oturup doğru konuşalım' demiş atalarımız. Günümüzde, çağdaşlaşmaya, insanca yaşamaya, çağdaş uygarlık içinde yerini almaya çabalayan Türkiyemizde hâlâ din istismarı, dinsel öğeleri kullanarak siyaset yapmak, bu yolda kadrolaşmak ve ülkeyi İranlaştırmak ya da Suudileştirmek gibi
amaçlar güdülüyor ve iktidar gücü, 21. yüzyılın eşiğinde kol-parmak sayısını bu amaçla kullanılıyorsa bunda bir gariplik olsa gerek.
İmam-hatiplerin geçmişi ve günümüzdeki durumu: İmam-hatipler, ülkenin gereksinimi olan meslek insanlarını yetiştirip din hizmetlerinin en iyi şekilde verilmesi masum amacıyla kurulmuşlardır. Sonrasında, her türlü devlet ve cemaat-tarikat olanaklarıyla yaygınlaştırılıp yoksul çocuklara çeşitli olanaklar tanıdıkça ve radikal İslamcı siyasilerce partilerinin 'arka bahçesi' olarak nitelendirildikçe dolup taşmaya başladılar. Üniversitelerde tohumu atılan başörtüsü eylemleri buralara taşındı ve yıllarca hep sorun olmayı sürdürdüler. Günümüzde, 'muhafazakâr ailelerin çocuklarını gönderdikleri okullar' olarak sunulmaları ise, 80 yıldır bu ülkede hâlâ çağdaşlaşamadığımızın yapay bir özrüdür kanımca!
Günümüzde imam-hatip liseleri (İHL), o yaştaki gençlerimize neredeyse ailelerinin siyasal görüş ve beklentileri nedeniyle dayatılmış din eğitimi okulları konumundadırlar ve imam ve hatip olma dışında pek çok farklı yola gitmek isteyen parlak beyinlerimizin önünü tıkayan, gençlerimizi gereksiz yere militanlaştıran bir durum almışlardır.
21. yüzyılda, Türkiye, tüm siyasileriyle, halkıyla, sivil toplum örgütleriyle, üniversiteleriyle, ülke geleceğinde söz sahibi erkleriyle, ikiyüzlülüğe kaçmadan, bu konuyu değerlendirip noktayı koymalı, bu okulların adlarını ve oralara gönderilen, kız-erkek çocuklarımızın konumlarını süregen bir siyasal sömürü olmaktan çıkarmalıdırlar.
Bu nedenle de ülkenin imam-hatipliye ve ilahiyatçıya gereksinimi ne kadarsa o kadar bir kontenjanda kalmalı diğerleri ise, 'çok programlı lise'lere dönüşmelidir.
Diyanet İşleri Başkanlığına gelince, yıllardır, ülkedeki cami yapımının kendilerine sorulmadan ve gereksiz yere arttığını, buralara eleman sağlayamadıkları için, pek çoğunun kötü amaçlı ya da bilgisiz, yetkisiz
imamların kontrolüne girdiğini, İHL ve ilahiyat mezunu kadroların eksikliğini söyler dururlar ve her dönem, birçok bakanlık bütçe kıtlığı ve elemansızlık içindeyken, çok büyük bir bütçeyi ve çok sayıda elemanı alıverirler. Onbinlerce İHL mezunu, birçoğu da işsiz olarak dururken, camilerin yine bakımsız, özensiz ve elemansız oldukları ya da cahillerce yönetildikleri bilinir, itiraf edilir.
Sayıları 75 bini geçen camilerimize hâkim olmak, onların temiz, bakımlı, çağdaş ibadet yerleri olmasını sağlamak ve her camiye, eğitimli, çağdaşlığı, cumhuriyeti ve laik düzeni özümsemiş, hurafeleri, şarlatanlığı silecek İHL ya da ilahiyat mezun din görevlilerini sağlamak değil midir Diyanet'in görevi? İHL'ler Diyanet'e eleman yetiştirmeli ve öğrenciler bu yola girdiklerinin bilincinde olmalıdırlar. Camilerimizin, herkesin çocuğunu götüreceği, bugünkünden çok daha bakımlı, kontrollü ve gereksinime göre planlanmış güvenli mekânlar olmaları Türkiyemizin önünü açacak olumlu adımların başında gelmektedir.
Diyanet İşleri Başkanlığı, istediği kadar tüm Müslümanların başkanlığı olduğunu ifade etse de, birbirinden farklı gelenek ve inanışları olan kesimleri kucaklamadıkları, bunu da istemedikleri açıktır. Diyanet İşleri Başkanın'ın en başta TV'lerdeki giyinişinin Sünnilik sembolü olduğunu, Alevi bir dost söyleyince ben de uyanmıştım.
Acaba Diyanet İşleri'nde kaç Alevi personel, imam ve hatibimiz var? Kaç Alevi çocuğu İHL'lere gidiyor? Birbirimizi aldatmaya hakkımız var mı? Ya da başımızı kuma gömerek nereye varabiliriz ki?
Din eğitimi her zaman verilirdi
Laik Türkiye Cumhuriyeti'nde, her dine eşit uzaklıkta, her kesimin sorunlarına çözümler üretebilecek çağdaş bir Diyanet kurumunu beklemek çok mu hayalciliktir? Cumhuriyetimize yaraşan böylesi değil midir? Kuran kurslarını, basındaki fotoğrafları, duyumları çağdaş Türkiye'ye uygun buluyor muyuz acaba?
Bizim çocukluğumuzda din eğitimi konusunda aileler karar verirdi. Dedeler, nineler varsa onlar eğitirdi çocukları, anlayacağı yollardan, öykülerle, örneklerle... Ben ve 11 ay küçük erkek kardeşim, Galatasaray'ın ilk kısmında Türkçe öğretmeni olan Hafız Ahmet beyden, bir yaz boyu, her pazar günü üç saat olmak üzere ders olarak bu eğitimi almıştık. Üzerinden yıllar geçti ama ben rahmetli öğretmenimi hâlâ minnetle anarım, ufkumu açan ilk insanlardan olduğu için.
Anlamıyorsan ezberleme!
Hafız Ahmet bey, bir yaz boyu, biz iki çocuğa: İnanmak nedir, insan varoluşunu neden sorgulamış ve dinler nasıl çıkmış, Müslümanlık, Tanrı algılaması, peygamber, yaşamı, öyküleri, günümüzde nasıl bir Müslüman olmalıyız gibi konuları anlattı. İlk öğüdü ise: "Çocuklar asla anlamını bilmediği-niz bir şeyi ezberlemeyin" demek olmuştu.
O gün bugündür bunu uygularım. Sonuç olarak, inancın bizim dürüst, temiz, hak yemez, herkese eşit davranan, açgözlü olmayan, azla yetinen, azığını paylaşan, büyüğüne saygılı, küçüğünü esirgeyici, alnı açık başı dik, hurafelere inanmayan bireyler olmamız demek olduğunu öğretmiştir.
Bunun yanında günümüzdeki yorumuyla İslam'ın şartlarını, besmelenin anlamını, sevabı, günahı, açıklamalarıyla namaz kılmaya yetecek süreleri, yöntemi, rekatları, abdest almayı, ramazanı, bayramları, diğer inançlara saygıyı ve benzeri bilmemiz gerekenleri ve uygulamaları öğrenmiş, ödül olarak camiye götürülmüştük. Çocukluğumun bu döneminde en önemli kazanımımız ise, besmele çekerken, 'çok şükür' derken ve dua ederken içimizden söylememizi, kimseye baskı kurucu şekilde sesli ifadede bulunmamamız, aslında en büyük günahın bu gösteriş olduğunu öğrenmemiz ve içselleştirmemiz oldu ki yaşam boyu bunun aksini gördükçe sesli din gösterisi yapanlar adına için için üzülürüm.
Demek oluyor ki, 21. yüzyılın çocukları için dileyen aileler, gerçek bir bilenden destek alarak çocuklarına din eğitimi verebilirler. Ayrıca bir TV kanalı da kontrollü olarak bu eğitimi sağlayabilir. Günümüzde çok daha ileri gidilerek yasal, Diyanet'e bağlı ve Milli Eğitim'in denetiminde çok sayıda Kuran kursu açılıyor. Bunların görüntülerinin hiç de hoş olmadığına hepimiz tanığız. Kuran kursları, çocuklarının hafız olmasını ya da ileri bir din eğitimi almasını isteyen ailelerin bir başvuru merkezi olabilir.
'Türkiye'de din eğitimi yok, yetersiz' demenin salt siyasal sömürü olduğunu biliyoruz. Bu kurslar var oldukça, herkese açık bulundukça bu 'yokluk' iddiasını anlamak ve anlatmak kolay olmasa gerek! Pekiyi, her şey böylesi açıkken, TBMM'de, AKP'nin parmak sayısına güvenerek 'kaçak kurslara ceza indirimi' gibi bir yasa çıkarmasının masum bir öneri olduğuna aklınız yatabilir mi? Ülkede bunca çözüm bekleyen sorun varken, tıpkı, AB süreci çalışmaları yürürken birdenbire 'zina yasası' diye bir ölü doğum ve bir tartışma yaratılıp, dünya âleme 'Türkiye nereye gidiyor?' dedirten bir garabeti ortaya koymanın anlamı ne olabilir ki?
Halkımız, Avrupa camilerinde din sömürüsü yapılarak dolandırılan gurbetçilerimizin düştükleri durumu unutmamalı, ortamı kızıştıran türban, İHL ve Kuran kursları gösteri ve kavgalarını, kendine yaraşır bir olgunlukla değerlendirmeli ve ülkemizi petrol zengini İran'a ya da Suudi Arabistan'a benzetmek için bizleri, sizleri, yani sade yurttaşları kullanarak siyasal yatırım oyunları oynamakta olan bazı siyasilerimize gereken yanıtı vermelidir: 21. yüzyılda, dünyanın en önemli ve en zengin doruğunda bulunan Türkiyemizde, çağdaş eğitim, iş ve aş sorunları diz boyu dururken, plansız yatırımlarla, hortumlamalarla vatandaşların vergileri yok olurken, bütün bunların çözümlendiği bir ülkeyi elbirliğiyle geliştirmek yerine, din ve dinsellik simgelerini, zinayı, Kuran kursu affını, başörtüsünü, din eğitimini vb. dinsel konuları gündelik politikanın malzemesi kılmaya kimsenin hakkı yoktur, olmamalıdır. Gözümüzü dört açmalıyız.
Prof. Dr. Türkan Saylan: ÇYDD Genel Başkanı
|
Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 9 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
|
puan 8 |
Yorum sayfasındaki diğer haberler
|
 |
 |
 |
ÖZLÜ SÖZ #235
"Öyle dövüyordu ki, her defasında doktora gidiyordum. Birkaç kez burnum kırıldı. Ağlıyordum. Darbelerinden çok, kurduğu cümleler kalbimi kırıyordu. Ben ona kötü bir şey söylemeye bile kıyamazken, o bana 'Yakında ölürsün,' diyordu." Karısı Gisele S.'den her gün dayak yediği için canından bezen Alman Manfred S. yakınıyor.
Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.
|