Radikal-çevrimiçi / Yaşam / Burası 'Şırnak cumhuriyeti'
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  5 Mayıs 2001 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Bugünkü Radikal
 Ana Sayfa
 Sıcak Haber
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Önce doğruyu bilmek gerekir; doğru bilinirse yanlış da bilinir, ama önce yalnış bilinirse doğruya ulaşılamaz.
Farabi
Tarihte Bugün
Takvimler 05 mayıs tarihini gösterdiği zaman...

1818 yılında,
Karl Marx doğdu
1912 yılında,
Stokholm Olimpiyatlarında stadyumlarda ilk kez Türk Bayrağı dalgalandı.
1920 yılında,
TBMM ilk toplantısını yaptı.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla | Arşive Ekle Yaşam 

Burası 'Şırnak cumhuriyeti'

Burası 'Şırnak cumhuriyeti'
HADEP'in Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış ve yönetici Ebubekir Deniz üç aydır kayıp. Şırnak İl Başkanı Resul Sadak 'asker dövmek'ten, Cizre İlçe Başkanı Mehmet Dilsiz de 'esrar bulundurmak'tan tutuklu. Bakalım daha neler göreceğiz. Ne de olsa burası 'Şırnak cumhuriyeti'...

05/05/2001 (9759 kişi okudu)

Celal BAŞLANGIÇ (E-mektup | Arşivi)

Cudi ve Gabar dağları tam tepede duruyordu. Cehennem sıcağı vardı Cizre'de. Dağın alevi Cizre Ovasına vuruyordu. Doğa ve insanlar sıcağın sarısına teslim olmuştu. Üstüne basınca asfalt ayakkabıların altına yapışıyordu. Köpekler, buldukları gölgelere yığılıp kalmıştı. Neredeyse tek bir kişi görünmüyordu ortalıkta. Böylesine bir insansızlık, sıcaktan da olsa, yaşanan kanlı bir süreçte ürküntü vericiydi.
Cizre, Güneydoğu'nun en sıcak yeriydi. Bölgedekiler, yaz aylarında, sıcaklar bastırınca birbirlerine "Cizre varken, Allah cehennemi niye yarattı" diye sorarlardı. 1980'li yılların sonuna gelinmişti artık. Cizre'nin bu cehennem oluşu, yalnızca
'sıcak'tan değil, aynı zamanda 'sıcak çatışmalar'dan da kaynaklanıyordu. Gerçekten de sıcağıyla, yeni başlayan ve sonraki yıllarda daha da tırmanacak olan kanlı süreciyle tam bir cehennem yaşanıyordu Cizre'de.
İşte o sıcak günlerden birinde hep beraber karar vermiştik; akşam yemeğini, Cudi ile Gabar Dağı'nın kesiştiği, Şırnak yolundaki Kasrik Boğazı'nda yiyecektik. Kasrik'ten akan Botan Çayı'nın kıyısında çok güzel bir lokanta vardı.
Mezeler hazırlandı, işkembe dolmaları pişirildi, suyun kenarındaki lokantanın sahibi Mehmet Kültür'e de haber gönderildi; "Akşama geliyoruz" diye. O da oğlak pirzolalarını terbiyeye yatırdı. Aradığımız bir parça serinlikti.

Komutandan yemek izni
İlçedeki doktorlar, sendikacılar, avukatlar ve bölgede haber izleyen gazeteciler akşamüstü Kasrik Boğazı'nın yolunu tuttuk. Kasrik Çayı'nın kıyısındaki lokantanın sahibi 'ne olur ne olmaz' diye köydeki jandarma karakoluna gitmiş, geleceğimizi bildirerek akşam yemeği için izin istemişti. Komutan da "Olur" demişti.
Büyük bir keyifle oturuldu yemeğe. Hava yavaş yavaş kararıyordu. Öylesine alışılmıştı ki ölüme, bazen ölümlü öyküler bile gülüşmelere yol açıyordu. Bu öykülerin başında da elektrik kablosunun bir ucunu Mehmet Kültür'ün eline tutuşturup "Ben, ver, deyince fişe tak" diye yarı beline kadar suya girip balık avlamaya kalkanların öyküsü geliyordu. Mehmet fişin başında bekliyor, suya giren "Ver babo!" deyince dayanıyordu elektriğe. Bu balık 'avcıları'ndan ikisi suyun içinde ölmüş, bu yüzden Mehmet hakkında 'ölüme sebebiyet'ten dava açılmıştı.
Hava iyice kararınca çayın karşı kıyısındaki tepelerde hareket başladı. Daha ay çıkmamıştı. Gece, zifiri karanlık başladı. İşte tam bu sırada 'pat' diye bir şey düştü yanımıza. Bu bir taştı. Resmen başımıza taş yağıyordu. Arkadaşlar
inat ettiler "Oturacağız" diye. Tam yanımdaki sendikacının omuzuna kafası kadar bir taş düştü. Her an tepemize kocaman bir taş inebilirdi.
O sıralar Cizre'de avukatlık yapan, şu anda cezaevindeki HEP milletvekili Orhan Doğan
arabasına gidip farları açtı. Tam karşı tepeye vurdu ışık. Görebildiğimiz, yöreye özgü giysileriyle kaçışan kadınlardı. Durum anlaşıldı. Köydeki korucular eşlerine taşlatıyordu bizi. "Tahmin etmiştim böyle olacağını" dedi Mehmet, "Tam yolun karşısında korucuların lokantası var. Oraya gitmeyip bana gelen kamyoncuları da tehdit ediyorlar. Mutlaka onlar yaptırmıştır."

'PKK'lılar gelmiş, tarayalım mı?'
Kalkıp karakola gittik. Yol boyunca kazılmış avcı çukurlarındaki korucular biz yanlarından geçerken korkutmak amacıyla Kalaşnikoflarının mekanizmalarını kuruyorlardı 'şakırt' diye. Komutan "Hoş geldiniz" dedi. Olanları anlatınca, gülerek karşıladı başımıza gelenleri:
"İyi ki Mehmet gündüz haber verdi sizlerin akşama gelip yemek yiyeceğinizi. Biraz önce korucular geldi, 'Mehmet PKK'lılara yemek veriyor, tarayalım mı' dediler. Ben de sizlerin PKK'lı olmadığını, ilçeye gelen gazetecilerle, Cizreli avukatlar, doktorlar ve sendikacılar olduğunu söyledim de öyle durdurdum."
Karakoldan dönerken bir korucu fırladı Orhan Doğan'ın önüne:
"Abi, sen olduğunu bilseydim taşlatmazdım."
Orhan'ın yanıtı çok netti:
"Elbette taşlatmazdın! Benim olduğunu bilseydin mutlaka kurşunlatırdın."
Aslında bu yaşanılan, o süreçte Cizre gibi Mardin'e bağlı bir ilçe olan Şırnak'ın 'korucu cumhuriyeti' olma yolundaki ilk habercisiydi.
Gazeteciler, ilk sınır ötesi operasyonlar için Uludere, Şırnak, Cizre, Silopi arasında dört dönüyor; Cudi Dağı'nın bombalanacağı haberi alınınca Cizre'deki Kadıoğlu Oteli'nde sabaha dek vantilatörle serinleyip nöbet tutuyorlardı.

Kâbus yılı 1989'da olanlar...
1989 yılı kâbus gibi çökmüştü Cizre'nin, Şırnak'ın, Silopi'nin üzerine. O yıl bir polis öldürülmüştü Cizre'nin çarşısında. Ardından büyük bir operasyon başladı. O süreçte bölgeye gelen SHP heyeti gördüklerine inanamadı. Çünkü hangi eve girseler, dayak yemiş, bir yerleri kırılmış bir kişi mutlaka vardı. İşte o günlerde dışkı yedirildi Cizre'nin Yeşilyurt köylülerine.
Yörede PKK giderek yaygın bir destek buluyor, çatışmanın boyutu artıyor, halka yayılıyordu. 1989'u izleyen yıllarda yaşanan Nevruzlar tam bir kanlı gösteriye dönüşüyordu. Çatışmalar çıkıyor, onlarca kişi öldürülüyordu. 1992 Nevruzunda güvenlik güçleri tarafından hedef gözetilerek yapılan atışta öldürülenlerden biri de Sabah gazetesi muhabiri İzzet Kezer'di. Ama ne yazık ki o ortamda İzzet'in katili bilindiği halde yakalanamadı.
Artık Şırnak, Mardin'in ilçesi olmaktan çıkarılmış 'güvenlik ili' konumuna getirilmişti. Mardin'in ilçeleri Cizre, İdil, Silopi ve Hakkâri'nin ilçesi Uludere de Şırnak'a bağlanmıştı.
1992'nin 19 Ağustos'unda bir ilk gerçekleşti ve 'PKK'nın il merkezini bastığı' gerekçesiyle Şırnak yakılıp yıkıldı. Ancak işin ilginci, Cudi Dağı'ndan inip il merkezini basan kimine göre yüz, kimine göre bin PKK'lıyı gören kimse olmamıştı.
Çatışma sonrası yanmış, yıkılmış kent merkezine hiçbir gazeteci sokulmuyordu. Bunun üzerine 14 Eylül 1992'de Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Mustafa Ekmekçi,Onur Kurulu Üyesi Aziz Nesin ve Veli Özdemir'den oluşan heyet Şırnak'a gitti. Görüşmede tuğgeneral Mete Sayar, belki de 'Şırnak'ı kim bastı' tartışmasını sona erdirecek bir cümle söyledi:

Aziz Nesin: Kürt nasıl mutlu olsun!
"Ben burada güzel bir tablo yapmaya çalışıyorum. Bu tabloya küçük bir leke yapmaya kalkarlarsa o tabloyu Şırnaklıların başına geçiririm. Nitekim geçirdim de..."
Aziz Nesin bu sözün altında kalmamıştı:
"Siz kentin girişine 'Ne Mutlu Türküm Diyene' yazmışsınız. Ben katıksız bir Türküm ama mutlu değilim. Bir Kürt nasıl mutlu olsun."
Mete Sayar ayağa fırlamış "İlk görüştüğüm siviller sizsiniz, buyrun" diye kapıyı göstermişti.
Milletvekili seçimlerinde HEP-HADEP çizgisi silme götürüyordu Şırnak'ta ama kente giremedikleri için belediye başkanlığına aday gösteremiyorlar, propaganda yapamıyorlardı. Şırnak'ta, Cizre'de korucubaşları belediye başkanı seçiliyordu. Kamil Atak'ta Cizre'nin korucubaşı olan belediye başkanıydı.1999 seçimlerinde de aday oldu Kamil Atak. Karşısında Fazilet Partisi'nden Emin Dindar vardı:
"Tehditler, baskılar altında bir seçim kampanyası yaşadık. Beni destekleyen 100'den fazla kişi gözaltına alındı. 137 sandıktan 38'i Kamil Atak'ın mahallesinde gece 11.00'e kadar rehin tutuldu. Parti gözlemcileri sandık başlarından korucu dipçikleriyle kovuldu. Gece 12.00'den sonra binlerce mermi attılar. Kendi kendilerine sıkıyönetim ilan ettiler. Gece saat 10.00'daki sonuçlara göre 1700 oy öndeydik. Sabah kalkınca Kamil Atak 33 oyla seçimi kazanmıştı."
Yalnızca sonuçlara değil, Kamil Atak'ın ilkokul mezunu bile olmadığını öne sürerek itiraz eder Emin Dindar. Yüksek Seçim Kurulu haklı bulur ve Kamil Atak'ın belediye başkanlığını düşürür. Meğer Atak, yasal şartları taşımadığını halde bir önceki dönemde belediye başkanlığı yapmış. Ancak Şırnak Valiliği yeni bir seçim yaptırmadı. Şu anda da Cizre'nin seçilmiş bir belediye başkanı yok.
Uzun süre HADEP'in Şırnak merkezinde ve ilçelerinde parti örgütü kurmasına izin verilmedi. Tüm baskılara karşın geçen yıl HADEP Şırnak İl Örgütü kuruldu. Başkanın ve yöneticilerin başlarına gelmedik kalmadı. Şırnak İl Başkanı Resul Sadak ile il yöneticileri geçen yıl araçlarında bomba olduğu iddiasıyla tutuklandılar, ilk duruşmada serbest bırakıldılar. Parti başkanı ve yöneticileri günlerce Mardin il sınırından Şırnak'a sokulmadılar. Evlerine işlerine gidemediler. Her aramada saatlerce beklettiler. Bayramda köylerine gidemediler. Şırnak İl Başkanı Resul Sadak kent merkezinden Cizre'ye giderken Kasrik Boğazı'ndaki arama noktasında beş askeri dövdüğü için tutuklandı.

'Kayıp'ta mektup aldatmacası
HADEP'in ilk ilçe binası bu yılın 9 Ocak'ında Silopi'de açıldı. Ancak 25 Ocak günü ilçe başkanı Serdar Tanış ile ilçe yöneticisi Ebubekir Deniz, en son Jandarma İlçe Komutanlığı'ndan içeri girerken görüldüler. Bugüne dek bir daha kendilerinden haber alınamadı. Resmi makamlar günler sonra kabul etti Serdar ile Ebubekir'in kendilerine geldiğini. Ancak yarım saat jandarmada kalıp gittiklerini öne sürdüler. Bu arada Habur gümrüğünden giriş yapan bir kamyonda PKK tarafından Tanış ailesine yazılmış bir mektup bulundu. Bu mektuba göre Serdar ile Ebubekir PKK'nın elindeymiş. Örgüt mektupta Tanış ailesine "Siz T.C. aleyhine propaganda yapmaya devam edin" diyordu. Oysa mektup bulunan kamyon günlerdir gümrüklü sahada duruyordu. Ayrıca mektubun altında 'PKK Merkez Komitesi' imzası vardı. Oysa geçen yılki kongresinde parti 'Merkez Komitesi'ni kaldırmış, yerine 'Parti Meclisi'ni kurmuştu. Bir de 'Başkanlık Konseyi' vardı. Zaten sonunda da, gözaltına alınan kamyon şoförü mahkemece serbest bırakıldı. Şu anda dışarıda. Yani kimse yemedi bu mektup numarasını.

'HADEP'ten vazgeç, yoksa'
Bu arada tehdit alanlardan biri de HADEP Genel Merkezi tarafından Cizre İlçe Başkanlığı'na atanan Mehmet Dilsiz'di. Onun da başına gelmeyen kalmamıştı. Sonunda Başbakanlığa, İçişleri Bakanlığı'na, Şırnak Cumhuriyet Savcılığı'na bir dilekçe yazdı:
"HADEP ilçe teşkilatında görev almak için bu partinin yetkili organlarına başvuruda bulundum. Atama işlemlerimiz henüz yapılmadan Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı'ndan ve İl Jandarma Alay Komutanlığı'ndan tehditler almaya başladım. 18 Eylül 2000 tarihinde Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı'na bağlı görevlilerce bir gerekçe gösterilmeden gözaltına alındım. HADEP'i kurmaktan vazgeçmemi, Cizre ilçesinde partinin örgütlenmesine asla izin vermeyeceklerini bildirerek tehdit ettiler. Hiçbir şart altında Cizre ilçesinde HADEP'in kurulmasına izin vermeyeceklerini, böyle bir girişimin benim için iyi olmayacağını belirterek tehdit ettiler.
6 Kasım 2000 tarihinde bir neden bulunmadan gözaltına alındım. Evimde suç unsuru teşkil edecek bir şey bulunmadığı halde, bir
adet telsiz ve başka bazı yasadışı malzemeler bulunduğuna ilişkin jandarma görevlilerince gerçek dışı tutanak düzenlendi. Tutuklanarak cezaevine konuldum. İtiraz üzerine serbest bırakıldım. Bu tarihten sonra görevliler tarafından jandarmaya çağırıldım. Burada bazı sivil görevliler HADEP'teki çalışmaları bırakmamı, aksi takdirde başıma kötü şeyler geleceğini söylediler. Ardından Şırnak Jandarma Alay Komutanı'nın huzuruna çıkarıldım. Komutan, daha önce yapılan tehditleri tekrar
ederek siyasi faaliyetleri bırakmamam durumunda öldürüleceğimi söyledi. Evime döndükten sonra birçok kere telefonda ölümle tehdit edildim. Köyde bulunan arazilerimi kullanmama, işçilerin arazilerime girmesine izin verilmemektedir. Son olarak 25 Ocak'tan beri kayıp olan Serdar ve Ebubekir olayından sonra telefonla aranarak aynı akıbete maruz kalacağımı söylediler. Defalarca evim basıldı."

OHAL'den de üstün!
Sonra bir kez daha basıldı Mehmet Dilsiz'in evi. Avukatı Tahir Elçi'nin anlatımına göre üç saat Dilsiz'in evinde kalan jandarmalar arama sonunda bir miktar esrar ve iki
adet video kasedin bulunduğunu iddia ederek tutanak düzenledi. Ancak Mehmet Dilsiz bu tutanağı imzalamadı. Yeğeni Bedirhan Dilsiz'le birlikte gözaltına alındı.
Oysa Mehmet Dilsiz, birkaç güne kadar Cizre'de HADEP ilçe merkezinin açılışını yapacaktı. Bunun için yer bile bulmuştu. Şu anda Mehmet Dilsiz 'esrar bulundurmak'tan tutuklu. Bakalım daha ne oyunlar göreceğiz. Ne de olsa burası 'Şırnak cumhuriyeti'. Yalnızca Olağanüstü Hal'den değil, OHAL'den de üstün!


Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 106 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
puan
9
Yaşam sayfasındaki diğer haberler

 Sıcak Haber

  • 13:46:00 - Batman'da bir intihar daha
  • 13:40:00 - Çocuğunu çalıştıran anneye tutuklama
  • ÖZLÜ SÖZ #182
    "Biz normal filmlerden günde üç-beş tane satardık. Esas kazancımız porno CD'lerdir. Ama Matrix pornoyu bile solladı. O kadar çok alıcı var ki, yetiştiremiyoruz. Ben bugün 100'den fazla CD sattım."
    Tahtakale'deki seyyar satıcılar, Matrix'le bayram ediyor.

    Haber Arama
    Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.
    Günün Haberi
    'Herkes gibi, ben de evde değilim'
    Bu hafta çok âşığım. Bu hafta kendimden çok, aynadaki siluetim gerçek. Bu hafta ruhum dilsiz ve zamansız. Çünkü Semih Kaplanoğlu'nun 'Herkes Kendi Evinde'sini seyrettim.

    Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.