6-7 Eylül Olaylarý (1)
|
6-7 Eylül olaylarýndan sonra açýlan davalarda hâkimlik yapan amiral Fahri Çoker, arþivinde yer alan fotoðraf ve belgeleri ölümünden sonra yayýmlanmak üzere Tarih Vakfý'na baðýþlamýþtý. Ýlk kez yayýmlanan bu fotoðraflar özellikle Beyoðlu'ndaki yaðma hareketinin boyutunu tüm açýklýðýyla göz önüne seriyor.
|
'Atatürk'ün evine bomba atýldý' yalanýyla kýþkýrtýlanlar, 6-7 Eylül 1955'te Ýstanbul'da azýnlýklarýn ev, iþyeri ve ibadethanelerini yaðmaladý. Olaydan sonra binlerce gayrimüslim göç etmek zorunda kaldý
06/09/2005 (34309 kiþi okudu)
DÝLEK GÜVEN (ArÅŸivi)
BAÞLARKEN
6-7 Eylül olaylarýnýn 50. yýlý nedeniyle Toplumsal Tarih dergisi, 1956 yargýlamalarýnýn hâkimi olan amiral Fahri Çoker'in arþivini yayýmladý. Çoker, arþivindeki fotoðraf ve belgeleri, ölümünden sonra yayýmlanmak üzere Tarih Vakfý'na baðýþlamýþtý. 6 Eylül gecesi ve 7 Eylül sabahý Milli Emniyet Hizmetleri ve yabancý gazetecilerce çekilen fotoðraflarýn büyük bölümü ilk kez yayýmlanýyor. Çünkü sýkýyönetim tarafýndan yerli basýna sansür getirilmiþ, yabancý gazetecilerin fotoðraflarýna da el konmuþtu. Fahri Çoker arþivi Tarih Vakfý'nca kitap olarak yayýmlanacak. Bu arada Fahri Çoker arþivinden de yararlanarak kapsamlý bir araþtýrma yapan, Almanya Bochum Ruhr Üniversitesi Tarih Fakültesi'nden Dr. Dilek Güven'in '6-7 Eylül' adlý kitabý geçtiðimiz günlerde yayýmlandý.
Bu dizide, Güven'in Toplumsal Tarih'te çýkan ve kitabýnýn bir özeti sayýlabilecek makalesi, yine dergide yer alan Fahri Çoker arþivinden belge, fotoðraflar ve tanýklýklar eþliðinde yer alacak.
6-7 Eylül olaylarýný çokuluslu Osmanlý devletinden Türk ulus-devletine geçiþ döneminde yaþanan sorunlarla iliþkilendirmek mümkündür. Farklý etnik gruplarý barýndýran Anadolu'nun homojen hale getirilmesi, Kemalist elit tarafýndan baþarýlý bir ulus-devletin vazgeçilmez þartý olarak görülmüþ ve yeni kurulan devletin Hýristiyan azýnlýklara haklarýný garanti etmesine raðmen, 1920'li ve 30'lu yýllarda hükümetler zaman zaman aleni bir asimilasyon politikasý gütmüþtür. Her ne kadar tüm vatandaþlarýn yasal hak ve yükümlülüklerdeki eþitliðinden söz edilse de, günlük hayatta devletin kimlik politikasý temelde Türklük üzerinden belirlenmiþ, bu yolla millet olma, modernleþme ve Batýlýlaþma sürecinin ivme kazanacaðý ümit edilmiþtir.
Hükümetin özellikle ekonomi politikasý alanýnda aldýðý önlemler, Türk unsurun taþýyýcý öðe olarak düþünüldüðünü gösterir. Nitekim 1942 yýlýnda yürürlüðe giren Varlýk Vergisi, Ermenilerin, Rumlarýn ve Yahudilerin ekonomideki liderliðine son vermeyi hedeflemiþtir.
Devletin zorunlu göç ve iskân politikalarý da bu homojenleþtirme çabalarýyla bir arada deðerlendirilmeli, dolayýsýyla, 1934'teki, 'Trakya olaylarý' olarak bilinen ve Yahudileri zorunlu göçe sevk için yapýlan saldýrýlar ile 1930'larda Kürtlere uygulanan iskân politikalarý da bu baðlamda ele alýnmalýdýr. Ayný dönemde, 1929-1934 arasý Anadolu Ermenilerinin Anadolu'nun merkezlerine ve ardýndan Ýstanbul'a göç ettirilmesinin amacý ise gayrimüslimleri tümüyle Anadolu'dan uzaklaþtýrýp Ýstanbul'da toplamaktýr. 1946' da yazýldýðý düþünülen bir CHP azýnlýk raporu bunu açýkça ifade eder. Rapora göre, 1950'lere kadar Anadolu, Yahudi ve Hýristiyanlardan temizlenmeli ve sonra Ýstanbul, Yunanistan'la olan baðlarý ve nüfusun çokluðu nedeniyle Rumlardan arýndýrýlmalýydý.
Seçmenlerin üçte biri
Türkiye'nin 50'li yýllardaki milli politikasý 30'lu ve 40'lý yýllardaki politikalarýn devamý olarak deðerlendirilmeli, bu doðrultuda 6-7 Eylül olaylarý etnik homojenleþme ve milli ekonomi yaratma çabasý baðlamýnda incelenmelidir. Çokpartili hayata geçiþ sonrasý azýnlýklarýn hükümetlerle olumlu iliþkiler geliþtirmesi, gayrimüslimlerin seçmen olarak önemsenmeye baþlanmasýndan kaynaklanýr.
Bu dönemde, Ýstanbul'da seçmenlerin üçte biri gayrimüslimdir. Seçim dönemleri CHP ve DP'nin Varlýk Vergisi'nin geri ödeneceði yönündeki vaatleri ise seçim propagandasýndan ibarettir.
Menderes hükümetinin azýnlýklara karþý baþtaki liberal politikasý, gittikçe zorlaþan ekonomik koþullarla deðiþir ve iliþkiler gerginleþir. Özellikle Kýbrýs'taki olaylarla birlikte 1953'ten itibaren gazetelerde Patrikhane ve Rumlara karþý baþlatýlan kampanya, 6-7 Eylül olaylarýndan evvel doruða ulaþýr. Rumlara yöneltilmiþ gibi görünen saldýrý, aslýnda tüm azýnlýklarý içine almaktadýr, 'Rum' burada sadece bir örnektir. Gazetelere göre asýl suçlu, Türkleri provoke eden gayrimüslimlerdir. 6-7 Eylül olaylarýnýn sadece Kýbrýs'la ilgili olarak Rumlara yapýlmýþ bir misilleme olmadýðýnýn bir göstergesi, tahrip edilen iþyerlerinin sadece yüzde 59'u Rumlara aitken, kalan yüzde 17'nin Ermenilere, yüzde 12'nin Yahudilere ait olmasý, hatta dönmelere ve Müslüman olmuþ Beyaz Ruslara ait mekânlarýn bile saldýrýya uðramasýdýr.
Ýþyerleri Müslümanlara
Bu olaylar devletin hedefine uygun bir göç dalgasý baþlatýr. Ancak, tahribatýn yarattýðý maddi zorluklar, Ýstanbul'daki Yunan Konsolosluðu'nun ve Patrikhane'nin Rumlara Ýstanbul'da kalmalarý yönündeki telkini, Yunanistan hükümetinin Rumlarýn Yunanistan'a yerleþimi konusunda çýkardýðý bürokratik zorluklar ve Türk devletinin azýnlýklarýn malvarlýðýnýn satýþýný engellemesi gibi nedenlerden dolayý, söz konusu göç olaylarýn hemen ardýndan gerçekleþmez. Birkaç ay içinde, büyük iþyerlerinin önemli bir kýsmý gayrimüslimlerden Müslümanlara devredilir, büyük tahribata uðrayan dükkânlar ise hiç açýlmamak üzere kapanýr. Gayrimüslimlerin birçoðu artýk Türkiye'de yatýrým yapmaktan kaçýnýr. Olaylardan altý ay sonra baþgösteren göç dalgasýyla ulusu homojenleþtirme planýnda bir adým daha atýlmýþ olur. Ýstanbul basýnýysa bu göçü daha çok 'geleneksel azýnlýk sadakatsizliði' ve 'yabancý devletlerle tarihi ittifak'la açýklama giriþiminde bulunur.
Azýnlýklar niye DP'yi destekledi?
Gayrimüslimlerin çoðunun 1957 seçimlerinde Demokrat Parti'yi desteklemesinin nedeni, bazý yazarlarýn öne sürdüðü gibi, DP'yi 6-7 Eylül
olaylarýndan sorumlu tutmamalarý deðildir. Ýlk planlarý seçimi boykottu, bu da DP'nin örneðin Ýstanbul'da seçimleri kaybetmesine yol açabilecektir, fakat DP'nin iktidara geldiðinde intikam alabileceði korkusu ve CHP'ye olan geleneksel antipati nedeniyle seçime katýlma kararý verilir.
1955'ten itibaren DP hükümeti gittikçe zorlaþan bir ekonomik durumla karþý karþýya kalmýþ ve özellikle yüksek enflasyon nedeniyle hayat standardý düþen kesimin güvenini kaybetmiþtir; þüpheli metotlarla muhalefeti susturma çabalarý ise basýnýn, aydýnlarýn ve öðrencilerin de DP'den soðumasýna yol açmýþtýr. Örneðin Alman Dýþiþleri'nin bir raporuna göre daha olaylardan 15 gün evvel, muhalefeti kontrol amacýyla 7 Eylül 1955 günü Ýstanbul, Ankara ve Ýzmir'de sýkýyönetim ilan edilmesine karar verilmiþtir. 1956 yýlýnda muhalefeti baský altýna almak için Basýn ve Toplantý Yasasý'na getirilen kýsýtlamalar da büyük ölçüde 6-7 Eylül olaylarýyla gerekçelendirilmiþtir.
Hükümete göre, Ýstanbul Ekspres gazetesi 6 Eylül'de halký suça teþvik etmiþ ve sivil örgütler Toplantý Yasasý'nýn verdiði özgürlüklere dayanýp yaptýklarý gösterilerle ülkeyi kaosa götürmüþtür.
YARIN: Yunan basýný: Suçlu Ýngiltere
5 bin 317 mekân saldýrýya uðradý
Kýbrýs sorunu, 1955 yýlýnda Türk kamuoyunun gündeminde baþ köþeye oturmuþtur. Dýþiþleri yetkilileri Londra'da Kýbrýs temaslarýna devam ederken, Atatürk'ün Selanik'teki evinde bir bomba patlamasýyla ilgili haber, önce 6 Eylül 1955 günü Türkiye radyolarýnda yayýmlanýr. Bunun üzerine, 'Atamýzýn evi bombalandý' manþetiyle ikinci baský yapan
Ýstanbul Ekspres gazetesi o dönemde kurulmuþ olan 'Kýbrýs Türktür Cemiyeti' üyelerince bütün Ýstanbul'da satýlmaya ve halký galeyana getirmek üzere kullanýlmaya baþlanýr.
Kýbrýs Türktür Cemiyeti'nin önayak olmasý ve diðer gençlik örgütleri, meslek kuruluþlarý, DP teþkilatý, bazý resmi ve gayriresmi makamlarýn telkin ve teþvikiyle yerel kalabalýklar ve þehre dýþarýdan getirilmiþ olan kitlelerce 6 Eylül akþamý Cumhuriyet tarihinde görülmemiþ bir yaðma ve yýkým eylemi gerçekleþtirilir.
Esas olarak Ýstanbul'daki gayrimüslim azýnlýk nüfusun ev, iþyeri ve ibadet yerlerine yönelik bu saldýrýlarda emniyet pasif bir tutum sergiler. Gayrimüslimlerin adresleri hakkýnda önceden bilgi sahibi olan, 20-30 kiþilik organize birliklerin kent içindeki ulaþýmý özel arabalar, taksi ve kamyonlarýn yaný sýra otobüs, vapur ve hatta askeri araçlar yardýmýyla saðlanýr.
Ýstanbul'un her yerinde yaðmalar ayný yöntemle yapýlmaktadýr. Dükkânlara saldýranlar önce vitrinleri taþlayarak kýrmakta ya da demir parmaklýklarý kaynak makineleri ve tel makaslarý yardýmýyla açmakta, ardýndan içerdeki alet ve makineler dýþarý çýkarýlarak paramparça edilmektedir. Kiliseler de payýný alýr: Kiliselerin içindeki kutsal resimler, haçlar, ikonalar ve diðer kutsal eþyalar tahrip edildiði ve yakýldýðý gibi, bazen kilisenin tamamý ateþe verilir.
Mahkeme zabýtlarýna göre, 4 bin 214 ev, 1004 iþyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastýr, 26 okul ile aralarýnda fabrika, otel, bar gibi yerlerin bulunduðu 5 bin 317 mekân saldýrýya uðramýþtýr.
Hasarý yaklaþýk 150 milyon TL'yi bulmaktadýr; bu rakam, o dönemin 54 milyon Amerikan Dolarý'na eþdeðerdir. DP hükümeti ise zarara uðrayýp tescil ettirenlere toplam 60 milyon TL tazminat öder.
Olaylar üzerine Ýstanbul'da sýkýyönetim ilan edilir. Esas olarak, Kýbrýs Türktür Cemiyeti ve gençlik örgütleri etrafýnda yoðunlaþan ve
o günlerde ilan edilen sýkýyönetim savcýlarý tarafýndan yapýlan ilk soruþturma ve yargýlamalar, daha sonra DP iktidarýnýn bastýrmasý sonucunda 6-7 Eylül olaylarý 'komünistlerin tahriki' olarak yorumlanýr, ancak, 1960 darbesinden sonra, bu olaylar Yassýada yargýlamalarýnýn gündemine oturur. Yassýada'da 6-7 Eylül olaylarý bu kez tamamen DP iktidarýnýn hazýrladýðý bir tertip olarak sunulur ve sorumlu tutulan DP yönetimi, 6-7 Eylül olaylarý nedeniyle cezalandýrýlýr.
Sonuç olarak, 6-7 Eylül 1955 olaylarý, Rum, Ermeni ve Yahudilerin büyük göç dalgalarýyla ülkeden ayrýlmasýna neden olur. Gayrimüslimlerin büyük bir kýsmý için, yaþananlar, Türk vatandaþý olarak kabul görmediklerinin kanýtý olmuþ, hangi parti iktidarda olursa olsun, gelecekte de ayrýmcýlýklara maruz kalacaklarý düþüncesi azýnlýklarýn yurtdýþýna göç kararýný vermelerine yol açmýþtýr. 1955 yýlýný izleyen bu geliþme, ayný zamanda Ýstanbul'da dini anlamda çoðulculuðun da sona erdiðini simgelemektedir.
Tanýklar anlatýyor
'Bir kamyon taþla geldiler'
"Çok, çok fena. O zaman ben evliydim, iki yaþýndaydý Lula. (Sarýyer) Yenimahalle'de yazlýktaydýk. Ýstanbul'dan haber geldi, Beyoðlu yanýyor. Saat sekiz, sekiz buçuk filan. Taþ dolu bir kamyon geldi. Kamyonun içinden 10-15 kiþi çýktý, ilk evvela gazinoyu kýrdýlar, bir þey býrakmadýlar. Bir araya toplandýk, zangoç vardý, karýsý ve oðluyla; papaz vardý kýzlarý ve karýsýyla beraber. Baþladýlar dýþarýdan camlarý kýrmaya, taþ atmaya. Aman n'apalým derken artýk karanlýk da oldu. Arka tarafta bir Türk ailesi oturuyordu, biliyordu o ne olacaðýný. Hemen papazýn kýzlarýný aldýlar, pencereden.
'Öldürme deðil, kýrma iznimiz var'
Ben Lula'yý þiltenin altýna koydum, çocuðu öldürecekler. Taþlar yaðmur gibi geliyor. Evin kapýsýna geldiler. Onu da tekmeyle kýrdýlar. Babam hemen oda kapýsýný açtý. Türkçeyi Türk gibi konuþuyordu babam. 'Kýrýyoruz' dedi, 'Kýbrýs için. Helal olsun, vatana helal olsun' dedi, gelenler. 'Beni, karýmý, kýzlarýmý öldürün' dedi babam. 'Yok, öldürmeye iznimiz yok' dediler, 'kýrmaya iznimiz var.' Ýsmini sordular, 'Kemal' dedi babam. 'Afedersin, Kemal aðabey' deyip gittiler. Bakkala gittiler, bakkal da diyor ki, 'Hangi Kemal? Bu Koço'dur, Rum'dur.' Tekrar geldiler. Radyo ve buzdolabýný pencereden aþaðý attýlar. Yataklar, elbiseler, gardýrobun içinde bir þey kalmadý. Yani biz kaldýk. Titriyorduk, 'Kýrýn' diyordu babam, ne yapsýn, 'kýrýn, atýn, helal olsun, atýn!' Kýrdýlar, vurdular, gittiler. Papazýn kýzlarýný istediler. 'Burada yoklar' dedik. Papazý aldýlar, bir motosikletin üstüne baðladýlar, yol boyunca çektiler."
Ayný saatlerde, F.S.'nin kocasý bir an önce ailesinin yanýna gelmek üzere Sirkeci'den yola çýkar. "O akþam kocam iþteydi. Saat üçte geldi; Sirkeci'den, Yenimahalle'ye yayan geldi. O da kýrýp yýrtýp da geliyordu, ne yapsýn. Kýrmayan, yýkmayan gâvurdur, diye düþünüyorlardý." (Tarihe Bin Canlý Tanýk projesi kapsamýnda 74 yaþýndaki ev kadýný F.S. ile yapýlan görüþmeden.)
YARIN: Üç grup halinde saldýrýyorlardý