Günün Sözü
Yasayı, bilgiyi ve akıllıları saymak bir kuraldır. Demokrit
Tarihte Bugün
Takvimler 19 aralık tarihini gösterdiği zaman...1941 yılında, Ekmeğin fiyatı, 8 kuruştan 16.5 kuruşa çıktı. 1975 yılında, İlk Basın Kurultayı toplandı.
|
 |
 |
 |
Uğur'un sırtındaki mermiler
Yıldırım Türker
19/12/2005 (6990 kişi okudu)
Uğur Kaymaz'ı hatırlıyor musunuz? Tam bir yıl olmuş. Uğur'un, ayağında terliklerle kana bulanmış cesedini görmek istememiş, onunla yüzleşmeyi reddetmiştik.
21 Kasım 2004 günü 12 yaşındaki Uğur, Mardin Kızıltepe'de babasıyla birlikte güvenlik güçlerince öldürüldü. Uğur'un çocuk bedeni kanlar içinde bir soru işareti gibi yatarken, bu ölümü de bambaşka bir dünyanın, aklımızın ermeyeceği çatışmalarının büyük ihtimalle hak edilmiş bir sonucu olarak görüp susmuştuk. Uzun süre az satan birkaç basın organı dışında başta Umur Talu olmak üzere ancak birkaç kişinin ilgisini çekebilmiş olan bu ölümler de hesabı sorulmamış binlerce ölümle birlikte dikilmiş, gözlerimizin içine bakıyordu.
Şimdi ne yapacağız? Bir kez daha kalakaldık mı çok sıktığı için boynumuzdan çıkarıp attığımız vicdan yakasının karşısında?
Beyhudeydi ya, yine de basını uyarmıştık. 12 yaşında bir çocuğun, 'dokuzunun yarasında yakın atış izlenimi uyandıran barut izleriyle sağ ve sol eline 4 adet, vücudunun sırt bölgesine 9 adet olmak üzere toplam 13 adet mermi' ile vurulmuş olması dünyanın savaştan uzak durmakla övünen her ülkesinde kıyamet koparır. Öğretmeni tarafından 'Az önce sokakta arkadaşlarıyla oynuyordu; 5-C sınıfından öğrencim' diye teşhis ettiği Uğur ve babasının evlerinin önünde, ayaklarında terliklerle toplam 21 kurşunla öldürülmesinde bir haber değeri göremiyorsak Türk basını olarak kendimizi toptan lağvetmenin zamanı gelmiştir. Ancak ora insanının yoğun çabaları ve birkaç vicdan militanının gürültü çıkarmasıyla toparlanabiliyorsak...
Bugün, Ahmet Kaymaz ve oğlu Uğur Kaymaz'ı evlerinin önünde öldürdükleri iddiasıyla haklarında dava açılan 4 polisin duruşması var. Eskişehir'de. Mahkemenin kayıtsız kalamayacağı bir raporun ışığında yapılacak. Adli Tıp Kurumu'nun ağustos ayında hazırlamış olduğu rapor son derece önemli.
Raporda belirtilenler özetle şöyle: "Kişiye (Uğur Kaymaz) 11 adet mermi çekirdeği, 13 adet yabancı cisim isabet etmiş olup, sırt bölgesine isabet etmiş mermi çekirdeklerinin oluşturmuş olduğu yaralar iç organ harabiyetine yol açtıklarından, her birinin müstakilen öldürücü nitelikte oldukları...Kişinin kalbinde harabiyet oluşturan yaralanmadan sonra atışa devam edemeyeceği." Raporda "1,60 boylarında, orta yapılı erkek çocuğu" olarak tanımlanan Uğur'un çocuk olduğu bile reddedilmişti, hatırlarsanız. Kimi soğukkanlı akil adamlar daha da iyisini yapıyor, 'Çocuk terörist olmaz mı yani?' sorusunu sorarak olmayan vicdanlara su serpiyordu.
Aman incinmesinler
Operasyondan sonra açığa alınan sanık polisler, davaları görülmeye başlamadan görevlerine iade edildi. İdari soruşturmada polislere sadece 'maaş kesintisi' cezası verilmesi talep edildi. Eh, yeterince ağır bir ceza değil mi? 4 polisin görev yerleri değiştirildi. Yani Kızıltepe'den uzaklaştırıldılar. Böylelikle davalara katılma zorunlulukları da kalmadı. Nitekim Mardin Ağır Ceza Mahkemesi'nde 21 Şubat'ta yapılan ilk duruşmaya, başka illerde görev yapmalarını gerekçe göstererek katılmadılar. Delilleri karatmaları ihtimal dahilinde olduğu için tutuklanmaları talep edildi. Mahkeme reddetti. Polislerin ifadelerinin görev yaptıkları illerde 'talimatla' alınmasına karar verildi. Ahmet Kaymaz'ın kardeşinin davaya müdahillik talebi de reddedildi. Mardin'deki mahkeme, polisler katılmamasına rağmen, davanın güvenlik nedeniyle Eskişehir'e taşınmasına karar verdi. Kaymaz ailesinin avukatları, baskı altında tutulduklarını, adil yargılama yapılamayacağını belirterek mahkemeyi protesto etmişti.
Mardin Valisi'nin açıklamasıyla yetinseydik, Uğur ve babasının, terlikleriyle karakol basmaya kalktıkları sırada vurulduklarını okuyup geçecektik. Daha sonra 'Dur' ihbarına uymayıp ateş açtıklarını iddia ediyordu, güvenlik güçleri. Başucuna uzun namlulu silahı yerleştirirken terliklerini çıkarmayı unutmuşlardı.
Uğur, hele o bölgede katlinden sual olunmayan çocukların ilki değildi elbet. Belki katlinin hesabı sorulan ilk çocuk olabilir. Ama bu da hayatımızda bir devrimin ateşleyicisi olacak değil maalesef. Aslolan, oturup Uğur'un nasıl bir dünyadan kovulmuş olduğu üstüne düşünmek zorunluluğudur. Nasıl bu hale geldik?
Bu memlekette, en hassas koruma altına alınmış olan; güvenlik güçleridir. Emniyet ve askeri güçlerin moralinin bozulmaması için kendilerine sonsuz bir özgürlük alanı tanınmıştır. Güvenlik güçlerinin incinmemesi her şeyin önünde gelir. Devlet diktesinin de gücüyle ÖZGÜR basın, bu konudaki dikkatiyle vatandaşına göz yaşartıcı fedakârlıkta bir rehberlik görevi üstlenmiştir.
Elinde silahı olan ve güvenliğimizi sağlamakla yükümlü Emniyet güçlerinin isabetine yönelik en ufak bir kuşkuyu dile getirmek, sizi bir çırpıda 'marjinal' yapacaktır. Avrupalı olma yolunda atmakta olduğumuz hiçbir adım, bu gerçeği değiştirebilecek kudrette değildir. İşkenceci polisler hâlâ ve mümkünse hiçbir zaman cezalandırılamaz. Gözaltında ölümüne sebebiyet verdikleri kurbanlarının hesabı da kendilerinden sorulamaz. Zamanaşımı onların yanındadır.
İşkence yuvaları kurmuş cuntacı generalleri bile rahmetle anmak zorundayız. 33 Kürt'ü kurşuna dizip idam cezası alan orgeneral Mustafa Muğlalı'nın adı, daha geçtiğimiz mayıs ayında bir Jandarma Sınır Taburu'na verilmedi mi?
Meselenin adını koyuverelim. Bu topraklarda polisin ve askerin morali her zaman bir çocuğun canından önce gelir.
Onları eleştirmek, bu kurumların ıslahının gerektiğinden söz etmek son derece tehlikelidir. Güvenlik paranoyasının topyekün ülke sathına yayılması, sık sık düşman listelerinin çıkarılıp kendi fikir tartımızla dünyaya bakabilmemizin engellenmesi şarttır. Hepimize tek yol olarak gösterilen, kimi sertlikleri, münferit zalimlikleri olmakla birlikte bu kurumların en ufak bir eleştiri esintisinden uzak tutulmaları gerekti-ğidir. Bu, güvenliği-mizin bedelidir.
Onların da burnundan kıl aldırmayan bu ruh hali içinde düşman bellediklerinin yaşama hakkına yönelik en büyük tehdit oluşturuyor olması doğal.
Çocuk katili Amerika diye haykırırken korunaklı, dokunulmaz Emniyet güçlerimizin 'terörist' diye çocuk katletmesini hazmedebilmek de bu toplumun ruhundaki yarılmayı göstermektedir.
Uğur'un, ölüleri teşhis için çağırılan kapı komşusu öğretmeni, Uğur'un başucundaki uzun namlulu silahı gösterip, "Bu küçücük çocuk bu silahı taşıyabilir mi?" diye sorduğunda polisler, "Karanlıkta koca adam gibi duruyordu" demiş.
Çocuk ölüleri karşısında ne hissediyorsunuz? Karanlıkta koca adam gibi durduğu için, başını sokabileceği bir evi olmadığı için, aç kaldığı, tedavi görmediği için ve daha birçok nedenle katledilen çocukların ölüleri nasıl oluyor da infial yaratmıyor bu toplumun bağrında? Asılabilsin diye yaşı yükseltilen çocukların cellatları nasıl hâlâ saygın kimliklerine bürünmüş, sıcak evlerinde ecel bekliyor? Bu toplum, bu koca nüfus, vatan sevmekten çocuk sevmeye vakit bulamamış savaşçılar ve kasaba tüccarlarından mı oluşuyor?
Çocuğa yönelik, çocuğun kıymetini işaret eden nasıl bir örgütlenme görüyorsunuz hayatınızda? Bir çocuğun paramparça bedeni karşısında suspus olup yetkililerin açıklamasını bekleyecek sabrı, soğukkanlılığı nereden edindiniz? Terörist çıkarsa boşa üzülmüş olmak istemiyor musunuz? diye sormuştuk bir yıl önce.
Uğur'un kendisini ve babasını öldüren polislerle çatışmamış olduğu ortaya çıktı. Uğur'un ailesine, oranın tanıklığı geçersiz sayılacağı Başbakan tarafından ilan edilmiş ahalisine inanmadınız. Artık Uğur'un sırtından çıkan mermilere kulak vermek zorundasınız.
Gerçekleri görmezden gelen, kendinden görmediği insanların acılarını dinlemeyip onları düşman safında görenler sonunda, kaçınılmaz, mermilerle söyleşmek zorunda kalır.
|
Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 133 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
|
puan 10 |
Türkiye sayfasındaki diğer haberler
|
 |
 |
 |
ÖZLÜ SÖZ #171
"Bazen deliriyorum, bir gün ne yapacağım biliyor musunuz, hepinizin ... anasını diye bitireceğim televizyonculuğu! Nasılsa çıkarken tutuklayacaklar. Sonunda şöyle bir olay yapayım... Her şeye ama. Ona sallıyim, buna sallıyim, kapıdan beni alsınlar. " Erman Toroğlu'nun fantezisi.
Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.
|