Radikal-çevrimiçi / Yaşam / Radikal haccı anlatıyor (2)
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  8 Ocak 2006 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Bugünkü Radikal
 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Okunu hedeften öteye atan okçu, okunu hedefe ulaştıramayan okçudan daha başarılı sayılamaz.
Montaigne
Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla | Arşive Ekle Yaşam 

Radikal haccı anlatıyor (2)

Radikal haccı anlatıyor (2)
'Selamünaleyküm' sözü 'esenlik', 'huzur', biraz da 'barış' barındırıyormuş. 31 Aralık gecesi sokakta göz göze geldiklerimizle 'Barış üzerinize olsun' diyerek Kâbe'yi tavafa gidiyoruz. Mahşeri kalabalıkta dönerken Kâbe'ye yaklaşmanın yolunu buldum

08/01/2006 (2563 kişi okudu)

HAKAN ÇELENK (Arşivi)

Mekke'de '72 millet'ten Müslüman, ortak dili minik bir cümleyle yakalıyor: Selamünaleyküm... Bugüne kadar bu Arapça selamı gayriihtiyari 'merhaba' diye yanıtlayıp garipsenmiş biri, anlamındaki güzelliği öğrenince şaşırıyor. Hele burada bu selamın, dünya Müslümanlarınca slogan gibi değil de sözün özünü kavramış, gülümsemeyle birlikte yumuşak sesle kullanıldığını görünce...
'Selamünaleyküm'ün tam çevirisi aslında yapılamıyor, daha çok 'esenlik', 'huzur' biraz da barış kavramını barındırıyormuş... Ben en uzağı olsa da anlamı 'barış' olarak algılıyorum. Sokakta göz göze geldiklerimize 'Barış üzerinize olsun' diyerek 31 Aralık gecesi Kâbe'yi tavafa gidiyoruz... Öğleden sonra 1.5 saat süren tavaf ve say yürüyüşünden sonra yorgun argın saçımızı kestirdik ve ihramdan çıktık. Artık ihramsız da tavaf yapabiliyoruz. Ayaklarımızda çorap da (farz tavafı hariç) olabiliyormuş. Kadınlar zaten çorapla tavaf yapabiliyor.
Arife günü başlayacak Haccın farzına kadar kalabalıktan fırsat olursa dilediğiniz kadar tavaf yapıyorsunuz. 2006'ya 5 dakika kala gazeteciler tavafa başlıyor. Endülüslü İbni Cübeyr'in 800 yıl önceden aktardığı, Kâbe'de bir namaz vakti akla geliyor. Bir imam bu kutsal mekâna özel bir törenin ardından, cemaate Kâbe kapısından namaz kıldırırmış. Artık böyle bir kalabalıkta bu mümkün değil. Dev avlunun kenarlarında bile gece yarısı rahat yürüyemiyorsunuz.
Kimi anne-babası için, kimi de duruma göre niyet ederek tavaf ediyor. Türklerin çoğu yeni yıla tavafla girmenin keyfini anlatıyor. Her şaftta okunan standart dualar 'çeyrek şaftta' sona eriyor. Geri kalan zaman da gazeteciye gözlem yapma fırsatını veriyor.

Mekke'de insanlar, 'selamünaleyküm'ü slogan gibi değil de, özünü kavramış bir gülümsemenin eşliğinde kullanıyor. Tavaf sırasında birçok kişi birbirini kaybetmemek için öndekinin omzuna elini atmış, yürüyor.

Tavafta üç davranış şekli
Tavafta üç temel davranış şekli göze çarpıyor. Birinci grubu gözünü kapatmış, kendini kaybederek yaradana yalvaranlar oluşturuyor. İkinci grup duası bitince çevredeki çokkültürlü inanç selini izleyenler, ara sıra aralarında sohbet edenler. Öbür grupta kilitlenip Beytullah'a (Kâbe duvarı) doğru kararlı adımlarla yürüyenler bulunuyor.
Beytullah'ı çevrelemiş kalabalık ikinci bir etten duvar oluşturmuş, olası bir teşebbüs insanın gözünü korkutuyor. Bir diğer kalabalık da Hz. İbrahim Makamı'nda... Hacer-ül Esvet'i öpmeye ya da kapıya dokunmaya çalışanlar, Kâbe'nin köşesine kütle gibi sabitlenmiş görünüyor.
Şimdi sözü İbni Cübeyr-e verelim (12 Mart 1184), bize o yıllarda Kâbe'nin açılan kapısından içeri girmeye çalışan kalabalığı anlatsın:
"Gruplar halinde kapıya yükleniyorlar; hepsi üst üste yığılınca ne ilerleyebiliyorlar ne de geri dönebiliyorlardı. Binbir zorlukla içeri giren ise hemen çıkmaya çabalıyordu. Girmek isteyenlerle çıkmak isteyenler kapıda birbirine giriyordu. Çıkmak isteyenler girmek isteyenlerin üzerine basıyor, bazen de girmek isteyenler direnince çıkmak isteyenler baskıya dayanamayıp hep birlikte devriliyordu. Müthiş bir manzaraydı. Bazıları sakatlanmıştı, birçok kişi insanların başlarını boyunlarını ezip dışarı çıkıyordu."
Bazılarının kalabalığın üstüne basarak kapıdan geçtiğini yazan İbni Cübeyr, bu durumu 'Kendisinden başka Tanrı olmayan Allah'ın mucizesi' diye anlamlandırıyor.
Buraların en önemli gündem maddelerinden biri başta Mina'da olası izdiham faciaları. Eğer İbni Cübeyr'in bahsettiği gibi bu yere düşmeler orada olursa mukadderat kaçınılmazmış. Herkes kalabalıkları görünce endişeyle "Mina'da ne olacak?" diyor. İstatistiklere göre çok şey olabilir. 1992'de Mina tünellerinde meydana gelen izdihamda 1500 kişi yaşamını yitirdi. Daha geçen yıl 250 kişi şeytan taşlarken öldü.
Kalabalıkta birbirini yitirenler, arkadaşını, eşini ya da bağlı bulunduğu grubu kaybetmemek için öndekinin omzuna elini 'hiza alır' şekilde atanlar göze çarpıyor. İranlı bir grup ise sanki klasik Şii örgütlülüğünü Kâbe çevresinde sergiliyor. El ele tutuşan erkekler, kadınlı erkekli 100 kişilik bir kalabalığı çevrelemiş yek vücut tavaf ediyorlar, baştakiler arkadakilere yolu açıyor.
Ara sıra kendine yol açmaya çalışan biri tarafından sırtınızdan sertçe dürtüldüğünüzü hissediyorsunuz. Önce kötü niyetli sayılan bu davranışın bilinçsizce, hiç düşünülmeden yapıldığını fark ediyorsunuz.
Bu hengâmede okurlara anlatabilmek için Hacer-ül Esvet'e ulaşmaya, hem de farz olan hac tavafında ulaşmaya karar veriyorum. Önce tatbikat yapmak gerek diye dalıyorum içeri; hocamızın 'aman kimseyi incitmeyin' yakarışları arasında. Bu noktada, iri yarı hacı adayının işinin daha zor olduğunu söylemek şaşırtıcı olabilir. Kısa boylu ufak tefek kadınlar pinpon topu gibi herkese çarpa çarpa ilerlerken kimseye istese bile zarar veremiyor. Arkadan sertçe omzu dürtenlere ses çıkarılmıyor. Ama iri yarı biri biraz sağa sola kımıldayıp hızlanmaya kalksa temas ettiklerini büyük sıkıntıya sokuyor olacak ki, 'ya haci...' diye başlayan gerisi anlaşılmaz sözlerin hedefi oluyor.

Kalabalıktan sıyrıldım...
Demek ki buranın adabı da bu, uzun boylular daha dikkatli olmalı. Tam bir şaftın Kâbe duvarına yakın 8 dakika, duvardan uzakta gidilen yol artsa da 5 dakika sürdüğünü hesaplamışken, şimşek çakıyor dimağda... Saat yönünün tersine dönen kalabalık arasında sol ayağınızı yandan yandan Kâbe'ye doğru atarsanız kalabalığın arasından tereyağdan kıl çeker gibi sıyrılıyorsunuz.
Neredeyse kimseye değmeden siyah örtülü müthiş mabede üç metreye kadar rahatça yaklaşıyorsunuz. Sonrası biraz sıkıntılı ama Beytullah'a yüz süremesek de el sürdük. Aynı taktik Hz. İbrahim Makamı için de tıkır tıkır işledi. Kısmet kutsal taşa.

Kâbe'nin çevresi gökdelen

Mescid-i Haram'ın etrafı, dev binalarla çevrili. 570 metrelik bir binanın inşaatı da sürüyor.

Mescid-i Haram'a sırtınızı verip Hilton Oteli'nin son katına bakabilmek için başınızı boynunuzun manevra sınırına kadar kaldırmak zorunda kalırsınız. Dev Hilton'u bile gölgede bırakan büyük bir inşaat hemen bitişikte devam ediyor.
Çevrede Sheraton ve Intercontinental gibi uluslararası popüler oteller de var. Modern binalar binlerce yıllık Kâbe'nin karizmasını bozamasa da, Mescid-i Haram bir avucun içinde tutulan oyuncak bir ev görüntüsünü kazanmaya yüz tutmuş.
Türk hacıların Mekke'deki en büyük eleştirilerinden biri de bu. Çevredeki oteller aynı zamanda dört dörtlük birer alışveriş merkezi. Suudiler mabedin çevresinde olağanüstü boyutlarda projeler yürütüyor. Öncelikle çevre tamamen yaya bölgesine dönüştürülerek, 3 milyon kişinin aynı anda ibadet etmesi sağlanacak.
Ecyad Kalesi'nin yerine yapılan Mekke Kral Abdulaziz Vakıf projesi yedi yüksek binadan oluşuyor. Yap-işlet-devret modeliyle yapımına başlanan ve 28 yıl süreyle işletilecek olan kompleksin tam ortasında yer alan blok, Suudi Arabistan'ın en yüksek binalarından biri olacak 2007'de devreye girmesi düşünülen projede, devre mülkler ve alışveriş merkezleri bulunuyor. Projede 32 bin kişinin aynı anda namaz kılabileceği dev bir mescit de var. Komplekste aynı anda 40 bin 400 kişi konaklayabilecek.
Kâbe'nin yanındaki Ömer Dağı'na da Malezya'daki Petronas Kuleleri'ni diken grup, 300 bin kişinin hac döneminde kalabileceği oteller yapıyor.

Mekke'de ibadet dışında ne yapılır?
Kutsal iklimde yaşam nasıl geçiyor? Tahmin edilebileceği gibi bol ibadetle. Tamamı ak sakallı yedi nur yüzlü ihtiyar topluca Mesfele bölgesindeki hacı otelinin kapısından sıkıntıyla bir odaya giriyordu. En genci 55, yaşlısı 85 yaşındaydı. Öğle namazı için gittikleri camiden dönen ihtiyarlar, ikindiye kadar odalarında sohbet edecek, belki fazladan birkaç ayet, dua okuyarak vakit öldürecek, sabırsızlıkla Arafat'taki randevularını bekleyecekti. Zaten yapacak başka bir şeyleri yoktu ve birçoğu gibi Kâbe'deki kalabalığa girmeye cesaret edememişlerdi. Ordulu hacıların kaldığı bu odadaki manzara birçok hacı otelinde üç aşağı beş yukarı tekrar ediyordu...
Ortalama bir insan hacda bile olsa günün 24 saatini dua ederek geçiremeyince, bu sonuç sokaklara kalabalık olarak yansıyor. Vakit namazları sırasında Mescid-i Haram'da oluşan mahşeri kalabalık, Kâbe'ye 5 kilometre kala yolların kapanma zorunluluğunu doğurunca birçok hacı artık gidemiyor. (Özellikle Arafat'a çıkışın son cumasında kutsal mekân insanı dehşete düşüren bir kalabalığa sahne oldu.) Bu durumda namazdan arta kalan zamanlarını oda dışında geçirmek isteyen hacılar İstanbul Beyazıt esnafını andıran tarzda sokak satıcılarının arasına girmek zorunda kalıyor. Binlerce kişi sokakta küçük Türk lokantaları ve kahvehanelerinden aldıkları sandalyelerde oturuyor. Mesfele, Türk otellerinin yoğun olduğu bölgelerden biri. 'Hacı gömlek', 'Hacı saat', 'Buyur hacı buyur' diye size seslenen esnaf alışverişte anlaşacak kadar Türkçe biliyor. Tabelalar da Türkçe.
Pazarlık payı üç kata kadar çıkabiliyor. Küçük birkaç kahvehane dışında oturacak yer bulamayan hacılar biraz ilerdeki parkı ana baba gününe çeviriyor. Mekke'de sosyal hayat sokaklarda geçiyor.
Aslında arife günü başlayıp bayram içinde sona eren hac görevi, hacıların da bol bol ibadet etme talebiyle, tercihe göre 22-45 günlük bir seyahate dönüşüyor. Ziyarete 'Peygamber efendimizin kabrini ziyaret etmeden olmaz' mantığıyla Medine de dahil. Bazıları bir ay önce Medine'ye gelip hacdan hemen sonra dönüyor, bazıları hacdan önce gelip bir ay sonra Medine'den dönüyor.
Hacdaki otellerde birkaç konaklama seçeneği var. En yaygın olanı 45 gün, 1740 avroluk (yaklaşık 2 bin 800 YTL) yedi kişilik odada standart konaklama. 24 kişiye bir duş bir tuvalet düşüyor. Medine'de sekiz gün sabah akşam yemek Diyanet karavanasından ücretsiz dağıtılıyor, Mekke'de yemek hizmeti yok. 1900 avroluk (yaklaşık 3 bin YTL) standart ise duş ve oda kalitesi bakımından aynı hizmeti veriyor ama yemekli. Hacıların da büyük bölümü yemekli seyahati tercih ediyor ama kontenjan sınırlı. Eğer bir hacı eşiyle gelip bu seçeneklerden birini seçmişse ayrı odalarda kalmak zorunda. İki-üç kişilik odalarda alınan hizmetlerin fiyatı, 5 bin 325 avroya (yaklaşık 8 bin 600 YTL) kadar yükseliyor. Ayrıca lüks hizmet veren bağımsız oteller de yaygın.
Hacılardan otel hizmetleri konusunda yer yer şikâyetler geliyor. Gazetecilere, yemeksiz otellerde temizlik hizmetlerinin yetersizliğinden yakınıyorlar. Diyanet ise gelecek yıl tüm seyahatin yemekli olacağını söylüyor.

FOTOĞRAFLAR: ÜMİT KOZAN

YARIN: Hira'da sabırlı hacılar


(Bu haber için henüz hiçbir üyemiz puan vermemiştir)
Yaşam sayfasındaki diğer haberler
ÖZLÜ SÖZ #292
"Kaybolduğundan torunumun haberi yok. Ona nasıl söylerim."
Torununun kendisine emanet ettiği Piki adlı köpeği kaybeden Mevlüde İslamoğlu... Torunun haberi yok fakat bütün Türkiye'nin var; haber Hürriyet'in yedinci sayfasında...

Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

© Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.