Günün Sözü
Gençliğin ruhunu, işlenmeyen bir tarla gibi kendi haline bırakırsanız, orada ısırganlar, diikenler yetişir. Snellman
Tarihte Bugün
Takvimler 25 şubat tarihini gösterdiği zaman...1925 yılında, Dinin siyasete alet edilmemesi hakkındaki kanun kabul edildi. 2000 yılında, Filipinler'de bir otobüse yerleştirilen bombanın patlaması sonucu 45 kişi öldü.
|
 |
 |
 |
|
Çevirmen yarı-yazar mı?
|
Perec'in (solda) 'Kayboluş'unu Türkçeye Cemal Yardımcı (sağda) çevirdi. Yardımcı'nın kitaba bölümler eklemesi, Tahsin Yücel ve Ferit Edgü'ye göre kabul edilemez.
|
Celâl Üster'in Radikal Kitap'taki yazısı George Perec'in 'e'siz kitabı üzerinden yeni bir 'çeviri' tartışması başlattı. Çevirmenin kitaba ekleme yapması 'abes' mi, 'yaratıcılık' mı?
25/02/2006 (1890 kişi okudu)
EFNAN ATMACA (Arşivi) İSTANBUL - 'Çevirinin ve çevirmenin sınırı ne?' tartışması bir kez daha gündemde. Tolkien'in 'Noel Baba'dan Mektuplar' kitabı çevrilirken 1453 tarihinin çıkarılması epey tepki çekmişti. Bu kez tepkilerin odağında Georges Perec'in ünlü kitabı 'Kayboluş'un Türkçe çevirisi yer alıyor. Perec'in 'e' kullanmadan yazdığı kitabı Cemal Yardımcı tarafından Türkçeye çevrildi. Radikal Kitap'ın dünkü sayısında 'Yeryüzü Kitaplığı' adlı köşesini bu kitaba ayıran Celâl Üster, 'Perec'in 'Kayboluş'u mu, kayboluşu mu?' başlığı altında şunları söyledi: "Benim bildiğim, Perec romanda 5. bölümü atlamıştı. 'Kayboluş'ta, içinde 'e' harfi olan hiçbir sözcük olmadığı gibi, 5. bölüm de yoktu. Oysa çeviriye bir 5. bölüm eklenmişti ve şöyle deniyordu: 'Burada, kitabın yarı yazarı C. Yardımcı zorunlu olarak lafa karışır...'"
Üster yazısında Yardımcı'nın özgün metne kendinden dört bölüm ekleyerek ve başlıkları değiştirerek Perec'in kitabını başka bir kitaba dönüştürdüğünü söylerken "Çevirmen çevirdiği yapıta bu boyutlarda müdahale edebilir mi? Çevirmenin giderek 'yarı-yazar'a dönüştüğü bir 'Kayboluş', Perec'in yapıtı olmaktan çıkmaz mı?" sorusunu ortaya attı.
Üster'in sorusuna yanıt aradık. Ferit Edgü ve Tahsin Yücel Celal Üster'e hak verirken Enis Batur tartışmanın diğer tarafında yer aldı. Annesi yeni ameliyat olan çevirmen Cemal Yardımcı ise tartışmaya katılamadı.
Enis Batur (Yazar):
Celâl Üster'in Perec'in romanı hakkında başlattığı tartışma aslında verimli bir fikir çarpışması yaratabilecek bir tartışma. Ama birinci itirazım bunun yeri. Bunun yeri bence gündelik ya da haftalık basın olmamalı. Teknik ayrıntıların tartışabileceği aylık dergilerden birisi olsa daha iyi olurdu. Çünkü şu ya da bu biçimde kitabın infaz edileceğinden endişeleniyorum. Bu, birkaç düzlemde tartışılabilecek bir konu.
Örneğin hukuki, ahlaki ya da etik açılardan tartışılabilir. Ama ben ne hukukçuyum ne ahlakçı. İşin edebi yönüne ilişkin söz alıp böyle bir çeviri nasıl değerlendirilmeli konusuna eğilebilirim.
Açıkçası Celâl Üster'le aynı konumlarda olmadığımızı söylemeliyim. Çünkü çeviri kuramları son 20 yıl içinde çeviri pratiğini de etkileyecek sonuçlar doğurdu.
Çeviri sonuçta bir yorum çalışmasıdır. Her metin aynı yorum ufkunu çevirmene açmayabilir. Bazı metinler düz ayak yorumla yetinebilmesine, bire bir yakın karşılık üretilmesini gerektirebilir buna karşılık özellikle çağdaş metinler çevirmene yorum gücünü yoğun biçimde kullanabileceği örnekler getirdi. Perec'in yapıtı baştan uca bu tür bir yapıt. Kaldı ki çeviriler yapmış bir yazardır. Ve orada deyim yerindeyse aşırı bir yorumun devreye girdiği bir çeviri anlayışıyla karşı karşıyayız. Bir tür yeniden yazma deneyimi olarak gördüğünü Perec'in biliyoruz. Kaybolan pek çok özelliği açısından zaten deneysel boyutları olan bir kitap. Dolayısıyla çevirmene böyle bir dalga boyunda alıştırma yapma penceresini açıyor. Ben Cemal Yardımcı'nın çevirisini çok beğendiğimi söylemeliyim her şeyden önce. Ama kitabın içine eklediği bölümler konusunda dediğim gibi belki çeviri açısından değil ama başka perspektifler nedeniyle tartışma yapılabilir. Kimileri Perec'in yapıtına aşırı müdahale söz konusudur diyebilir. Çevirmenin kendi sözlerini yapıta eklemlememesi gerekirdi diyebilirler, anlayışla da karşılarım bu yorumu. Ama bu nedenden bu kitabın çevirisinin neredeyse linç girişimine sahne edilmesi de bana doğru gelmez. Bu yapılıyor demiyorum ama böyle bir endişe de taşıyorum. Dolayısıyla tartışalım bu konuyu ama işin ahlak boyutunda çok oyalanmayıp biraz da yazınsal tarafıyla uğraşalım.
Tahsin Yücel (Yazar, çevirmen):
Bir çevirmenin çevirdiği metne olabildiğince bağlı kalması gerekir. Öte yandan çevirilere sansür uygulama, belirli yerlerini atlama gibi bir yönelim var. Çevirmen işin altından kalkamadığı zaman belli yerleri atlıyor ki bu yanlış bir tutum. Hukuksal, politik nedenlerle yapılan çıkarmalar da oluyor ve bunun da bir kısmını anlamak gerekir. Hiç olmayacak bir şey değil. Örneğin 'Küçük Prens'te Atatürk ile ilgili hoş olmayan bir cümleyi çıkarıyor çevirmen, ben olsam ben de çıkarırdım doğrusu.
Çünkü bu, çocuklara yönelik bir kitap. Tarih ya da tartışma olsa bırakırdınız. Eklemek ise tümüyle gereksiz bir yaklaşım. Çünkü o zaman yaptığımız çeviri olmaktan çıkar.
Bana kitaba ekleme yapmak çok tuhaf geliyor. Aslında o çeviriyi görmedim ama söz konusu kitabı çevirmek de zor. Çünkü hiç 'e' sesini kullanmadan o kavramları tam anlamıyla çevirmek olanaksız gibi geliyor bana. Ancak ekleme yapması da fantezi bir çevirmen karşısında olduğumuzu gösteriyor.
Tuncay Birkan (Kitap Çevirmenleri Girişimi):
Çevirmen 'bağımlı yaratıcı' olarak tanımlıyor. Buradaki iki unsurun da hakkını vermek gerekir. Genellikle medyadaki tartışmalarda bağımlılık kısmı öne çıkar, çok da önemlidir elbette, çünkü çevirmen kafasından bir şey yazmaz. Başka birinin eserini mümkün olduğunca sadık bir biçimde kendi diline aktarmaya çalışır. Ama bir yandan iş yaratıcılığı da içerir. Çünkü hiçbir çevirmen kelime kelime çevirmez.
Her iyi çevirmenin bir damgası vardır aslında. O damgayı örneğin bölümler ekleyerek, kitapta olmayan üslubu kitaba dayatarak fazla öne çıkarmak gayrimeşru şeylerdir. Çevirmenin asli sorumluluğu metine karşıdır ve bütün iyi çevirmenler bunun farkında olmak zorundadır. Elbette çevirmenin yaratıcı bir şahsiyet olduğunu gözden kaçırmamak şart. Dengeli ve ölçülü olmaya çalışmak gerekir. Bu soruşturmaya konu olan vakada ölçünün biraz kaçtığı görülüyor.
Çevirmen de yaratıcı olmalı
Saliha Paker (BÜ Çeviribilim Öğretim Üyesi):
Tartışmalar bize birçok önemli soru sorduruyor. Burada ikisine değinmek isterim: Biri çeviri/çevirmen ahlâkı ile ilgili, diğeri de çeviride yaratıcılıkla. İkisi de çeviribilim araştırmalarında incelenen temel konulardan. Çeviri dediğimiz yazı varlığının çok çeşitli stratejilerle yürütülmüş olduğunu görüyoruz. Osmanlı öncesinden bugüne devam eden zengin bir çeviri geleneği var. Tanzimat'a kadar Türk-Fars-Arap kültürlerinin örtüştüğü alanda pek de 'yabancı' sayılmayan metinlerin çeşitli biçimlerde 'sahip'lenilip, 'benim'senip, eksiltme ve ekleme yoluyla yerlileştirildiğini ya da yerelleştirildiğini görüyoruz. 19. yüzyılın ikinci yarısında ise Avrupa kültürünün 'gerçekten yabancı' olarak algılanan eserleri Osmanlı toplumu için çevrilmeye başlanınca tereddütler yaşanıyor ve yüzyılın sonunda, bugün 'norm'laşmış sayılan 'aslı koruma' ilkesi beliriyor. Bu ilkenin 'norm' olması 1940'larda Tercüme Bürosu'nun yayınlarıyla gerçekleşiyor.
Bugün söz konusu olan çeviri 'olayları', çeviribilim açısından, yer aldıkları kültür ve yayın ortamı bağlamında 'yargılanmadan' incelenmesi gereken ilginç 'vaka'lardır. Günümüzde sorumlu çevirmenlik ve yayıncılık ahlakına göre bir eserin 'aslı'nın, içeriği ve biçemiyle korunması önemseniyorsa, farklı bir yol seçenlerin amaçlarını tartışmak doğal olmalı.
Ne var ki, çeviride aslı koruma uğraşı da masum, sapmasız, müdahalesiz bir süreç değildir. Çeviride yaratıcılık meselesi de tam burada ahlaka bağlanabilir. Çeviriye kaynak olan edebiyat metninin üretilişi yaratıcılığa dayandığına göre çevirmenin de metnin aslını koruyabilmek için tabii ki yaratıcılığını kullanması, yazarın yaratıcı oyunlarına katılması, onları silmemesi, çeviride bir biçimde yaşamaya devam etmelerini sağlaması beklenir. Çevirmen için en makbul görünebilirlik de budur diyerek tartışmaya bir nokta koyabiliriz ama dünya çeviri edebiyatındaki somut örneklerine bakıldığında, çeviride yaratıcılığa sınır çekmenin hiç de kolay olmadığı görülür, özellikle şair-çevirmenlerin, yazar-çevirmenlerin ürünlerinde.
Ferit Edgü (Yazar):
'Kayboluş'u yayımlanır yayımlanmaz, büyük bir merakla alıp
okumaya başladım. 55. sayfaya geldiğimde duraladım. İnanılır gibi değil, romanda olmayan 5. bölüm, kendisini 'yarı-yazar' diye niteleyen çevirmen tarafından kaleme alınıp romana eklenmişti. Daha sonraki sayfalarda gördüm ki 'yarı-yazar' 25 bölümlük romana kendinden dört bölüm eklemişti. Bugüne değin, (çevirmen ya da yapımcı tarafından) makaslanıp kısaltılmış, gereksiz görüldüğü ya da okuyucuyu sıkacağı düşünülen ya da ideolojik ya da yargıçları harekete geçirecek erotik bölümlerin çıkarıldığı pek çok çeviri gördüm sevgili yurdumuzda. Ama ilk kez, bir çevirmenin romana kendinden bölümler eklediğine tanık oluyorum. Hadi, çevirmen böyle bir zırtapozluk yapmış, yayımcı bu saçmalığa nasıl ortak oluyor? Yoksa yayımcılar, yayımladıkları kitapları okumuyorlar mı? Doğrusu yavaş yavaş buna inanıyorum. 20. yüzyılın ikinci yarısı Fransız yazınının en özgün, en önemli yazarlarından biri olarak gördüğüm Georges Perec'in kemikleri sızlatmıştır, diyecektim; eğer cesedinin krematoryumda yakılıp küllerinin savrulduğunu bilmeseydim.
|
Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 5 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
|
puan 10 |
Kültür/Sanat sayfasındaki diğer haberler
|
 |
 |
 |
ÖZLÜ SÖZ #393
"Benim arada su altına inmem lazım. Aksi takdirde, önce dilim, sonra vücudum sertleşiyor. Bir hesap yaptım, üç aydır dalmıyorum. Buradan kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Ama daldığım zaman rahatlarız." Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, aleyhindeki bir haber nedeniyle gazete yırtmasının sebebini açıklarken...
Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.
|