Radikal-çevrimiçi / Yaşam / Kişilik bölünmesinde dünya üçüncüsüyüz!
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  2 Nisan 2006 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Bugünkü Radikal
 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Yalnız erdemi bilmek yetmez, ona sahip olmak, onu yapmak da gerekir.
Aristo
Tarihte Bugün
Takvimler 02 nisan tarihini gösterdiği zaman...

1919 yılında,
9. Ordu kaldırıldı, yerine 15. Kolordu kuruldu
2001 yılında,
Fitch İbca, Türkiye'nin borçlanma notunu düşürdü.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla | Arşive Ekle Yaşam 

Kişilik bölünmesinde dünya üçüncüsüyüz!

Kişilik bölünmesinde dünya üçüncüsüyüz!
Demet Evgar'le kendimize göre bir bölünme yaşamaya çalıştık, beceremedik.
'Beyza'nın Kadınları'nda kişilik bölünmesi yaşayan bir kadını canlandıran Demet Evgar 'Ülkemiz bu konuda maalesef dünya üçüncüsüymüş' diyor

02/04/2006 (3462 kişi okudu)

HIZIR TÜZEL (E-mektup | Arşivi)

İSTANBUL- Mustafa Altıoklar'ınyönettiği, 'Beyza'nın Kadınları'ülkede kendiçapında bir infiale yol açtı. Filmden öte, baş kahramanın dört ayrı karakterde, sıkı bir kişilik bölünmesi durumunda olması ilgi çekti. Sanki, böyle bir durum ülkede ilk kez ortaya çıkıyordu. Psikiyatristlerle görüşüldü, ruh profesörlerinden görüşler alındı. 'Ay ne enteresan, ay ne ilginç!' durumları yaşandı bu kişilik bölünmesi durumuna. Oysa ki, kimse kusura bakmasın ama 1980 yılından beridir ülke çapında çok şahane bir kişilik bölünmesi yaşıyoruz. Artık bir sürü kişiliğimiz var, şükür ki. Her şeye karşın, kişiliksiz olmaktan iyidir tabii bu. Ona da şükür etmeli o ayrı. Filmin baş oyuncusu Demet Evgar'le görüştüm. Sanıyordum ki, 'o da bölünmüştür' diye çünkü en azından bir oyuncu, bölünmek zorunda yani biraz. Lakin bölünmemiş, çok aklı başında biri olarak karşıma çıktı. Aferim ona.
Nedir bu kişilik bölünmeleri hanımefendi?
Türkiye'de yaşayan yüzde 10 kişide kişilik bölünmesi var. Dünyada en çok 'çoklu kişilik' hastalığının görüldüğü üçüncü ülke. Bunun en temel nedeni yaşanılanların hafıza kayıplarını getirecek kadar yoğun olması. Yani Beyza'daki gibi bir bedende yaşayan, birçok kişiliğin olması. Bedenden bedene geçişte hafıza kayıplarının yaşanması, sadece ufak yaşta cinsel taciz görmüş ya da ensest ilişkiye zorlanmış kadınlarda görülen bir hastalık genelde. Filmi çektikten sonra "Türkiye'de böyle bir hastalık yok" yok dediler. Biz araştırmalarımızın sonucunda Türkiye'nin bu alanda dünyada üçüncü ülke olduğu ortaya çıktı. Ama üstü kapatılıyor.
'Cybill' diye bir kitap vardı gençliğimizde sonra filmi de yapıldı, biliyor musunuz?...
Evet onun 13 tane karakteri var ve üç tanesi de erkek. Yine yaşanmış bir hadise Türkiye'de. Bir kadın var. Kadının kocasıyla gayet güzel bir ilişkisi var. Fakat tam birleşecekleri sırada kadın adamı yataktan itiyor. Sonra yapılan incelemeler sonucunda anlaşılıyor, kadının yatakta öteki karakteri geliyor ve öteki karakter erkek.
Korku filmi gibi...
Çok böyle durum var. Filmde oynamadan önce ben hemen herkes gibi hayatta en çaresiz durumun ölüm olduğunu düşünürdüm. Ölümü kabullenip ölümü sevdim ve hiçbir korkum kalmadı ona karşı. Oysa hayatta en büyük çaresizlik unutmak, hatırlamamak. Ne yaptığını bilmemek. O kadar büyük çaresizliğe sürüklüyor ki insanı bu. Çünkü geçmişinizi bilememek çok zor. Anınızı yaşayamıyorsunuz. En son burada değildim ama ne yaptım? Bu çok büyük bir çaresizlik. Böyle insanlar var ve sürekli bu konu kapatılıyor. Genelde cinsel tacize uğramış ve ensest ilişkiye zorlanmış kadınlarda görülüyor ve sesleri duyulamıyor.
Peki siz bir oyuncu olarak yaşıyor musunuz bu bölünmeleri?
Bir oyuncunun konservatuvar bitirmesi sadece kendi tekniğini oluşturmada yol gösterir. Bana soruyorlar 'kendine örnek aldığın biri var mı?' diye. Ben de 'beğendiğim var ama örnek aldığım yok' diyorum. Çünkü oyunculuk çok kişisel bir yolculuk. Yani onun gibi olayım dediğiniz bir yol olamaz. Çünkü hayatta ne kadar oyuncu varsa o kadar çok teknik vardır ve olmalıdır. Yani o anlamda da biriyle aynı olsa da farklı bir yolculuktur. Kendinden yola çıkıp sıyrılma hali. Burada kendinden sıyrılma halinin otokontrolünü yapmazsanız çok şizofrenik bir durum ortaya çıkıyor.
Zaten biraz öyle.
Genelde öyle oluyor. Ben hayata çok genel bakıyorum. Ben hayata çok iyi bir oyuncu olmak için gelmiş olamam, bu çok basit olur çünkü. Çok iyi bir oyuncu olucam da bütün hayatımı ona endeksleyeceğim. Bu kadar basit bir şey olamaz hayat. Ben başarıyı hayatıma yaydığımda onu gerçek başarı sayıyorum. Aynı zamanda iyi bir abla olabilmek, iyi bir evlat olabilmek, iyi bir torun olabilmek, iyi bir insan olabilmek önemli. Aslında bu anlamda bunu çözdüğünüz zaman çok sağlıklı bir durum. Yani kendi hayatını riske atmadan, kendi içinde var olan noktaları bastırmıyorum. Aksine onları çıkarıyorum, kabartıyorum ve hayatımı riske atmadan oradan bir tecrübe edinip hayatıma geri dönüyorum. Kafa sağlığımı böyle buldum.
O zaman hayattan Demet olarak yaşadığınızın fazlasını alıyorsunuz. Bir sene beş sene gibi yaşanıyor, atlaya atlaya gidiyorsunuz. Ve oradan aldığınız tecrübeleri de sahneye, bir sonraki role götürüyorsunuz. Çok eğlenceli benim hayatım, mutluyum yani.
Bu anlattıklarınız da normal insan işi değil gibi geldi bana.
O kadar da deli işi değil yani oyunculuk, deli işi ama o kadar da değil. Mantalite önemli, benim çok aşçı arkadaşım da var. Ama o işine aşkla bağlı. Bunun tadı nasıl olmuş, osu nasıl olmuş busu diye takılıyor. Bu mesleğin dışında birçok arkadaşım var ötekiler daha bile sağlam. Birçok tiyatrocunun söyledikleri alkol masasında kalıyor. Oturuyorlar, konuş, konuş konuş, gerisi yok. Yalan mı? Ve birçok yetenekli oyuncu da bu yüzden kaybediyor. O kadar yetenekli oyuncu var ki tiyatroda ama artık bunlara 'dur' demek lazım.
Kim olduğunu, ne yaptığını bilmek önemli galiba.
Her ne olursa olsun farkında olarak yaşamak çok önemli. Dengesizliğin farkında olmak bile insanı tehlikeye sokmuyor. Herkesin istediği kadar saçmalama hakkı var. Ama istediği kadar, istemediği kadar değil. Sana göre ben çok saçmalamış olabilirim ama bu benim, bana göre çok da saçmalamadım. Benim sınırımla senin sınırın bir değil. Senin sınırından içeri girdiğim zaman tamam ama kendi sınırsızlığımda dilediğimce gidiyorum kime ne. Bunu da kimsenin alanına girmeden yapabilirim. Bundan ben sorumluyum ve bu benim hayatım ama o sınırı ben belirliyorum. Ailemle ilişkim belirliyor, sonuçta uyandığımda üzülmeyeceğim.

Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 5 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
puan
8
Yaşam sayfasındaki diğer haberler
ÖZLÜ SÖZ #45
"Olayda gerekli araştırmalar yapıldı. Kaya Bey'in parmak izi ve gerekli örnekler alındı. İnkar edecek durumu yok. Beni Reyhan aradı ve 10 dakikalığına Kaya'nın evine geleceğini söyledi. Reyhan'ı arayıp evinin önünden geçtiğini ve konuşmak istediğini söylem"
Tecavüze uğradığını iddia eden Reyhan Gökdeniz'in iki buçuk aydır birlikte olduğu iş adamı "sevgilisi" Ramiz Özbay'ın Pollyannacılığı takdire şayan!

Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

© Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.