Günün Sözü
Hayat bir sürprizler serisidir. Öyle olmasaydı ne yaşanmaya, ne de korunmaya değerdi. Emerson
Tarihte Bugün
Takvimler 22 haziran tarihini gösterdiği zaman...1941 yılında, Almanya SSCB`yi istila etti. 1955 yılında, Denizcilik Bankası Deniz Nakliyat TAO kuruldu.
|
 |
 |
 |
|
Yeni siyasal oluşumların başarısı
Cepheleşme, kamplaşma türündeki bir birlikteliğin nelere gebe olduğunu ülkemiz çok iyi biliyor. Düzenin içinde kalarak düzeni değiştirebilme fırsatı ancak dünyadan kopmadan ve dünyada oluşan değişimleri iyi anlayabilmekten geçiyor
22/06/2006 (1446 kişi okudu)
YAVUZ ODABAŞI (E-mektup | Arşivi) CHP Genel Başkanı sayın Deniz Baykal'ın erken seçim talebi ile birlikte ortaya attığı partinin muhafazakâr da olsa geniş kitlelere açık olduğu davetini içeren merkeze yönelmesi, beraberinde tartışmaları da getirdi. Bu konudaki olumlu ya da olumsuz görüşler birbirini izliyor.
DSP'nin 'Solu Birleştirmek' önerisi ile SHP'nin İtalyan yeni sol ittifakını gerçekleştiren Prodi önderliğindeki 'Zeytin Ağacı' yaklaşımına ek olarak, ÖDP'nin 'Bir Arada Yaşamı Savunalım' önerisinin son dönemlerde ortaya çıkmaları dikkat çekmektedir. Daha geniş kitleleri kucaklayarak daha büyük güç olma isteği, sosyal demokrat ve demokratik solun şimdiki durumuyla iktidar olamayacağını gösteren yeni araştırmalarla da desteklenmektedir.
'Coca Cola ile Pepsi Cola gibi'
Siyasetin merkeze doğru kaydığının ve eski kutuplaşmaların törpülendiğinin gözlemleyen dokuzuncu Cumhurbaşkanı sayın Süleyman Demirel'in gazetelerde yer alan, "günümüzde sağ-sol arasındaki fark, Pepsi Cola ile Coca Cola arasındaki fark kadardır" sözünün bu konudaki en güzel ve çarpıcı açıklama olduğu söylenebilir. Aslında, Pepsi genç nesli Coca Cola ise gelenekselliği temsil etmesine rağmen gerçekten de kitlelerce algılanan fark pek büyük değildir.
Daha geniş kitlelere açılma girişimlerine Blair'in İngiliz İşçi Partisi'nde de karşılaşılmakta, İspanya'da ve Fransa'da ve hatta Çin Komünist Partisi'nde de kısmen benzer açılımların uygulandığı bilinmektedir. Bu durum, dünyada 1980'lerde başlayan, 1990'larda etkisini yoğun biçimde gösteren hızlı değişimlerin siyaset alanına yansımaları olarak kabul edilmektedir. Küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni'nin zıtlıklarından ve çelişkilerinden oluşan 21. yüzyıl ekonomisinin hızlı değişen yapısını ve çoğulcu kültürünü açıklamaya çalışan, dünyanın önemli pazarlama ve marka uzmanlarından biri olan Jay Pattisall'a göre, hızlanmış bir kültür içinde yaşıyoruz.
Bu, sadece internet ve iletişimde değil, yaşamın her alanında kendini hissettiriyor. Latince 'E Pluribus Unum' (çokluktan birliğe) deyiminin , 'E Una Pluribu' (birlikten çokluğa) dönüşmesine yaşantımızda şahit oluyoruz diyor J. Patrisall. Çok değişik yaşam biçimlerinin ve kültürün bir arada bulunabilmesinin olanaklı olması bu oluşumun bir sonucudur denilebilir. Tek tipleşmenin aksine, çeşitlenmiş ve farklılaşmış yaşam biçimlerinin, yaratılan yaşam anlamları etrafında bir arada bulunabilmesi zenginlik olarak görülüyor. İşletme ve yönetim alanındaki önemli düşünürlerden J. Ogilvy'e göre; günümüzün düşünce ve yaşam tarzında 'ya o, ya da bu' değil, 'hem o, hem de bu' şeklindeki sentez egemen olmaktadır. Birbirlerine zıt ve çelişkili gibi görünenlerin 'aynı anda' ve 'bir arada' olabileceğinin fark edilmesi görüşü ve eğilimi dünyada hâkim oluyor. Bu dönüşüme ek olarak, günümüz çağdaş demokrasilerinde ve siyaset konusunda gözlemlenebilen genel eğilimler şöyle sıralanabilir :
Sağ-sol arasındaki keskin ideolojik nitelikteki ayırımlar bilinen keskinliklerinden uzaklaşıyorlar. Siyaset, merkeze doğru kayıyor ve merkezde yoğunlaşıyor. Yüzer, gezer oyların oluşmasına daha keskin ve sık rastlanmaktadır.
Merkezci ve hiyerarşik yönetim biçimi önemini yitiriyor. Örgüt olarak parti ile seçmen kitlesinin birbirinden kopuk iki ayrı kompartıman biçimindeki yapısı bozuluyor. Bağlantıyı sıcak tutabilecek ve güven yaratabilecek, kitlelere çok daha yakın yapılanmalar önem kazanıyor. Bu nedenle, profesyonel kurumlar ve siyasilerin yeri haline gelen partiler vazgeçilmezliklerini sivil toplum örgütlerine bırakıyor
Büyük söylemler ve buna bağlı kitleleri yönlendirmeye yönelik siyaset yapmak (söylem siyaseti) yerini günlük yaşamı doğrudan etkileyen ve gündelik yaşamlar ile sıkı bağlar kurabilen daha küçük ama daha somut söylemlere bırakıyor.
Sınıfa dayalı siyasetin yerini yaşam biçimine dayalı siyaset alıyor.
İnsanlar, 'kendilerine rağmen, kendileri için' yönetilecek edilgen kitleler olmaktan çıkmak istiyor; kendilerini ifade edebilmek, siyasal katılım ve etkileşimde bulunmak, seslerinin dinlendiğinden emin olmak istiyor, bunun için her türlü iletişim aracından yararlanmaya çalışıyor. Buna özellikle gelişmiş ülke ve bölgelerde, yeni fırsatlar yaratan sanal toplulukların ve blog'ların da etkin biçimde eklendiğini söylemek olanaklı.
Hızla gelişen bilgi ve teknolojideki karşılıklı bağımlılık, hem bireyin önemini, hem de ülkeler arasındaki işbirliğinin vazgeçilmezliğini ortaya çıkartıyor.
Açılma ihtiyacı
CHP başta, diğer sosyal demokrat ve demokratik sol nitelikteki partilerin, hatta sağ partilerin de neden daha geniş yelpazedeki açılımlara, geniş kesimlere açılmaya ihtiyaç duydukları bu gelişmeler çerçevesinde daha anlamlı hale gelmektedir.
Bu konudaki açılımında, sadece farklı bakış açıları olan solcuların birlikteliği değil, daha geniş kitlelerin küçük farklılıklarına rağmen birliktelikleri söz konusu olabilmelidir. Bunu, sadece 'yaşam biçimi savaşları' ve 'benim yaşam biçimim diğerlerininkinden daha üstündür ve kabullenilmelidir' türündeki baskılı ve bir tür seçkinci bir anlayış ve yaklaşıma indirgemek pek de başarılı olacağa benzemiyor. Cepheleşme-kamplaşma türü bir birlikteliğin nelere gebe olduğunu ülkemiz daha önceki deneyimlerinden çok iyi biliyor.
Yeni açılımlar, bu tür bir cephe yaratmaya yönelik birlikteliği seçmek yerine; kucaklayıcı, benimseyici, dayanışmacı olma ve güven yaratma erdemi ve becerisini ve yeni bir yaşam felsefesini sunabilmelidir. Dar alanlar ve ret cepheleri yaratarak günümüze kadar gelen sosyal demokrat söylem, sermaye ve küçük işletmelerle çatışma içinde olup geleneksel olarak reddiyetçiliğini sürdürmüştür. Bu reddiyetçiliğin içinde, bireyin tüketim ile olan ilişkisi de nasibini almış ve tüm olumsuzlukların tüketim ile özdeşleştirme alışkanlığı günümüze kadar da sürmüştür. Farklılıkların da birlikteliğini içeren genişlemeye yönelik bir açılımın olduğunu varsayarsak, sözü edilen oluşumlar bu geniş kitlelere de yönelebilmeli, politikaları alt ve özellikle tüketim sınıfı olarak da adlandırılabilecek olan yeni orta sınıfın ihtiyaçlarına, beklentilerine ve hızla değişebilen tüketim özlemlerine de cevap verebilecek bir içerik kazanmalıdır.
Hem yaşam biçimleri üzerinde politikalar üretildiği açıklanıp, hem yaşam biçimlerini oluşturan, önemli ve vazgeçilemez bir çağdaş olgu olan tüketimin gündeme getirilememesi anlamlı değil. Sosyal demokrat ve demokratik sol gelenekte, tüketimle ilgili iki önemli konu olan, 'tüketim kooperatifleri' ve 'tüketicinin korunması hareketi' arasında sıkışan bir anlayış olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Her ikisinde de çok iyi niyetli ve özverili uygulayıcıların çabalarına karşın yeterli başarı elde edilemedi. Tüketimi sadece işlevsel ve somut özelliklere dayandıran anlayış, onun taşıdığı kültürel içeriğin tüketim etrafında biçimlenmesini görmezden gelmektedir. Ülkemizin en önemli konularının başında işsizlik ve yoksulluk geldiği unutulmadan, en az üretim kadar, yeni anlam ve kapsamıyla tüketim üzerinde de düşünülmeli. Günümüzde, bireyin kimliğini belirleyen ve oluşturan, bunu ileten ve sembolik bir nitelik taşıyan bir tüketim özlemi ve tüketim tasarımı söz konusudur. Çağdaş toplumlarda bu tür tüketimin aldatılmadan, istismar edilmeden, özgürce ve sorumluca yapılması, yaygınlaştırılabilmesi 'tüketme hakkı' olarak güvenceye alınmaya çalışılıyor. Çağdaş sosyal demokrat partilerin önemli bir görevi de sosyal sınıflar arasındaki eşitsizliğin her alanda azaltılmasıdır. Bunu yaparken; ortaya çıkmış olan eşitsizliğin sadece üretim, üretimde yer alma biçimi ve üretim ilişkisi yönündeki gelir ve dağılımı, mülkiyet ve yatırım konuları değil; tüketimde yer alma biçimi ile ilgili olan yaşam biçimi, yaşam kalitesi ve bunlarla ilgili eğilimleri kapsayan konular da göz önüne alınmalıdır. Ne tüketimi görmezlikten gelmek, ne de abartarak yüceltmek ve onun tutsağı olmaya yönelik uygulamalar solun günümüzdeki açılımlarına uygun bir yaklaşım değildir.
Kapitalist ekonomi modelinin küreselleşme sürecindeki uygulamaları, bir tarafta 'kazananlar', diğerinde 'kaybedenler'i yaratıyor. Halbuki, kültürel ve siyasal gelişmeler bu durumun kabullenilmeyeceği ve zıtlıkların törpülenerek birbirleriyle bütünleşeceğinin belirtilerini veriyor.
En güzel örneklerden ve davranışlardan biri olarak, terör olaylarından sonra İngiltere Başbakanı Blair'in "Ekonominin durgunluğa girmesini önlemek için yurttaşlarından alışverişe gitmelerini ve tatile çıkmalarını" istemesi gösteriliyor. Sorumlu yurttaşlık ve vatanseverlik anlayışının bir bileşeni olan ve tüketim aracılığıyla vatandaş olmayı öneren 'tüketici vatandaşlık' anlamında sunulan bu talep, İngiliz toplumu tarafından olumlu karşılanmıştır. 'Hem üreteceğim, hem tüketeceğim', 'hem kazanacağım, hem de paylaşarak kazandıracağım' anlayışları, içinde yaşadığımız dönemde hiç olamadığı kadar uygulamaya yakınlaşmış görünüyor.
Dünya vatandaşlığı ve sorumlu yurttaşlık anlayışı sözünü ettiğimiz hızlandırılmış kültür anlayışında önlenemez biçimde, her yerde gelişiyor ve yaygınlaşıyor. Dünyanın değişik yörelerinde başlayan, 'Sosyal Forum' örgütlenmeleri ile süregelen 'kendini ifade etme' ve 'değişim' talepleri, Latin Amerika'da yeni sol düşüncenin egemen olmasıyla eşzamanlılık gösteriyor. Düzenin içinde kalarak düzeni değiştirebilme fırsatı ancak dünyadan kopmadan ve dünyada oluşan değişimleri iyi anlamaktan geçiyor. Aksi durumlar ve sloganlara teslim olmuş yöneliş ise, sağ iktidarların varlıklarını sürdürmeleri için garanti sağlamaktan öteye bir işleve sahip görünmüyor.
Prof. Dr. Yavuz Odabaşı: Anadolu Universitesi İsletme Fakültesi, Eskişehir
|
Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 3 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
|
puan 9 |
Yorum sayfasındaki diğer haberler
|
 |
 |
 |
ÖZLÜ SÖZ #433
"Gençler, orta sahada top çevirmekle kalmayacak, golü de atacaksınız. Okuyun, düşünün, uygulayın, neticelendirin." Recep Tayyip Erdoğan, Hasan - Şükran Saruhan İlköğretim Okulu'nun açılışında yaptığı konuşmada, Türk eğitim sistemini bir teknik direktör ciddiyetiyle değerlendiriyor.
Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.
|