Günün Sözü
Yarım hazırlıkla, yarım tedbirle yapılacak saldırı, hiç saldırmamaktan daha kötüdür. Atatürk
Tarihte Bugün
Takvimler 20 eylül tarihini gösterdiği zaman...1519 yılında, Portekizli Macellan dünyanın çevresini dolaştı 1922 yılında, Fransız ve İtalyan kuvvetleri Çanakkale'den çekildi. 1937 yılında, İkinci Türk Tarih Kurultayı, Dolmabahçe Sarayı'nda toplandı.
|
 |
 |
 |
|
Papa'nın sözleri tesadüf değildi
Papa konumundaki bir kişinin karikatür krizinin üzerinden sadece birkaç ay geçmişken ve ABD 'İslami faşizm'den dem vurarak bir savaş yürütürken İslam'ı şiddetle bağdaştırması tesadüf değil. Ortadoğu'yu hedef alan emperyalist düşünce kalıbını hatırlatan Papa özür dilemeli
20/09/2006 (1428 kişi okudu)
ABDULBARİ ATWAN (Arşivi) 30 yılı aşkın süredir Batı'da yaşayan bizler, mevkisi ne kadar yüksek olursa olsun bir kimsenin başka birine karşı yanlış yaptığında özür dilemesinin Batı kültürünün değişmezlerinden olmasına alıştık. Fakat bu yüce ahlâki değer, kurban Arap veya Müslüman olduğunda çoğunlukla geri plana itiliyor.
Batı'daki en yüksek dini ve ahlâki merciyi temsil eden Papa 16. Benediktus, kindar ve faşist bir Bizans imparatorunun Hz. Muhammed'i karalayan ifadelerinden alıntı yaparak ve terörle İslam'ı açıkça birbirine bağlayarak, 30 milyonu Avrupa'da yaşayan ve dünyada 1.5 milyar inananı bulunan bir inanca karşı büyük hata işledi. Papa'nın hiçbir şüpheye veya belirsizliğe mahal bırakmaksızın, bu karalamasından dolayı açıkça özür dilemesi öngörülüyordu. Fakat bunu yapmadı ve 'zihinlerin yatışması' umuduyla üzüntüsünü dile getirmekle yetindi.
Diyaloğa önem vermiyor
Önceki Papa ise Yahudilerden açıkça özür dilemişti; kendisinden önceki Papaların çoğu çıkar elde etmek için dinler arasında birlikte yaşamı engelleyen hususları onarmayı göz ardı ederek bu konuya yaklaşmaktan bile sakınmıştı. Görünen o ki, yeni Papa özellikle de Müslümanlarla birlikte yaşamayı istemiyor, dinler ve müntesipleri arasındaki diyaloğa önem vermiyor.
Papa'nın sözlerinin 'dil sürçmesi' veya 'art niyet' içermeyen bir dalgınlık olması mümkün değil. Zira Papa ne dediğini bilmeyen sıradan bir insan değil; bir teoloji hocası, saygın bir uluslararası üniversitede konferans veriyor ve sözlerinin önemini, özellikle de yüz milyonlarca Müslüman'ı açıkça ve doğrudan karaladığını çok iyi biliyor. Papa'nın Hz. Muhammed'i karalayan ve İslam'ı terör ve şiddetle bağdaştırmayı hedefleyen karikatürler sebebiyle İslam dünyasını saran, onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına yol açan öfke halini izlemiş olması gerekir. Bu durum da, karikatür felaketinin üzerinden sadece birkaç ay geçtiği bir zamanda bu türden açıklamaların 'kasıtlı' olduğunu doğruluyor.
Papa'nın yaptığı, medya kampanyalarına ve askeri savaşlara denk bir 'fikri Haçlılık' ve tek bir hedef güdüyor: İslam ve Müslümanların 'küçük görülmesi', ortada hiçbir kabul edilir sebep bulunmaksızın, başka dinlerin mensuplarının değil de sadece Müslümanların mümkün olduğunca alçaltılması.
Titizlikle hazırlanmış kampanyalar 19. yüzyılda parlayan ve nihayetinde Müslüman Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasına, Arap ve İslam dünyasının bölünmesine, Müslümanların modernleşme ve çağdaşlaşma adı altında Batı işgaline boyun eğdirilmelerine yol açan emperyalist düşünce kalıbını tekrar gündeme getiriyor.
Papa'nın bu tutumunun, Irak'taki ABD işgalinin sonuçlarının ülkenin coğrafi ve demografik düzlemlerde parçalanması ve ölümlerle devam ettiği bir zamanda baş göstermesi tesadüf değil. NATO'nun Afganistan'daki güçlerini artırdığı, ABD Başkanı George W. Bush'un 'İslam faşizmi'nden dem vurduğu ve Müslüman İran'a karşı nükleer programını gerekçe göstererek yeni bir savaştan söz ettiği bir zamanda gelmesi de tesadüf değil. Karalamaları bu çerçevede gelmiyorsa, yanlış anlaşıldıysa ve sözleri tüm metinden cımbızla alındıysa, Papa neden açıkça özür dileyerek sözlerini Müslümanlarla Batı arasında düşmanlık oluşturmak için kullanmak isteyenlerin önünü kesmiyor?
İslam âlemini birleştirdiler
Bu kampanyaların arkasında duranların anlamadığı husus, ılımlı İslam'ı destekleyerek savaştıklarını öne sürdükleri köktenciliğe hizmet ettikleri. Böylece, dünyayı Müslümanlar ve Batılı Hıristiyanlar arasında iki kampa bölmek ve bir çatışmanın fitilini ateşlemek için çalışan Kaide liderinin kuramını doğruluyorlar. Daha da önemlisi, kasıtsız biçimde tüm İslam dünyasını birleştiriyor ve insanları köktenci eğilimlere itiyorlar. Oysa birçok ılımlı ve radikal İslami hareket bu misyonu gerçekleştirmekte aciz kalmıştı.
Yeni muhafazakârların Washington'da iktidara gelip dünyanın en büyük imparatorluğunun askeri ve ekonomik araçlarını İslam dünyasında hegemonya kurmak ve çıkarları doğrultusunda karmaşa yaymak için işleve koymasından önce, İslam ümmeti paramparçaydı. Çoğu Müslüman ilerleme, adalet ve eşitlik aracı olarak gördükleri Batı modelini istiyordu. Ürdün, Mısır, Lübnan ve Türkiye gibi ülkelerden ümmetten tamamen sıyrılmak isteyen eğilimler çıkmaya başlamıştı. Şu an bu söylemler geriliyor; 'nefret edilen' İslam ümmetini, 'birlik hali'nin, 'Amerikan nefreti'nin ve hedef alınan inancı savunma zorunluluğunun birleştirdiğini görüyoruz.
Bu yeni eğilimler, İsrail'in Lübnan'a son saldırıları karşısındaki direnişi sonrası Şii Hizbullah'a, Batı'yla mücadelesinde İran'a ve az da olsa Afganistan'da saflarını birleştiren Taliban'a yönelik ezici Sünni desteğinde görülüyor.
İslam, semavi ve semavi olmayan dinlerin çoğundan şu önemli noktada farklıdır: İslam inancı ve ümmet kavramı vatandaşlık ve uyruk kavramlarından önce gelir. Yani, bir Müslüman önce Müslümandır sonra Pakistanlı, Hintli, Mısırlı veya Britanyalıdır. Bu anlayış solculuk veya komünizm döneminde laikliğin yayılması gibi birçok sebepten ötürü gerileyince, Batı'da İslam'ı hedef alan kampanyalar patlak vermeye başladı.
Arap hükümetleri baş sorumlu
Nablus'ta kiliselere saldırılması veya Somali'de bir rahibenin öldürülmesi gibi Papa'nın bu karalamalarına tepki olarak Hıristiyanlara yönelik yapılan eylemleri en sert ifadelerle kınamak boynumuzun borcu. Çünkü İslam, hoşgörü, birlikte yaşama ve başkasının inancına saygı dini. Bu yüzden efendimiz ikinci halife Ömer Bin Hattap kendisinden sonrakilere örnek olmasın diye Kudüs'te Kıyamet Kilisesi'nde namaz kılmayı reddetmişti.
Öfkenin ifadesi, inancın savunması, karalamalara ve karalayıcılara karşı konulması meşrudur ve bunların öldürme, yakma ve sorumsuz infialden uzak durarak uygarca yapılması gerekir.
İslam ve Arap dünyasındaki diktatör entrikacı hükümetler, İslam'a yönelik bu dil uzatmalarda en büyük günahı taşıyor. Çünkü bu hükümetler ABD'ye ve onun halihazırdaki faşist yönetimine itaat ediyor. Ülkelerini ve halklarını, Papa'dan kinci ve cahil Danimarkalı karikatüriste, İslam'a ve Müslümanlara yönelik düşmanlığı ve faşizmiyle ABD'nin hastalıklı başkanına kadar küçük büyük herkesin dil uzattığı 'yolgeçen hanı'na çevirdiler. (Londra'da Arapça yayımlanan Kuds ül Arabi gazetesi, genel yayın yönetmeni, 18 Eylül 2006)
|
Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 5 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
|
puan 9 |
Yorum sayfasındaki diğer haberler
|
 |
 |
 |
ÖZLÜ SÖZ #468
"Helal olsun yine yakalandık." Alaattin Çakıcı
Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.
|