Değişken geometrili Avrupa, esnek üyelik ve Türkiye (2)
|
İLLÜSTRASYON: HİCABİ DEMİRCİ
|
Avrupa Birliği istese de istemese de, bizzat küresel sorunların kendisi, bugün değilse bile yarın Avrupa'yı, enerjisini ve kaynaklarını yeni gündem üzerine odaklamaya zorlayacak ve bu sorunlarla baş etme kararlılığını göstermeye mecbur edecek. Başka deyimle Birliği reformlara küresel sorunlar itecek
01/11/2006 (1219 kişi okudu)
ÖZDEM SANBERK (Arşivi)
Küreselleşme ve Avrupa'da reform
Avrupa'ya reformu küreselleşme koşulları yaptıracak: Bu sorunun yanıtı, her şeye rağmen kocaman bir evet'tir. Çünkü bizzat küresel sorunların kendisi, Birlik istese de istemese de, bugün değilse bile yarın Avrupa'yı, enerjisini ve kaynaklarını yeni gündem üzerine odaklamaya zorlayacak ve bu sorunlarla baş etme kararlılığını göstermeye mecbur edecek. Başka deyimle Birliği reformlara küresel sorunlar itecek. Bunun işaretlerini daha bugünden itibaren görmeye başladık bile.
Belli sayıda üye ülkeler, kurucu antlaşmaların katılıklarını aşmak ve kurumsal tıkanıklıkların etrafından dolaşmak suretiyle antlaşmaların dışında fiili durumlar yaratarak sorunlara pratik çözüm arayışlarına girmiş bulunuyorlar. Aslında bu pragmatizm Birliğin gelişmesine yabancı bir yöntem değil. Örneğin siyasi işbirliği 1970'lerden itibaren bir kısım üye ülkeler arasında 20 yıl fiilen uygulandıktan sonra antlaşmalara ancak 1991'de Maastricht zirvesinde dahil edildi. Shengen vize rejimi de benzeri bir güzergâhı izledi. 1986'da klasik hükümetlerarası işbirliği olarak başladı, 1997'de antlaşmalara dahil edildi. AB'nin temelinde, yaşanan gerçek hayatın hukuk haline getirilmesi yatar. Gelişmesinin bu kadar yavaş sürmesinin nedeni de zaten budur.
Karmaşık sistem
Bugün de Birliğin işleyişine yakından bir göz attığımız zaman her üye ülkenin her politikaya katılmadığı, buna mukabil üye olmayan ülkelerin AB politikaları içinde yer aldığı karmaşık bir sistem gözlemlemekteyiz. Örneğin tek para tek Merkez Bankası'nın oluşturduğu Parasal Birliğe İngiltere, İsveç, Danimarka ve 10 yeni üye katılmıyor. Güvenlik ve savunma politikalarına İrlanda, İsveç, Avusturya, Kıbrıs, Malta ve Finlandiya katılmıyor. Sosyal Şart'ı İngiltere yeni imzaladı. Shengen vize rejimi 10 yeni üyeyi, İngiltere ve İrlanda'yı kapsamıyor. Buna mukabil AB üyesi olmayan İsviçre ve Norveç ve İzlanda Shengen rejimini uygulamakta. Norveç AB'ye üye olmadığı halde, AB ticaret politikalarına gönüllü uyum sağlıyor. Yani 25 ülkenin aldığı, fakat kendisinin alınmasına katılmadığı kararlara uyuyor, üstelik karar mekanizmasına dahil olmadığı halde her yıl katılma payı ödüyor.
Avrupa'nın İran'la nükleer konulardaki müzakeresini AB üçlüsü adı verilen İngiltere, Fransa ve Almanya yapıyor. Avrupa'nın yasadışı göç ve terör konularında ortak politikaları yok. Ama yedi AB üyesi, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya, Belçika ve Hollanda Mayıs 2005'te Prüm'de yasadışı göçe karşı kendi aralarında parmak izleri ve DNA bilgilerinin değişimini öngören bir anlaşma imzaladı. Ayrıca İngiltere, Fransa, Almanya, İspanya, İtalya, Polonya Altılar Grubu adı altında içişleri ve adalet bakanlıkları arasında teröre karşı daha yakın işbirliği uyguluyorlar. Belçika, Lüksemburg, Hollanda, Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya, yeni AB Anayasası'nın yakın bir gelecekte onaylanmaması halinde, sırf kendi aralarında açık uçlu bir Öncü Grup kurulmasını tasarlayarak bazı alanlarda daha fazla egemenlik devri ile ulus-üstü ortak politikalar yürürlüğe konup konulamayacağını araştırmayı öngörmekteler.
Değişken geometri
Bu karmaşık Avrupa sistemine değişken geometri adı veriliyor. Avrupa Birliği bugün 25 üyeli. 2007'den itibaren Bulgaristan ve Romanya'nın katılmasıyla 27 üyeli olacak. 2020'lerde çok muhtemelen Hırvatistan, Arnavutluk, Makedonya, Bosna, Kosova, Sırbistan katılmış olacak. Türkiye'nin de iştiraki ile 33 üyeli bir Avrupa Birliği'nden bahsediyor olacağız. Ayrıca Birliğin, kendi yakın çevresini oluşturan Ukrayna, Belarus ve Güney Kafkasya ülkeleri Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan ile yoğun ilişkiler gerçekleştirmemesi olanaksız. Bu durumda 21'inci yüzyılın ilk yarısına yaklaşılırken Birliğin dev yapılanmasının değişken geometri temelinden başka bir sistemle işlemesi mümkün olmayacak. O zaman Charles Grant'ın dediği gibi, (Europe's Blurred Boundaries. Rethinking Enlargement and Neighbourhood Policy. Center For Euorpean Reform. S.29-36) uzun vadede üyelik farklı ülkeler için farklı anlamlar taşıyacak. Kimi ülkeler yukarıda değindiğimiz öncü gruplar içinde yer alarak kendi aralarında bazı ortak politikalarda kendi rızaları ile daha fazla egemenlik devri ile sıkı bir işbirliği gerçekleştirecek, kimi üyeler sırf sınırlı sayıda belli politikalar için egemenlik devredecek, böylece ülkeler kendilerini gönüllü tercihleri ile bazı işbirliği alanlarının dışında tutarken, dahil olacakları politikaların karar mekanizmalarına iştirak bakımından tam üyelik statüsünde bulunacaklar. Bu durumda Birlik üyesi ülkelerin yararlanacakları hak ve ayrıcalıklar bakımından tam üye olanlarla olmayanlar arasında net bir fark olmayacak ve bir nevi esnek entegrasyon formülü tüm ülkeler için geçerli olacak ve Türkiye de böyle bir Avrupa içinde kendi yerini bulacak.
Karamsar olmaya gerek yok
Bu nedenle bugün katılma sürecimizde karşılaştığımız haksızlıklar, zorluklar ve tıkanıklıklara bakarak kendimizi, toplumsal bir kötümserliğin tepkisel kolaycılığına kaptırmamız gerekmiyor. Bizim gireceğimiz Birlik bu günkü AB olmayacak. Türkiye, kendi gönüllü iradesi ile tercih ettiği belirli alanlarda egemenlik paylaşan (aynen NATO'da yaptığımız gibi) çoğulcu demokratik ve laik bir ülke olarak, orta ve uzun vadede büyük demografik gücü, 1 trilyon dolara yaklaşan GSMH'sı ile değişken geometrili Avrupa'nın en saygın ve en nüfuzlu ülkeleri arasında yerini alacak.
Kamuoyumuzun Türkiye karşıtı şu veya bu etnik grubun kışkırtmalarına veya Avrupa Parlamentosu'nun sorumsuz kararlarına bakarak reform sürecine desteğini çekmesi, hükümet ve siyasi partilerimizin de aynı nedenlerle katılma sürecimizi ve reform çabalarımızı gündemlerinden düşürmeleri hasımlarımızın ekmeğine yağ sürmekten başka şey olmaz.
Ulus-devletler Avrupa'sı
Kendimizi kızgın bir yalnızlığa mahkûm etmek yerine Avrupa Birliği'nin bugün yöneldiği temel dinamikleri doğru anlayalım. Bilhassa şu noktayı gözden kaçırmayalım. Türkiye'nin Birliğe üye olması Cumhuriyetimizin kurucu mantığını oluşturan değişmez ve temel ilkelerinde bir değişikliği gerektirmeyecek.
Toplumumuzda genel olarak eksik bilgilere dayalı olarak oluşmuş algılamalar Avrupa Birliği'nin ulus-devlet yetkileri ile ulus-üstü yetkiler arasında denge kuran ve ulus devletin ve bireyin haklarının daha da güçlü korunmasını öngören gelişme süreci üzerinde daha az duruyor. 1991 Maastricht Antlaşması'yla geliştirilmeye çalışılan ve 1997 Amsterdam Zirvesi kararları üzerinde de inşa edilen bu zeminin, hele AB Anayasası'nın birçok üye ülkede referandumlara sunulması safhasında yaşanan tartışmalar dikkate alınınca, önümüzdeki dönemi de şekillendireceği açıkça görülür. "Birlik üye ülkelerin ulusal kimliğine saygı gösterir" ilkesi temel bir anlayışı ortaya koyuyor. Birincil hukuk da olsa AB müktesebatı bir üye ülkenin çağdaş hukuk devleti normlarına uygun Anayasa düzenine aykırı olamaz. Üye ülkenin çevre, ticaret, tüketiciyi koruma teknik ve ticari düzenlemeleri değişir, müktesebata uyar, ama devletin özgürlük temelleri, tekil niteliği, yurttaşlık hukuku ve anayasal temelleri değişmez. Fransa ve Hollanda'da anayasanın reddi ulus-üstü Avrupa'nın azlığından değil, tam tersine Fransızların ve Hollandalıların Birliğin kendi ulus-devletlerini küreselleşmenin tehditlerine karşı koruyamamış olduğu düşüncesinden kaynaklandı. Çünkü ulus-devletlere esas tehdit Birlikten gelmiyor. Bu tehdit küreselleşmenin doğasında yatmakta. Batı Avrupa halkı Avrupa Anayasası'nın kendi ulus-devletlerini küreselleşmenin saldırılarından koruyacak şekilde düzenlenmesini bekliyor. Ama bu düzenlenmenin tüm üyelerin ortak görüşlerini kapsayacak bir vizyonla gerçekleştirilmesi, en azından şimdi mümkün değil. Bu nedenledir ki genişleyen yeni Avrupa, ulusal yetkileri yetersiz kılmayacak değişken geometri temeline oturacak.
Katılım sürecimiz Avrupa'nın geleceği tartışmalarının merkezinde: İşte yine bu nedenledir ki, uzun ve zor geçeceği şüphe götürmeyen bizim kendi katılım sürecimiz boyunca Avrupa'daki gelişmelerin nabzını çok iyi tutmamız gerekiyor. Kısa vadeli, orta vadeli ve uzun vadeli önceliklerimiz nelerdir? Düşüncelerimizi bu konuda daha berrak hale getirebilirsek AB etrafındaki tartışmayı daha sağlıklı hale getirebilmeyi kolaylaştırabiliriz. Bunu başarabilirsek, sağlıklı tartışma dinamiği Türkiye içinde olduğu kadar Avrupa'ya da yansır. Çünkü AB Türkiye'ye bakıyor ve projesinin geleceğine ilişkin soru işaretlerinin birçoğunun yanıtının burada bulunabileceğini hissediyor. Şimdi, 1990'lı yılların aksine biz de, Birlik de hedefleri ve takvimi çok uzun ve belirsiz tutmaktayız. AB'nin bunu neden yaptığı belli. Çünkü genişleme yorgunu. Biz ise, AB yorgunuyuz. Orta vadede müzakere dinamiğini kendi gündemimize tam anlamıyla yerleştirmemiz ve Birliğin nabız atışlarını bizim gündemimizle, bu müzakere zemininde eşzamanlı kılabilmemiz mümkün olabilmeli. Uzun vadeli önceliklerimizi ise sadece üyelik beklentilerimiz olarak değil, kendini Birlik içinde gören bir Türkiye'nin AB'ye getireceği katkılar açısından düşünebilmeliyiz. Genişlemenin bugün ulaştığı aşamayı bizim açımızdan geçmiş genişleme dönemlerine göre farklı kılan nokta, Türkiye'nin Avrupa'nın geleceği tartışmalarının temel konusu ve aktörü haline gelmiş olması. Bu nedenle bu tartışmaların dışında kalmamız düşünülemez. Üyelik surecimiz Birliğin şu anda belirsiz olan nihai hedefini etkileyecek bir nitelik taşıyor. AB'nin finalitesini bizim katılım sürecimizin de ötesinde görebilme kapasitesini gösterebilirsek, ayrılmaz parçasını oluşturduğumuz Kıta'nın geleceği tartışmalarına bizden beklenen katkıyı sağlayabiliriz.
Avrupalılığın tekeli AB'de değil
Avrupa'nın bugün içinde bulunduğu krize bakarak Birliğin artık sonu geliyor gibi yanılgılara kapılırsak hata ederiz. Politikalarımızı bu yanılgılar üzerine bina edersek 700 yıllık Balkanlar tarihimizden kopacağımızı unutmayalım. Ben kendi hesabıma, katılım süreci çok zor diye Avrupalılığın tekelini öfkeyle bugünkü AB üyelerine bırakmayı düşünmüyorum. Zaman önceliklerimizi, gelecek kuşaklarımızın önünü kapayacak şekilde değiştirme değil, bilgi ve iradeye dayalı kararlılıkla serin kanlı mücadele zamanı. Yöneticilerimizin, siyasi partilerimizin ve sivil toplum kuruluşlarımızın kamuoyumuzu bu yönde aydınlatmalarını temenni ediyorum.
Özdem Sanberk: Emekli büyükelçi
BİTTİ