Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  18 Kasım 2006 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Bugünkü Radikal
 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Dünyada hiçbir şey insani kin besleme duygusu kadar yıpratmaz.
Nietzsche
Tarihte Bugün
Takvimler 18 kasım tarihini gösterdiği zaman...

1920 yılında,
TBMM, Emperyalizme Karşı Beyanname yayınladı.
1933 yılında,
Yeni İstanbul Üniversitesi açıldı.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla | Arşive Ekle Türkiye 

Hakkı Devrim Emekli paşa ve siyasî kültür

Hakkı Devrim

18/11/2006 (3108 kişi okudu)

Bir işe kendini kandırmakla başlayan adamın, hadiselere hükmetmesini bekleyebilir misiniz? Aslında demokrasiyi benimsememiş, görünüşe rağmen içine sindirememiş bir toplumun, gerçekten demokratik bir düzen kurması mümkün olur mu?
Okuduğum yazının başlığı «Türkiye'yi siyasî kültürü engelliyor» idi; dünkü Radikal'de yayımlandı. The Weekly Standard'da çıkacak bir yazı (20 kasım). Yazarı Stephen Schwartz, Vaşington'daki İslami Çoğulculuk Merkezi'nin başkanıymış. (İslam dünyası, tarihi ve meseleleri hakkında çok şey bildiği yazdıklarından anlaşılıyor. Ama bu Merkez ve başkanı hakkında başkaca bir bilgim yok.)
Beni ilkin, altı önemle çizilen «Türkiye'nin siyasî kültürü » ifadesi etkiledi. Yazara göre, bu kültürmüş Türkiye ile AB arasındaki asıl engel.
Yazar, engeli üç cümlede topluyor: l Türklüğe dair resmî ideoloji;

  • Azınlıkların etnik ve dinî haklarının sistematik reddi;
  • Ordunun hükûmet üzerindeki aşırı etkisi.
    İlk iki engelin de, okumaya değer izahları yapılmış. Azınlık hakları konusu, dinci gelişmelerin yol açabileceği Vahabîleşme tehlikesi, belli ki bu konularda bilgi sahibi birinin kaleminden çıkmış. İtirazlarınız olacağını bilsem de okumanızı tavsiye ederim. Yazı dünkü Radikal'in Yorum sayfasındaydı.
    Schwartz, «Türkiye'de Askerler, diyor; hâlâ köklerini Atatürk'ün militan laikliğinden alan resmî ideolojinin bekçisi gibi hareket ediyor. Tıpkı Mao'nun Halk Kurtuluş Ordusu ve yakın geçmişin Yugoslav ordusu gibi Türk ordusu da siyasete sürekli müdahale etme ve seçilmiş lideri darbeyle görevden indirme hakkını kendinde görüyor.»
    Devam ediyor Schwartz: «Batı Avrupa'daki son ideolojik askerî kurum (Franco ertesi İspanyol ordusu) siyasî hayatı etkilemekten kesinlikle men edileli çeyrek yüzyıl oldu. Ama Türk ordusu daha 1997'de Başbakan Necmettin Erbakan'ı istifaya zorlayarak sivil alana müdahale etti. Türkiye, İspanya örneğini takip etmez ve ordusunu siyasete karışmaktan tamamen alıkoymazsa, AB'ye katılması uygun görülemez.
    «Türkiye'de bugün orduyu devletten ayırmak (siyasetin dışında tutmak demek istiyor galiba), din ile devlet arasındaki ayrımı korumuktan daha önceliklidir.»
    *
    Aynı gün Hürriyet'te, Emin Çölaşan, zaman zaman yaptığı gibi köşesinde, gene Emekli Korgeneral Nevzat Bölügiray'ın bir mektubuna yer vermişti. Gerekçe olarak emekli paşanın askerin endişesini dile getirdiğiden söz ediyor:
    «Tayyip Erdoğan veya aynı kafada bir yandaşının -hiç fark etmez- cumhurbaşkanı olması durumunda, laik rejimin güvencesi olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin komuta katının, onların istediği gibi biçimlendirilmesi nasıl önlenecek? (...) Kararnamede Millî Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Başbakan Abdullah Gül ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın imzaları olacak ve TSK komuta kademesiyle bile istedikleri gibi oynama olanağını bulacaklar...»
    Haydi, gelin de cevap verin bakalım! Emekli paşaya değil, şu suale:
    – Biz bu «siyasî kültür»le AB'ye nasıl gireceğiz?
    Tek başına bu «siyasî kültür» tanımı bile anlamlı geldi bana.

    Dirhem dirhem, Sait Faik...
    Bir yandan böyle kör topal çalışmaya, bir yandan da, emeklilik hayalleri kurmaya devam ediyorum.
    Elli yaş öncesinin çiftlik hayallerini harcadım gitti. Tam elli yaşımdayken hamle ettim. On bir yıl becelleştim ve anladım ki, yumurta, etlik piliç, süt ve bal üreterek ben hayatımı kazanamayacağım. Ama hâlâ bazı hayal kırıntıları var zihnimde.
    Ortaköy, Arnavutköy, Bebek kıyılarında rıhtıma bağlı bir tekne. Ara sıra uzanıp dinlenebileceğim bir kamara. Küçük mutfak. Sonra çalışma ve misafir kabul odasına dönüştürülmüş kıçüstü.
    Günlük gazetelerim, raflarda kitaplarım. Masa istemiyorum.
    Ahmet Hamdi Tanpınar, Kemal Tahir, Orhan Kemal gibi çok sevdiğim yazarların bütün kitapları; başlarında Yunus Emre olmak üzere, yanına yaraşır «külliyat-ı şuarâ»; seçtiğim bir ansiklopedinin son baskısı; her daim el ulağımda duran sözlükler, Türkçe'ye ve dilbilgisine dair...
    Ama bütün bunlardan önce, acele etmeden, baştan sona, dirhem dirhem yeniden okuyacağım Sait Faik hikâyeleri. Ne yalan söyleyeyim, en çok onları kurdum, onları özledim. On beş yaşımı özler gibi...
    Geç kaldım galiba. Bakın Sait'e, yüz yaşına gelmiş bile. Ben kalkıp, Adapazarı'ndaki törenlere katılmaya davranamıyorum. Yalnız Sait'in değil, babaannemin de memleketi olan...

    Dil Yâresi
    Türkçe dostlarından (Cem Murat Sofuoğlu)

  • Taha Akyol, «İslam ve Batı çatışması» başlıklı yazısında 4'üncü paragrafa «Âkil adamla, aklı başında, sağ duyulu bilge kişiler ise...» diye giriyor (Mill. 14 kasım).
    Sıkça yapılan bir yanlışı Taha Akyol da yapmış. Âkil, Arapça ekl («yemek»)'den türemiş bir kelime, «yiyen, yiyici» anlamında. Mesela âkil-ül-beşer, «insan eti yiyen» demektir. Halbuki Âkıl, ki o da Arapça akl'dan («anlamak, bilmek») gelmekte ve Taha Akyol'un sözünü etmek istediği «akıllı, bilge kişi» anlamını ifade etmektedir.
    Bilgilerinize sunarım.
    – Teşekkür ederim. Dizgi hatası da olur demeden, âkil ile âkıl arasındaki önemli farkı belirtmek için uyarınızı aynen aktardım.

  • Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 4 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
    puan
    8
    Türkiye sayfasındaki diğer haberler
    ÖZLÜ SÖZ #325
    "Bülent Ersoy'un yasaklanmasında babamın çok etkisi yok. O yıllarda Ersoy sahneye çıkarken birileri 'Çıkmasın,' demiş. Babamın önüne bir kağıt getirmişler, imzalamış. Bir zamanlar Bodrum'da diskoları kapattı diye bir dedikodu çıkmıştı. Bir gece otururken tesadüf 'Burada hayat gece çok hareketliymiş. Gürültülü bir yer,' gibi laflar etti diye bütün eğlence yerleri kapatıldı 12'den sonra... (Kenan Evren'in kızı Gülay Evren)"
    Bir tesadüf, bir tesadüf, sormayın gitsin...

    Haber Arama
    Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.
    ÇİZGİLER
    Ofis cehennemine hoşgeldiniz... Dilbert
    Kedilere güven olmaz... Garfield
    Cathy'nin bitmeyen maceraları... Cathy
    Günümüzün taş devrine bir bakış... Cilalı Taş Devri
    İlişkiler ve tehlikeleri... Tehlikeli İlişkiler
    Sizden, bizden ve onlardan... Ademler ve Havvalar

    Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.