Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  12 Aralık 2006 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Bugünkü Radikal
 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Ölçülü ve düzenli yapılan her işin sonu başarılı olur.
Nizami
Tarihte Bugün
Takvimler 12 aralık tarihini gösterdiği zaman...

1932 yılında,
Adile Ayda ilk kadın Dışişleri memuru seçildi.
1949 yılında,
TBMM, Avrupa Konseyi'ne katılma kararını onayladı.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla | Arşive Ekle Yorum 

Murat Belge Nobel ve Türkiye

Murat Belge

12/12/2006 (4861 kişi okudu)

Nobel ödülü önemli bir olay -hele bununla ilk kez karşılaşan bir toplum için. Önemli bir olay karşısında gösterilen tepkiler, 'gösteren' tarafın özelliklerini ortaya koyar. Bu da böyle oluyor.
Bir yazarının Nobel ödülü kazanmasını neredeyse 'milli yas' ilan ederek karşılayan ülke olmadı, herhalde bundan sonra da olmayacak. Vaktiyle Sovyetler Birliği de, yazarlarından Pasternak ile Soljenitsin'e, bilim adamlarından Saharov'a çeşitli dallarda Nobel verilmesini kendine bir saldırı olarak kabul etmişti. Bu büsbütün yanlış da değildi elbette. Nobel'de, kendi kabilesine karşı eleştirel olabilme yeteneği her zaman gözetilir. Bu bakımdan, son Nobel'e gösterdiğimiz tavırlarla, en yakın akrabamızın SSCB olduğunu bir kere daha kanıtladık.
Ama ben gene de Türkiye'deki durumu ayırma gereğini duyuyorum. Çünkü SSCB'nin o olaylardaki tutumu muhtemelen sokakta o yankıyı bulmayacaktı. SSCB'de bütün var olan kurumların devlet kurumu olması özgül bir durum yaratıyor. Burada sokakta anket yapıp halkımızın ödülden duyduğu derin üzüntü sonucu ile karşılaşmak, patolojinin resmi düzeyde kalmadığını, topluma da yayıldığını gösteriyor. Sovyetler Birliği hiçbir
zaman bu kadar başarılı olmamıştı.
Bir yandan da, bu ödülü almış olmanın, nesnel bir anlamı var. Biz kendimiz, kendimize yarattığımız öznelliklerimiz içinde ne kadar kulaç atsak, o nesnel anlamla karşılaştığımız anlar da oluyor. Ödülün töreni de bunlardan biri sayılabilir. Tasavvur edebildiği en yüce başarı UEFA Kupası veya Eurovision derecesi olan bir toplumda, hiç değilse 'diplomalı' kesim, böyle bir törende Türkiye Cumhuriyeti pasaportlu birinin ödül alıyor olmasının bir anlamı olduğunu görmek durumunda kaldı.
Onun için medya şimdi Orhan Pamuk konusunda gene öncelikle kendisinin yarattığı olumsuzluğu, düşmanlığı, nefreti, biraz olsun dengelemeye çalışıyor.
Ama bunu nasıl yapıyor?
Orhan Pamuk'tan elinden geldiği kadar sıradan, standart, 'comme-il-faut' bir 'ortalama Türk' çıkararak. Bir kaygımız, bu ödülün ne kadarını Orhan'ın elinden alıp 'Türklük' hanesine aktarabileceğimiz. 'Türkçe konuştu!', 'Türkçe davet ettiler!' edebiyatı buna yarıyor ve satır arasında, 'O törende Türkçenin duyulmasına vesile oldu. Haydi, onu biraz hoşgörelim' deniyor. Tabii bunun öbür ucu, Orhan Pamuk'a gönderilen mesaj: "Sen böyle 'cici' ol, biz de seni severiz..."
Bütün bu süreçten neleri seçip öne çıkarabiliriz? 'Kızı koştu, ona sarıldı'...
İşte, hepimiz gibi bir baba; işte, 'aile saadeti'; "Prens gibi hissettim" dedi; yavrucak, o da meğer prens olmak istermiş, onun için yazar olmuş.
Evet, onu 'içimizden biri' yapalım, köşelerini törpüleyelim. Bundan böyle, 'Nobel kazanmış Türk' olarak, bu özelliğini vatana millete yararlı olmakta kullansın. Yerli Mallar Haftası'nda okullara gitsin, incir, üzüm ve fındık yemenin erdemlerini anlatsın. Evinin damına Selimiye'dekinden daha büyük bir Türk bayrağı assın. Üç haftada bir tırnaklarını kessin. Rakı masasında grup halinde 'Nihansın dideden ey mest-i nâzım'ı söylesin, ama 'Çıktık açık alınla' ile geceyi tamamlasın.
Ödül konuşmasında yazar olarak sürüden ayrılmanın getireceği 'angst'tan söz etmişti. İyi ya! Nobel'i de aldın, şimdi gel aramıza, bizden biri ol, 'En büyük Türkiye!' diye bir bağır, rahatla. Bak o zaman biz seni nasıl severiz.



Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 83 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
puan
7
Yorum sayfasındaki diğer haberler
ÖZLÜ SÖZ #136
"Ben reklamcıları 'batılı havalı gençler grubu' olarak tanımlıyorum. Bir parça hayatı okuyabiliyorsam, böyle bir grubun o kavrayış eksikliği sebebiyle hayatın ne olduğunu okuyamama sorunu var. Kendi sosyal sınıfını, kendi aynadaki görüntüsünü reklamda görm"
Eee, etrafta 20 yaş fiziğinde ama boyunca üç çocuk sahibi anneleri, yemyeşil çayırlara açılan en steril bahçelerinde birbirlerini kucaklayıp kar beyazı örtülerinin üzerinde kahvaltı eden, bir yandan zeytinyağına ekmek banan aileleri pek göremediğimize gör

Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.
ÇİZGİLER
Ofis cehennemine hoşgeldiniz... Dilbert
Kedilere güven olmaz... Garfield
Cathy'nin bitmeyen maceraları... Cathy
Babalar... Babalar
Günümüzün taş devrine bir bakış... Cilalı Taş Devri
İlişkiler ve tehlikeleri... Tehlikeli İlişkiler
Sizden, bizden ve onlardan... Ademler ve Havvalar

Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

© Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.