Radikal-çevrimiçi / Yorum / Erkeklere karşı varlık mücadelesi
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  11 Mart 2007 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Bugünkü Radikal
 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Dinlerseniz, size her zaman doğru yolu gösteren bir sesin var olduğunu unutmazsınız.
Thomas Hughes
Tarihte Bugün
Takvimler 11 mart tarihini gösterdiği zaman...

1969 yılında,
Günlük haber trafiği 190 bin kelime olan Anadolu Ajansı 48 yıldan beri ilk defa sustu. Toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşmaya varılamaması nedeniyle alınan grev kararı ajansın Ankara, İstanbul, İzmir ve Adana işyerlerinde uygulandı. Türk-İş grevi destekl

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla | Arşive Ekle Yorum 

Erkeklere karşı varlık mücadelesi

Erkeklere karşı varlık mücadelesi
'Kafes'ten cepheye...: Yukarıdaki görüntü, geçen yüzyılın başlarında, Birinci Dünya Savaşı'ndan önce patlak veren Balkan Savaşları sırasında, ülkeyi savunma mücadelesine katılan Osmanlı kadınlarını tasvir ediyor. Sağdaki çizimdeyse 'kafes arkasında'ki geleneksel Müslüman kadın portresini yansıtıyor; eserin tarihi 1745, sanatkârıysa Abdullah Buhari...
Pek anılmasalar ve Batı'daki hemcinslerinin aksine 'emekçi' olmasalar da Osmanlı kadın hareketinin öncüleri de kadınların çalışma hayatıyla kültür, sanat ve siyasette var olabilmeleri için uğraş verdi

11/03/2007 (1937 kişi okudu)

AVNİ ÖZGÜREL (E-mektup | Arşivi)

Amerika'da kadın işçilerin 1857 senesinin 8 Mart'ında gerçekleştirdikleri yürüyüş bütün dünyada 'Kadınlar Günü' olarak kabul ediliyor. Erkeklerle eşit ücret, sağlıklı iş ortamı, çalışma saatlerinin sınırlanması gibi taleplerin yansıdığı bu protestonun anılmasından doğal bir şey yok. Ancak
Batı dünyasında kadın hareketinin gelişme sürecine bu gözle bakıp değerlendirirkenTürk kadın hareketine haksızlık etmemek gerek.
Her ne kadar şimdilerde fazla anılmasalar ve Batı'daki hemcinslerinin aksine 'emekçi' sınıfa mensup olmasalar da Osmanlı kadın hareketinin öncüleri de kadınların gerek çalışma hayatında yer alması, gerekse kültür, sanat ve siyaset alanında etkinlik kazanması için uğraş verdiler...

Mesleksiz kadın
Geleneksel olarak Osmanlı coğrafyasında kadın ve ev biribirinden ayrı düşünülmedi. Kırsal kesimde tarlada, şehirlerde de bazı atölyelerde özellikle temizlik işlerinde çalışmakla birlikte Osmanlı kadınları meslek edinme konumunda değillerdi. Örneğin İstanbul'da sınırlı sayıda kadın çamaşırhanelerde bekâr odalarında kalan erkeklere hizmet veriyor, ya da lokantacılık, muhallebicilik türünden işlerle uğraşan kocalarına evlerinde yaptıkları üretimle destek oluyorlardı.
Bu tablo 1839'da ilan edilen Tanzimat'la değişti... Ama 'reform' yapmak için, kadınların meslek sahibi, iş sahibi olmaları gereğine inanıldığı için siyasetin kararıyla gerçekleşmedi bu durum. Ardı ardına gelen savaşlar, yenilgilerin büyük şehirlere dalgalar halinde attığı insan göçünün sonucuydu değişim. On binlerce erkek cephede hayatını kaybetmiş, aileleri açlık ve safalet içinde kalmışlardı. Mutaassıp tavır itiraz etse de bu durum çocuklarının karnını doyurmaktan, başını sokacak dam altı bulmaktan başka amacı olmayan kadınlara engel olamazdı. Nitekim olmadı da... Kadınların kimi örgücülük işinde, kimi lokantaların bulaşıkhanelerinde, kimi seyyar satıcılık alanında çalışmaya başladılar... Babıâli yani günümüzde Başbakanlık olan makam da bu duruma kayıtsız kalmayıp o zamana kadar sıbyan mektepleri dışında gidebilecekleri okul bulunmayan genç kız ve kadınlar için okullar açtı. İlk kez kadınların 'terakki ve tealileri' yani ilerleme ve yükselmeleri' erkekler tarafından yüksek sesle dile getirilmeye başlandı. Nitekim dönemin yayın organlarından Terakki Gazetesi 1869'da haftalık olarak Terakki-i Muhadderat yani 'örtünmüş kadınların/ Müslüman kadınların yükselişi' adlı ek yayımlamaya başladı. 1875'e kadar ona başka yayınlar da eklendi. Hatta müstakil olarak sadece kadın okuyuculara hitab eden dergiler çıktı. Mürebbi-i Muhadderat, Vakit gibi. Keza ünlü âlim Şemsettin Sami'nin Aile mecmuası ya da Mahmut Celaleddin'in İnsaniyet'i. Eğitim, aile, çocuk bakımı, ahlak, ev idaresi gibi konuları işliyordu bu yayınlar ama hepsinin ortak tavrı kadınları cehaletten kurtulmaya, üretime katılmaya davetti. Ve bu noktadan yola çıkarak geleneksel toplum yapısını sorguluyorlar, kadının üretime, siyasete uzak durduğu/tutulduğu bir ülkede kalkınmanın, ilerlemenin mümkün olamayacağını savunuyorlardı. Dergilerin yer verdiği karikatürlerde dahi alaya alınıyordu bu tablo. Eleştiri oklarının yöneltildiği kadınlar kendi kozasına hapsolmuş tiplerdi. Ortak hücum noktası kızlarını ahlaki endişelerle okula göndermekten çekinen ailelerdi.
Bu noktada Terakki-i Muhadderat dergisinin özel bir yeri olduğunu kaydetmek gerek. O devirde özel sohbetlerde dahi üzeri kapalı konuşulabilen evlilik içi sorunlar, cinsellik konularına yer veren dergi okuyucularına dünyadaki kadın hareketinin gelişmesiyle ilgili haberler vermenin yanı sıra onları ünlü yabancı kadın yazarlarla da tanıştırıyordu.

Meşrutiyet ve Batılı kadın örneği
2. Meşrutiyet'in coşkulu havası içinde kadınlara dönük yayınlarda Batı'ya özenme, batılı kadının örnek alınması gerektiği fikri hakim oldu. İç sayfalarda kullanılan resimlerin neredeyse tamamı Avrupalı kadınlara aitti. Moda sayfaları girdi dergilere. Doğal olarak dergi kapaklarına konulan kadın resimleri de yabancılara tahsis edildi. 1908'in ünlü dergileri Mahasin, Kadınlar Dünyası, Kadınlık ve Hanımlar Âlemi'nin genel tavrı buydu. Sadece Kadınlar Dünyası 'Osmanlı Müdafaa-i Hukuk u Nisvan Cemiyeti' üyelerinin yani kadın haklarını koruma derneği üyelerinin resimlerini basıyordu. Bunlar bir dergide fotoğrafları yayınlanan ilk Müslüman kadınlardı. Onların resimleri yayınlandığında aileleri içinde nasıl tartışma ve sıkıntılar doğduğu da Cevdet Paşa'nın kızı ünlü kadın yazar Fatma Aliye Hanım'ın kardeşi Emine Hanım'ın anlatımlarından biliniyor. Emine Hanım bugünkü manasıyla feministti.
Dergilerin kapaklarının Müslüman/Türk kimliğini yansıtır hale gelmesi için 1919'a kadar beklemek gerekti: İnci. Bu adla yayımlanan dergi dünya savaşını kaybetmiş, işgale uğramış Osmanlı'da kadınlara hitab ediyordu. İnci'nin ilk sayısının kapağı yeni ve idealize edilen Osmanlı kadın tipinin çizgilerini yansıtıyordu. Şimdi türban dediğimiz sıkma örtüyle başını kapatmış olsa da başörtüsünün kenarından saçının bukleleri görünen, bariz şekilde makyaj yapmış, boynundaki inci gerdanlığı sergilemekte sakınca duymayan portreydi bu... Ve Cumhuriyet döneminin dergisi Süs aynı çizgiyi benimsedi. Ama devrimler sürecinde Ankara'nın önceliğine yayın dünyası da ayak uydurdu. Moda, şıklık ikinci plandaydı. Eğitim öne çıkmıştı. Mektepli, Şukufezar Osmanlının yıkılma sürecinde yayın hayatına atılan dergilerdi ve çıktıkları ilk günden itibaren kadınların okuyup meslek sahibi olmalarının kavgasını verdiler. Şukufezar'ın sahibi Afife Hanım Osmanlı'nın son eğitim bakanlarından Münif Paşa'nın kızıydı ve dergisinin yazı kadrosunun tamamı Müslüman kadınlardan oluşuyordu. En ilginci de Şükufezar'da diğer dergilerin aksine kadınlara 'iyi ev kadını olmayı' ya da 'eşine sadık anne' rolünü benimsemeyi öğütleyen tek bir yazıya yer verilmemesiydi. İlk sayısına yazdığı yazıda Afife Hanım: "Biz saçı uzun aklı kısa diye erkeklerin alaycı görüşlerine hedef olmuş bir taifeyiz. Erkekliği kadınlığa, kadınlığı erkekliğe tercih etmeyerek bunun aksini isbat etmeye çalışacağız" diyor; ancak çalışmayla ilerleme sağlayacak insanlık ailesinde bu sürece kadınların da katılması gerektiğini, özellikle Türkiye gibi ülkelerde kadınlara çalışma alanında yer almasına büyük ihtiyaç olduğunu ama bunun için eğitimin şart olduğunu anlatıyordu. Bu Türkiye'de kadın-erkek eşitliği konusunda yayımlanmış ilk makale olması bakımından önemliydi..

Cumhuriyet
Milli Mücadele döneminde Müslüman kadınlar direnişte erkeklerden geri kalmayacaklarını gösterdiler. Gerçi savaş meydanlarında vuruşan yine erkeklerdi ama Türk kadınları gerek cephe gerisindeki destekleriyle ön safta yer aldılar. Ama bu dönem özellikle yurtiçinde ve yurtdışında ulusal direnişin kitlelere anlatılmasını sağlama ve kamuoyu desteğinin temini konusunda kadınların erkeklerden daha etkili olduğunu gösterdi. Nitekim Halide Edip içeride ve dışarıda Milli Mücadele'nin önderleri kadar tanınıyordu. Şu sözler Mustafa Kemal'in 1923'te Konyalı kadınlara hitabından: "Son senelerin hummalı fedakârlıklarla dolu mücadele hayatında milleti ölümden kurtararak bağımsızlığa götüren yolda her ferdin çalışması, gayreti gerekmiştir. Ama en fazla anılması ve şükran duyulması gereken himmet Anadolu kadınının ortaya koyduğu yüksek fedakârlıktır. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir milletinde Anadolu kadınından daha yüksek gayret gösteren kadınlardan bahsetmenin imkânı yoktur. Dünyada hiçbir milletin kadınları, biz Anadolu kadınlarından daha fazla çalıştık, milletimizi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar hizmet ettik, diyemez."

Nezihe Muhiddin
Ancak bu anlayışa rağmen o sene yani 1923'te gündeme gelen ve kadınlara seçimlere katılma hakkı tanıyan yasa reddedildi. Ardından Nezihe Muhiddin Hanım'ın Kadınlar Halk Fırkası kurup aktif olarak siyasete katıldı, 1924'te Türk Kadınlar Birliği kuruldu. Bu iki girişim erkeklerin insafına ve anlayışına emanet edilmiş bir tavrı benimsemediler de. Türk Kadınlar Birliği seçme hakkı meselesini konferans zeminlerinde, basında dile getirdi ve itirazlarını BMM önünde gösteri yapmaya kadar vardırdı.
Bunların sonucu olarak önce Belediyeler Kanunu ile 1930'da ilk adım atıldı. Kadınlar belediye seçimlerine katılabileceklerdi. Ardından 1933'te Köy Kanunu bu yönde değiştirildi. Muhtar ve ihtiyat heyeti seçimlerinde kadınlar oy kullanabilir oldular. Ve nihayet 5 Aralık 1934'te Anayasa değiştirilerek kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. Takrir-i Sükûn Kanunu sonrası normalleşme çabalarının yoğunlaştığı, Atatürk'ün demokrasinin inşası arzusuyla Serbest Fırka'nın kurulması yolunu açtığı dönemin eseriydi bu...


Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 4 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
puan
10
Yorum sayfasındaki diğer haberler
ÖZLÜ SÖZ #7

"Ben fotoğraf kökenliyim. Önce gözlere bakarım, insanı çözerken de, çekerken de. Sizin gözlerinizde haylice bilgelik, yaşanmışlık ve çok şey aşmışlık var. Bedeller çok ağır ödendi herhalde?"
Savaş Ay, Derya Tuna'ya soruyor.

Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

© Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.