Radikal-çevrimiçi / Türkiye / 30 yıl sonra kanlı 1 Mayıs (7)
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  5 Mayıs 2007 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Bugünkü Radikal
 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Önce doğruyu bilmek gerekir; doğru bilinirse yanlış da bilinir, ama önce yalnış bilinirse doğruya ulaşılamaz.
Farabi
Tarihte Bugün
Takvimler 05 mayıs tarihini gösterdiği zaman...

1818 yılında,
Karl Marx doğdu
1912 yılında,
Stokholm Olimpiyatlarında stadyumlarda ilk kez Türk Bayrağı dalgalandı.
1920 yılında,
TBMM ilk toplantısını yaptı.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla | Arşive Ekle Türkiye 

30 yıl sonra kanlı 1 Mayıs (7)

30 yıl sonra kanlı 1 Mayıs (7)
1 Mayıs katliamının üzerinden henüz bir ay bile geçmeden açılan davada, gerçek suçluların yargıç karşısına çıkarılması mümkün olmadı. Dosya şimdilik kaydıyla da olsa kapanmış görünüyor

05/05/2007 (1983 kişi okudu)

ERTUĞRUL MAVİOĞLU (E-mektup | Arşivi)

RUHİ SANYER (Arşivi)

1 Mayıs 1977 katliamından sonra alanı kana bulayanlar yerine olayın mağdurlarına dava açılmış olması, benzer örneklerin çok sık yaşandığı bu ülkede büyük bir tepki görmedi. 36 ölüye, yüzlerce yaralıya rağmen, 1 Mayıs 1977 dosyasının açık kalmasının bir nedeni bu davanın izini sürenlerin neredeyse bir avuçtan ibaret olmasında aranmalı. 1 Mayıs davasında gerçekte mağdur olan sanıkların avukatı Rasim Öz, yıllardan beri, mahkemenin emniyete göndermiş olduğu sayısız yazının yanıtsız kaldığına dikkat çekerek, suç delillerinin ısrarla gizlendiğini söylüyor. Rasim Öz, gerçek faillerin yakalanmaması durumunda, 1 Mayıs dosyasının kapanmayacağı konusunda da ısrarlı. Çünkü bu bir insanlık suçu ve uluslararası sözleşmelere göre insanlık suçlarında zamanaşımı olmaz. Rasim Öz ile 1 Mayıs 1977'yi konuştuk.
O gün alanda neler yaşandı?
Yürüyüş de dahil olmak üzere başından sonuna kadar mitingi elimdeki 8 mm kamerayla filme aldım. Çıkan olayları bizzat gördüm, bizzat çektim ve savcılığa verdim. Sular idaresinin üzerinde çelik yelekli, ellerinde uzun namlulu silahları olan polisler vardı. Bu filmi daha sonra emniyette kaybettiklerini öğrendik. Filmin başka bir kopyası da yoktu. Günler öncesinden alanı gören bütün binalar boşaltılmıştı. Sonradan öğrendik ki, polisler, MİT mensupları hatta kimliği belirsiz Amerikalılar Intercontinental otelinde farklı odalara yerleştirilmiş. Polisler, ateş edilen binaların altında görevliydi. Ama bu polisler ateş edenlerden birini bile yakalamadı.

Silahların hedefi kürsüydü
Ateş açıldığı sırada kürsüdeydiniz, tavrınız ne oldu?
Kemal Türkler konuşurken ben de kürsüde hemen yanındaydım. Ateş edilmeye başlanınca kurşunlardan korunsun diye omuzlarından tutarak aşağı doğru bastırdım. Daha sonra başka arkadaşlar gelip Türkler'i götürdü. Kurşunlar kürsüyü de hedef alıyordu. Daha sonra tespit yaptırdık. Intercontinental Oteli'nin beş, altı ve yedinci katlarından ateş edilmiş ve kurşun izlerinin ivmesi de içeriden dışarıya ateş edildiğini gösteriyor. Kendisi de otel çalışanı olan Oleyis Sendikası Başkanı Ali Kocaman o gün Intercontinental'de polislerin ve Amerikalıların bulunduğunu söyledi. Bir de İstiklal Caddesi tarafından gelen beyaz renkli bir Renault otomobil var. Kürsünün önüne doğru geldi, durdu. Aracın içindekilerin elinde silahlar vardı. Polisler bu araca müdahale etmedi. Kürsüden gördüm. Panik yaratmak için ateş açarak Gümüşsuyu istikametine doğru hızla gözden kayboldu. Paniği artıracak bütün davranışlar polisten geldi. Panzerlerle kitlenin üzerine su sıktılar, ses bombaları attılar. Ölen 34 kişiden 29'unun ezilerek ölmesi bu yüzden.

Polis soruşturmayı engelledi
Mahkeme bu ölümlerin sorumlularının üzerine gitmedi mi?
Emniyet mensuplarının olayları çıkaranları yakalamak yerine, paniği artırarak ezilmelere yol açtığı iddianamede açıkça yazılı. Ezilmelerin artmasında sorumluluğu olan güvenlik güçlerinin tespit edilerek mahkemeye bildirilmesi de istendi. Mahkeme heyeti, Emniyet'e defalarca yazı yazarak sorumlu polislerin kimliğini sordu. Bu polislerin sadece kimliklerini değil, aynı zamanda kullandıkları silahların balistik incelemesi de talep edildi. Basından alınan ve bizim verdiğimiz fotoğraflardan ölümlerde rol oynayan görevlilerin kimlikleri net bir biçimde saptanabilirdi. Bu fotoğraflar büyütülerek Adli Tıp'a ve emniyete gönderildi. Fakat emniyetten bir kez olsun mahkemeye yanıt gönderilmedi. Ben bu talepleri her yıl yineledim. O dönem ve sonrasında görev yapan emniyet müdürleri ile içişleri bakanları hakkında da suç duyurusunda bulundum.
Açılan dava kaç yıl sürdü?
Olayda 34 kişi ölüp 126 kişi de yaralanmış olduğu halde, bir saate kadar alandan tek kişiyi bile emniyete almadılar. Herkes dağıldı, Beşiktaş'ta, Şişli'de otobüslerle dağılmakta olan işçilerden 526'sını araçlardan indirip gözaltına alarak emniyete götürdüler. Gözaltılar rastgele. Hiçbir delil yok. Amaç bu büyük olayla ilgili olarak sanık üretmekti. Nitekim 98'ini sanık yaptılar. Bu kişilerin haklarında dava açılarak neden 1 Mayıs olaylarının sanığı olduklarını anlamak pek mümkün değildi. Ama mesela DİSK'ten Murat Tokmak yaralıydı, o yüzden sanık oldu. Birisinin üzerinde silah bulmuşlar, hemen sanık yapmışlar. Geri kalanlar sıradan işçiler. Polislerin yalancı tanıkları da vardı. Ahmet Güldüoğlu adlı bu polis ifadesinde, "AKM'de görevliydim. ilk atış sırasında tuvaletteydim. Sonra çıkıp bahçe duvarının arkasından olayları seyrettim" dedikten sonra, yok 'elinde silah vardı', yok 'şu renk kazağı vardı' falan diyerek 49 kişi aleyhinde tanıklık yaptı. Hepsini teşhis ettiğini söyledi. Sonra mahkemeye çağırttık. Huzurda hüngür hüngür ağladı. "Hiçbirini görmedim, kusura bakmayın amirlerim emretti ben de ifade verdim" dedi. Yalancı tanıkların ifadesiyle tutuklananlar birkaç celse sonra serbest kalsa da, beraat da etseler, yargılama süreci 13 yıl boyunca devam etti. Olayın gerçek faillerinin yargılanan kişiler olmadığı iddianamede de belirtiliyordu. Olayın yurt ve insanlık düşmanı kişiler tarafından başlatıldığı belirtilirken, emniyet güçleri de suçlanıyordu. Asıl suçlulardan biri bile mahkeme huzuruna getirilmedi. 12 Eylül'den sonra bu olayın da sorumlusu ilan edilmeye çalışılan DİSK yöneticilerinin idamı istendi.

Balistik inceleme yok
Suçluları saptamak için neler yapıldı?
Mahkeme olayda kullanılan silahları tespit etmek için emniyete yazı yazdı. O gün mitingde güvenliği sağlamakla görevli olan polislerin alanın hangi noktasında bulunduğunu ve üzerlerine kayıtlı olan silahların bildirilmesini istedi. Yaralananların, ölenlerin vücutlarından çıkarılan ve alandan toplanan çok sayıda mermi çekirdeği vardı. Ne alanda bulunan kovanların ne de eldeki mermilerin hangi silahlardan atıldığı belirlenemedi.
1 Mayıs davasına bakan savcı Çetin Yetkin ve İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi yargıçları gerçekten dürüst hukukçulardı.Gerçek faillerin yakalanması için girişimleri oldu. Tespit ettiğimiz sorumlu polisler vardı. Mehmet Akzambak, Mete Altan gibi isimleri mahkemeye bildirdik ama sonuç alamadık.
Davanın zamanaşımına uğradığını söyleyenlere ne yanıt verirsiniz?
Şimdi dosya Fatih Savcılığı'nda. En son aldığımız yanıt geçtiğimiz Ekim 2006 tarihliydi. Bu yazıda, "İçişleri bakanlarının siyasi dokunulmazlıkları olması ve diğer kişilerin de memur olmaları nedeniyle, 'Memurin Muhakematı Yasası' gereği soruşturma izni alınamadığı için soruşturmanın dondurulmasına" karar verildiği belirtiliyordu. Buradan anlıyorum ki, henüz her şey bitmiş değil. Bence burada zamanaşımı da söz konusu değil. Çünkü bu bir toplu katliam. Bütün dünyada da hukuki olarak böyle kabul edilir. Toplu katliam insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve tıpkı Adolf Hitler'in suçları gibi zamanaşımı söz konusu olamaz. Bana göre bu dosyanın açılması ve yargılamanın yapılması mümkün.

* * * * *

Derin devletin tezgâhı
Avukat Rasim Öz, 1 Mayıs 1977 katliamının arkasındaki gücün 'derin devlet' olduğu kanısında. Öz'e göre 'zaten derin devlet' işin içinde olmasaydı failler de bulunurdu.
Size göre bu katliamı kimler gerçekleştirdi, neden bunca yıldır failleri ortaya çıkmadı?
Türkiye'de derin devletin geçmişi hepimizin bildiği gibi çok eskilere dayanır. Ama bu derin devlet, Cumhuriyet döneminin o güne kadarki en büyük katliamını tezgâhlamış ve bir kayıp dahi vermemiştir. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, 1 Mayıs katliamından sonra Bülent Ecevit'in yapacağı bir mitingde provokasyon olacağını haber vermişti. Bunu biliyor, ihbar ediyor ama 1 Mayıs katliamının tertipçilerini bulamıyor. Bana kalırsa Demirel, 1 Mayıs'ta yaşanacakları da önceden biliyordu. Bugün kendisi 'Derin devlet ordudur' dese de, bence o dönem, derin devletin başındaki şahıs Demirel'den başkası değil. Biz bunlardan umudu kesince dönemin 1. Ordu Komutanı Necdet Üruğ'a dosya halinde katilleri bildirdik. Hayret etti. "Ankara'ya bildireceğim" dedi. Gitti, geldi, ama bir şey çıkmadı. Panzerleri kitlenin üzerine sürenler belli, emir verenler belli, ateş edenleri kurtaranlar belli. Ama bunların hiçbiri mahkemeye çıkmadı. Örneğin Meral Özkol adlı bir hemşireyi panzerin ezdiği, olay yerinde çekilen bütün filmlerde açıkça görülüyor.
Ama panzerlerin plakalarını bile bildirmediler.
1 Mayıs 1977 katliamının sorumlularının gizlenmiş olması, derin devletin korunmasından başka bir anlam taşımaz. Emniyet görevlileri hakkında Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma açıldı. Ama görevlilerin ifadeleri bile alınmadan olayın zamanaşımına uğradığı belirtilip dosya kapatıldı. Mahkemeye itiraz ettik, itirazımız da reddedildi. Olayın ardından vali ve emniyet müdürü ile de görüştük. Sorumluları yakalamanın asli görevleri olduğunu söylediler. Fakat bu sözün karşılığını alamadık. Alanda ölenlerin yakınlarının açtığı bir tazminat davası da yoktur. O günün koşulları, kurbanların ailelerini bir araya getirmeye elvermedi.

* * * * *

İddianameyi hazırlamak için savcılara 28 gün yeterli geldi
Katliamdan sonra yaklaşık bir saat içinde polisin rastgele gözaltına aldığı 526 kişi içinden 98'i hakkında başlatılan soruşturma tam 28 günde tamamlanmış, savcılar iddianameyi hazırlamıştı.
Bu süre, 34 ölümlü bir dava için adalet tarihi açısından rekordu. 30 Mayıs 1977 tarihli iddianameyle haklarında dava açılanlardan sadece 17'si tutukluydu ve onlar da kısa süre içinde tahliye edildi.
Dava açılanların arasında kitleyi silahla tarayanlar, bomba atanlar, insanların üzerine panzer sürenler, katiller, katillere emir verenler, katillerin suçlarını gizleyenler yoktu. Dava açılanların arasında, katliamı önceden rapor edenler, bu rapora rağmen tedbir almayanlar da yoktu. Haklarında dava açılanlar, bütün suçu katliamdan sağ kurtulmak olan mağdurlardı.
Soruşturmanın hiçbir yere varmayacağı daha en baştan belli olmuştu. 1 Mayıs 1977 katliamında ihmalleri görülen kamu görevlileri hakkında kamu davası açılmasını isteyen İstanbul ikinci Ağır Ceza Mahkemesi Duruşma Savcısı Çetin Yetkin, davanın açılmasından yaklaşık üç ay sonra bu görevden alınarak soruşturma savcılığına verildi. Başka bir ifadeyle, gerçeğin önü soruşturmanın en başında kesilmişti.
Hazırlanan iddianamede de büyük bir çaresizlik seziliyordu. 20. sayfadaki, "Bu büyük ve kanlı facianın tertipçisi, uygulayıcısı yurt ve insanlık düşmanı olan asli failler ergeç tespit edilecek ve tarihin şaşmaz adaletinin önüne çıkarılıp hüküm giyeceklerdir" şeklindeki değerlendirme tarihe not olarak düştü.

'O polis' 12 yıl sonra intihar etti
Davanın ne kadar temelsiz ve özensiz açıldığı daha ilk celsede ortaya çıktı. 49 kişiyi teşhis eden polis memuru Ahmet Güldüoğlu ifadesinde, "Bana savcılıkta okuduğumuz ifade zaptında yazılı olduğu üzere 49 şahsı gösterdiler. 'Bunlar vaka mahallinde var mıydı, var idiyseler ne gibi harekette bulunuyorlar' diye sordular. Ben de bunların vaka mahallinde bulunduklarını tahminen söyledim. Yoksa kat'i olarak 'Bu sanık vaka mahallinde bulunuyordu, elinde silah vardı, ateş ediyordu, şu sanık elinde sopa ile tecavüz ediyordu' gibi kati beyanda bulunmuş değilim" dedi. Neredeyse önüne gelen herkesle ilgili "olayları çıkaran buydu" diye ifade veren Güldüoğlu, 28 Aralık 1989'da koruma görevi yaptığı Türkiye'nin Napoli Başkonsolosluğu'nda cinnet getirerek İtalyan kavas Vincenzo di Scala'yı öldürdü ve ardından intihar etti.

Sanıkların tümüne beraat
Tamamen dayanaktan yoksun olarak açılan bu davada tutuklu 17 kişiden üçü ilk duruşma öncesinde, dokuzu ise 7 Temmuz 1977'de görülen ilk duruşmada serbest bırakıldı. Sonra diğer sanıklar da serbest bırakıldı. 20 Ekim 1989'da ise dava beraat kararıyla sonuçlandı. Kuşkusuz sadece olayın mağdurlarına karşı açılmış olan bu davanın beraat kararıyla sonuçlanması sevindiriciydi. Fakat bu davanın açılmasının çok olumsuz iki sonucu daha olmuştu. Bu sonuçlardan birincisi, bu davanın katliamın gerçek failleri açısından bir koruma kalkanı haline dönüşmüş olmasıdır. MİT ve Emniyet, güvenlik güçlerinin aleyhindeki tüm delilleri gizledi. Ne bir güvenlik görevlisinin silahının incelenmesine izin verdi ne de alanda görevli olanların listesini vermeye yanaştı. Böylelikle alandan toplanmış olan kovanların silahlarla eşleştirilmesi yapılamadığı gibi, o gün alanda görevli olanların kimliği de sır olarak kaldı. İkinci olumsuzluk ise, bu davanın 12 Eylül tarafından DİSK'e karşı koz olarak kullanılmasıydı. Cunta, DİSK davasının temellerinden biri haline getirdiği bu davayı, sendikacıların boynuna 'katliamcı' yaftası asmak amacıyla kullanmaktan çekinmedi.

* * * * *

İki not...

  • Dizinin 1. bölümünde yer alan, 1 Mayıs afişiyle ilgili Orhan Taylan'ın anlatımları ile 1929 1 Mayıs bildirisinin fotoğrafı TÜSTAV'ın (Türkiye Sosyal Araştırmalar Vakfı) '1 Mayıs İlk Dileğimiz' kitabından alındı.
  • Dizinin 6. bölümünde Murat Tokmak'ın anlatımlarında adı geçen Hasan Yıldırım, alanda aldığı kurşun yarası sonucu hayata veda eden işçilerdendi.

    YARIN: Polis DİSK'in güvenlik taleplerini dikkate almadı

  • Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 9 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
    puan
    10
    Türkiye sayfasındaki diğer haberler
    ÖZLÜ SÖZ #111
    "F klavye kaç para Emre... Bak ben dinozor ağabeyin Hıncal, Q klavye ile yazıyorum. Bir gazeteci olarak dünyayı dolaşıyorum. Gittiğim her yerde Q klavye hazır. Seni gazete dışarı gönderirse, yazını internetle geçemezsin. Elinle yazarsın ancak, senin F klav"
    Basındaki Q klavye - F klavye savaşı devam ediyor. Hıncal Uluç, Emre Aköz'e dersini veriyor!

    Haber Arama
    Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

    Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.