Radikal-çevrimiçi / Türkiye / 30 yıl sonra kanlı 1 Mayıs (8)
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  6 Mayıs 2007 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Bugünkü Radikal
 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
En tatlı renkleri tabiat bulur, Doğa filizlenir ve hayat bulur. HIDIRELLEZ denen altı Mayıs'ta; Gönüller dinçleşir, yeni tat bulur.
Enver TUNÇALP
Tarihte Bugün
Takvimler 06 mayıs tarihini gösterdiği zaman...

1920 yılında,
TBMM'nde 'İstanbul Hükümeti ile Resmi Muharebenin Memnuniyeti Hakkında' 12 sayılı karar çıkarıldı.
1972 yılında,
Gezmiş, İnan ve Aslan hakkında idam kararları Ankara Cebeci Sivil Kapalı Cezaevi'nde yerine getirildi.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla | Arşive Ekle Türkiye 

30 yıl sonra kanlı 1 Mayıs (8)

30 yıl sonra kanlı 1 Mayıs (8)
Mehmet Karaca: Alana ateş edenler çelik yelekli teçhizatlı güvenlik görevlileriydi. İstanbul Belediye Başkanı Ahmet İsvan yanındaki polislere bu kişileri işaret etti. Polisler müdahale etmek yerine İsvan'ı itekleyip 'Sen karışma' dediler. Katliamın hedefi DİSK'in mücadelesini engellemekti

06/05/2007 (1704 kişi okudu)

ERTUĞRUL MAVİOĞLU (E-mektup | Arşivi)

RUHİ SANYER (Arşivi)

Mehmet Karaca DİSK'in düzenlediği 1 Mayıs 1977 mitinginin Tertip Komitesi Başkanı ve DİSK Genel Sekteri idi. Karaca 1 Mayıs 1977 ile ilgili sorularımızı yanıtladı:
1 Mayıs 1977 öncesi İstanbul Emniyet Müdürü ile konuştuğunuzda ne söylendi?
Yaptığımız görüşmede anımsayabildiğim kadarıyla, "Biz kendi iç güvenliğimizi sağladık. Bakın dışardan böyle saldırılar var. Bunları biliyorsunuz muhakkak ama biz de bu konuda dikkatinizi çekmek istedik" dedik.
Olaylar Sular İdaresi tarafından açılan ateşle başladı. Saldıranları gördünüz mü?
Üzerlerinde çelik yelekleri olan, teçhizatlı güvenlik görevlileriydi. Kürsünün yanından görebiliyordum onları. Hatta arkada tarafımda Belediye Başkanı Ahmet İsvan oturuyordu, protokol tribününde. O tarafa yöneldi, yanındaki görevli polise işaret ediyordu 'Bakın ordan ateş ediliyor' diye. Belediye Başkanını da ittiler ordaki polisler 'sen karışma' anlamında.
Onlar bu işin olacağını biliyor muydu?
Muhtemelen. O sırada ateş hâlâ devam ediyordu. Açılan ateşle birlikte panzerlerden ses bombası atıldı. Panzerler alanın içine girince müthiş bir panik yaşandı. Kürsüdeki arkadaşımız Sıtkı Coşkun uyarıyordu, 'Hemen dağılmayın' diye. Ama panik yaşayan insanlar, nerde boşluk buldularsa oraya yönelip ezildiler.
Olaylardan sonra İçişleri Bakanı veya Emniyet Müdürü'yle temasınız oldu mu?
O gece kimseyle temasa geçmedim. Anladığım kadarıyla polis zaten kendisi bir kurgu yapmıştı ve onu sahneye koydu. Olaylardan sonra tahkikat yürütürken ifademizi aldılar. Kemal Türkler'in ve benim de ifademe başvurdular. Yalnız bizi sanık diye değil, tanık diye dinlediler duruşmada.

Dünya sendikaları üzgündü
Dünya sendikalarının tepkisi ne oldu?
Bizim oraya çağırdığımız yabancı sendikaların bir yorumu olduğunu hatırlamıyorum. Sadece üzüntülerini belirttiler ve moral verdiler. Bunun dışında onların yorum yapmaları zaten çok gerçekçi de olmazdı. Sadece dünyada böyle deneyimler varsa onları aktarmışlardır.
Olayın büyüklüğünü dikkate alırsak, Başbakan'ın ilgilenmesi gerekmez miydi?
Miliyetçi Cephe hükümeti işbaşında olduğu için zaten fazla bir şey beklenemezdi. Tabii biz yine de hükümeti uyardık açıklamalarımızla falan. CHP bir heyet oluşturdu, aralarında Muhsin Batur da vardı, senatördü o zaman. Onlar gelip bizden bilgi aldılar. Daha sonra sıkıyönetim mahkemelerine intikal etti dava. Sıkıyönetim mahkemesinde Kemal Türkler de, ben de aynı gün ifade verdik. Sıkıyönetim mahkemesine Emniyetle yaptığımız görüşmeyi de anlattım. Hâkim, Emniyet Müdürü'yle yaptığımız görüşmeye biraz şaşırmış bir vaziyette 'Ya öyle mi' dedi. Mesela ben Emniyet Müdürü'yle yaptığımız görüşmede dışardan olabilecek muhtemel bir saldırıya dikkat çektiğimizi söylemiştim. Ona biraz şaşırdı.
Niye şaşırmış olabilir?
'Yani Emniyet Müdürü'nü de bilgilendiriyorsunuz, bunun tedbirini alamamış demek ki' diye yorumluyorum ben hâkimin tavrını.
Kemal bey ne diyordu bu işlere?
Kemal bey de başta bu olayı yorumlamakta zorlandı. Ama işin boyutunu, basit bir şey olmadığını, sıradan bir asayiş olayı olmadığını o da açıkladı basın toplantısında. Bu işin daha büyük yerlerden bir komplo olarak tezgâhlandığına inanıyordu.

'Demirel ile konuşmadık'
Siz miting meydanından ayrıldıktan sonra o gece nerede kaldınız?
Ben Kemal beyle beraber ayrıldım miting meydanından. Bir sendikacı arkadaşımızın, Şinasi Kaya'nın (Maden İş Genel Başkan Yardımcısı) evine gittik. Orada bir değerlendirme yaptık. Ben o gece tedbir olarak evime gitmedim. İkinci gün de tabii normal olarak görevimizin başına döndük. 1 Mayıs'ın ertesi günü, Kemal bey bir basın toplantısıyla durumu açıkladı. Ölü sayısı, yaralı sayısı biraz daha belirgin hale geldi rakamsal olarak ama tam sayı hâlâ bilinmiyordu. Gözaltına alınanları Emniyetin büyük araçlarına doldurup gece götürdüler. Sonra onları Afyon Cezaevi'nde bulduk.
Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'le bu olayı hiç konuştunuz mu?
Hayır konuşmadık. Zaten Demirel'le bizim DİSK'in kuruluşundan beri hiç diyaloğumuz olmamıştı. DİSK bu ülkede kuruluşundan be-ri hep bir demokrasi mücadelesi verdi. Grev hakkını söke söke aldı. Türkiye'deki bazı yasakların kaldırılması için de adımlar atıldı. Bunların başında 1 Mayıs geliyor. Egemen güçler gördüler ki, DİSK bir sendikal örgüt ama örgütlü veya örgütsüz tüm işçileri harekete geçiriyor. Bunu aydınları, öğrencileri, belli meslek gruplarından kişileri değil fabrikadaki, üretimdeki işçileri harekete geçirerek yapıyor. Ve aydın kesimden insanları ve gençleri de hızla yanına çekiyor. Saldırdılar çünkü DİSK, onlar için korkulacak hale gelmişti.

* * * * *

'1 Mayıs'a karşı tam teçhizat hazırlandık'
Mehmet Karaca, 1 Mayıs katliamını, işçilerin kısa süre içinde bilinç düzeyinin yükselmesine bağlıyor. Bu tezini kendi hayatından bir anekdot ile de destekliyor.
Size göre bu saldırının nedeni neydi?
Amaç terör estirerek, korkutarak işçileri dağıtmak, yıldırmak, sindirmekti. Bu nedenle yapıldı bana göre bu saldırı. Başarılı oldu mu? Evet bir hususta başarılı oldu. O kadar insanın ölümüne neden oldu. Buna rağmen 1978'de yine yapıldı eylem ama adamlar bir korku yarattılar. Bana göre bu olay sadece 1 Mayıs'la kalmadı, daha sonraki her ilerici hareketin önüne taş koydu. Mesela 16 Mart 1978'de İstanbul Üniversitesi'ndeki saldırı. Bunun karşısında yine işçiler vardı, İşçiler, '20 Mart Faşizme İhtar Eylemi' ile tepki gösterdiler. Sadece kendi hakları için değil, demokratik haklar için mücadele eden kuruluşların eylemlerine de fabrikalarda işi durdurarak destek verdiler. Yani devrimci mücadele durmadı, devam etti ama bir taraftan da egemen güçler saldırılarından geri durmadılar. Bu süreci 12 Eylül'le noktalayıp en büyük darbeyi DİSK'e vurdular. Yani DİSK birtakım haklar ve kazanımlar elde ederek geldi buraya ama bunun bedelini de fazlasıyla ödedi. 12 Eylül'e kadar 500-600 bin üyeli bir sendika olan DİSK darbeden sonra dağıldı. 12 Eylül'den 10-11 yıl sonra tekrar açıldı ama bu zaman diliminde örgütlenme adına yaşanan tahribatın boyutları çok büyüktü.

İşçilere karşı tam teçhizat
Benim şöyle bir anım da var. 1965-66 yıllarında er olarak askerlik yapıyorum. Tam teçhizat silah kuşandırdılar bizi içtimaya çıktık. İçtima meydanında silahlar elimizde bekliyoruz. Dedim ki 'Ne oluyor, nedir bu?' Dediler ki 'Bugün 1 Mayıs komünistlerin bayramı, dolayısıyla komünistler saldırabilir, yabancı güçlerle işbirliği yapıp ülkeyi işgal edebilirler. O nedenle tedbir alıyoruz.' Tabii benim o güne kadar 1 Mayıs'ın İşçi Bayramı olduğuna dair bir bilincim yoktu. Öğrenciyken 1 Mayıs'ta her zaman Adalar'a falan pikniğe giderdik. İlk defa askerde böyle bir şeye tanık oldum. 1976'da 1 Mayıs dilekçesini verirken aklımda hep bu vardı.
10 yıl önce bu konuda hiçbir şey bilmezken, 10 yıl sonra bir sendika yöneticisi olup 1 Mayıs'ı kutlamak için resmen başvuruyorsun.
Eskiler anlatırlar. 1 Mayıs gelmeden bir-iki gün önce Türkiye'de bilinen ne kadar solcu varsa toplayıp nezarete alırlarmış. Nezarette bekletip, 1 Mayıs'tan sonra salıverirlermiş.
Hiç unutmam, 1 Mayıs 1976'da, ilk 1 Mayıs'ı Taksim'de yaptığımızda solcu, komünist bilinen birçok insan ağlıyordu.

* * * * *

Katillerin üzerine ne Demirel gitti, ne de Ecevit
"Devlet içindeki, fakat demokratik hukuk devletinin denetimi dışındaki bazı örgütler ve güçler gün yitirmeksizin kontrol altına alınmalıdır. Kontrgerilla harekat halindedir ve 1 Mayıs'ta parmağı vardır."
CHP lideri Bülent Ecevit 1 Mayıs katliamının ardından sıcağı sıcağına 7 Mayıs günü İzmir Konak alanında yaptığı konuşmada böyle diyordu. 1 Mayıs 1977 katliamının ardında bıraktığı en büyük kuşku, güvenlik görevlilerinin katliamdaki izleri üzerinde yoğunlaştı. Dahası, katliamın gerçek faillerinin yargı önüne bir türlü çıkarılmamış olmasının asıl nedenine ilişkin en güçlü iddia, devletin resmi/sivil bütün güçleriyle bu provokasyonun içinde olduğu üzerine kuruldu. Şu ana kadar bu iddiaları çürüten hiçbir bilgi, belge ya da açıklama yapılmış değil. Aslında konunun en önemli muhatabı dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'di. Demirel'in 1 Mayıs katliamının hemen ardından düzenlenen Bakanlar Kurulu sonrasında içişleri ve adalet bakanlığını 'tertipçilerin mutlaka ortaya çıkarılması' için görevlendirdiği açıklandı. Demirel, 1 Mayıs katliamı konusundaki en uzun konuşmasını ise, 7 Mayıs günü Çankaya Köşkü çıkışında yaptı. Hükümete yönelik eleştirileri yanıt-layan Demirel, "Kim iddia ederse etsin, iddianın sahibi kim olursa olsun böyle bir iddia çılgınlıktır. 1 Mayıs'ta Taksim Meydanı'nda saat 18.00'de bitmesi gereken mitingi 19.00'a kadar devam ettirip de bu hadiseleri meydana getiren ve o mitinge orak çekici da-hi teşhir ederek sınıf kavgacılığı yapanların hiçbir şey söylemeye hakları yoktur. Ne işi var Engels'in Marks'ın, Lenin'in resimlerinin Taksim Meydanı'nda. Taksim Meydanı Kızıl Meydan değil ki" dedi. Demirel sonraki yıllarda da katliamla ilgili soruları geçiştirmeyi tercih etti. İşte, katliamın üzerinden on yıl geçtikten sonra Demirel'in Hürriyet'in sorularına verdiği yanıt:
"Bu olaylardan hemen altı ay sonra biz hükümeti zaten bırakmak mecburiyetinde kaldık. Bu çeşit olaylar olup bittikten sonra artık tamamen adli makamların işidir. Biz altı ay sonra hükümeti bıraktık, altı ay sonra gelen hükümet, yani 6 Ocak 1978'de sayın Ecevit başkanlığında kurulmuş bulunan hükümet 26 Aralık 1978'de Kahramanmaraş olayları üzerine sıkıyönetim ilan etmek durumunda kaldı ve 23 yerde birden sıkıyönetim ilan edildi. Artık o noktadan sonra bütün olaylar sıkıyönetimindir."

CHP komisyonunun amacı neydi?
Katliam sonrasında aynı gün yaptıkları konuşmalarda Ecevit kontrgerillayı, Demirel ise mitinge katılanları suçlamıştı. Demirel sonrasında ise ya susmayı, ya da konuyu geçiştirmeyi tercih etti. Demirel, bu yazı dizisi hazırlanırken de görüşme taleplerimizi "Ekleyecek yeni sözüm yok, beni bulaştırmayın" diyerek reddetti.
Ecevit ise başlangıçta kontrgerillayı suçlasa da, başbakan olduktan sonra bu olayın üzerine gitmedi. Katliamın ardından CHP'nin kurduğu komisyonun ciddi bir sonuç elde edememiş olmasına da hayret etmemek gerekir. Zira 1 Mayıs katliamını soruşturmak amacıyla kurulan komisyonun başkanı Prof. Dr. Uğur Alacakaptan'ın şu sözleri hazırlanan raporun samimiyetini önemseyenler açısından oldukça çarpıcı:
"Biz oraya belki güncel bir olayı hiç değilse gözüken yönüyle tespit etmek için görevlendirilerek gitmiştik ama bunun arkasında yatan maksat bir boş zayıf tarafını bulursak Ahmet İsvan'ı politikadan saf dışı etmenin imkânını yaratmaktı. Bu bize verilen görevdi. Yalnız şunu hemen belirteyim ki, genel başkana sunduğumuz raporda, eğer belediyenin almış olduğu tedbirler alınmasaydı, hadisenin daha vahim bir şekilde sonuçlanabileceğini söyledim. Bu diğer arkadaşların da ortak kanaati idi"

YARIN: Soruşturma nasıl engellendi


Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 8 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
puan
10
Türkiye sayfasındaki diğer haberler
ÖZLÜ SÖZ #266
"Kızımın kendine yeten, birey olan, ayakları üstünde durabilen bir kadın olmasını isterim. Pozitif olsun, küçüklerine sevgili, büyüklerine saygılı olsun. İleride cinsel tercihini değiştirmek isterse de sadece arkadaş olmak anlamında yanında olurum."
Karnı burnunda Deniz Pulaş, "Onunla ilgili hayalleriniz, planlarınız var mı?" sorusunu yanıtlıyor. Fakat üçüncü cümleyle dördüncü cümle arasındaki bağlantıya biz pek vakıf olamadık. Pozitif, sevgi, saygı filan derken apar topar cinsel tercihini değiştirmeye geldi iş. Modern annelik de böyle olsa gerek.

Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

© Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.