Sosyal güvenlik tasarısına taraflar ne diyor (1)
Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), yeni sosyal güvenlik yasa taslağının hazırlanması sürecinde, sosyal tarafların dile getirdiği sorunların yeni baştan müzakere edilmediği görüşünde
20/11/2007 (877 kişi okudu)
AHMET KIVANÇ (Arşivi)
BAŞLARKEN
Sosyal güvenlik sisteminde norm ve standart birliğini sağlamak amacıyla 2006 yılında çıkarılan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun, özellikle memurlarla ilgili maddeleri Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Bunun üzerine yasanın yürürlük tarihi 1 Ocak 2008 tarihine ertelenirken, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bürokratlarının aylar süren çalışmayla hazırladığı yasa taslağı geçen ay işçi, işveren ve memur sendikaları konfederasyonlarına dağıtıldı. Yasa taslağını bir ay süreyle inceleyen sosyal taraflar, görüş ve önerilerini geçtiğimiz günlerde bakanlığa ilettiler. Gazetemiz, toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren yasa taslağı hakkında sosyal tarafların görüş ve önerilerini üç gün süreyle yayımlayacak.
ANKARA - Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), yeni sosyal güvenlik yasa taslağının hazırlanması sürecinde Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararına uygun düzenlemeler yapılmadığı, sosyal tarafların dile getirdiği sorunların yeni baştan müzakere edilmediği, aksine işveren tarafına yeni yükümlülükler getirildiği görüşünü savundu. Sosyal güvenlik sisteminin açıklarının yükünün, kayıtlı işçi ve işverene yıkıldığı görüşünü savunan TİSK, bunu kabul edilemez bir durum olarak niteledi.
TİSK, yasa taslağının genel sağlık sigortası sistemine ilişkin bölümünün de, sağlık hizmetlerinin sunumunun kısıtlanması biçiminde bir anlayışla yeniden kaleme alındığını dile getirirken, sosyal sigortalar sisteminin yine sosyal yardım ve primsiz ödemeler dikkate alınmaksızın düzenlenmeye çalışılmasını eksiklik olarak nitelendirdi. TİSK'in hazırlanan yeni yasa taslağıyla ilgili görüş ve önerileri şöyle:
'Kamuda iki farklı rejim'
Taslakta, bu kanunun yürürlük tarihinden sonra memur olacaklar için farklı bir yapı öngörülürken, halen kamu görevlisi olarak çalışanlar için 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu düzenlemeleri korunmuştur. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararındaki gerekçeye aykırı olarak, kamu görevlilerinin tabi tutulmaya çalışıldığı iki farklı rejim, diğer çalışanların tabi olacağı sistem bakımından bir handikap oluşturmaktadır.
'Sorumlu maddeler değişsin'
Reform sürecinin temel yaklaşımından uzak bir anlayışla hazırlanan yasa taslağındaki bazı eksikliklerin giderilmesi ve yasanın finansman açıklarının kapatılması yönündeki amacının sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemi mantığıyla değiştirilmesi zorunludur. Bu nedenle daha çok prim, daha az ödeme mantığının hâkim olduğu yeni yasa yaslağının sorunlu maddelerinin değiştirilmesi gerekmektedir.
Yeni sistemin yükü kimde?
Prime esas kazanç hesabı değiştirilmeli, 60. hükümet programında taahhüt edilen prim indirimi sağlanmalıdır. Özellikle Bağ-Kur ve Emekli Sandığı'nın içinde bulundukları mali kriz nedeniyle, açıklarının SSK'nın açığından çok daha fazla olduğu dikkate alındığında, bu kurumların finansman dengesinin düzeltilmesinde işçi ve işverenlerce ödenen primlerin kullanılmasını gerektirecek düzenlemeden kaçınılmalıdır.
'Devlet katkısı kalıcı olmalı'
Bu nedenle Bağ-Kur ve Emekli Sandığı'nın açıklarının kapatılmasını teminen yapılacak ve işçi ve işverenlerden alınan primlerin yükselmesine neden olacak düzenlemeler kabul edilemez.
Reform sürecinin belki de en önemli noktası, devletin sisteme prim ödeyerek katılmasıdır. Ancak devlet katkısının sigorta kollarının açıklarının kapatıldığı ölçüde azaltılması yönündeki yaklaşım reform süreci ile bağdaşmaz. Bu yasanın gerçekten bir 'sosyal güvenlik reformu' yasası sayılabilmesi için; getirilen devlet katkısının kalıcı olması, prim gelirlerinde azalmaya yol açar endişesinin bir kenara bırakılarak işveren prim oranlarında, hiç değilse kademeli olarak indirime gidilmesi isabetli olurdu.
'İş kazası tanımı yanlış'
İş kazasının tanımında yapılan değişiklik, işverenlere yük getirmektedir. Kaza olayı, sigortalıların işverenin sağladığı bir taşıtla toplu halde taşınması halinde gerçekleşmesi durumunda (işyeri servisi gibi) iş kazası olarak kabul edilmelidir.
'Yıpranma payı daraltılsın'
İtibari hizmet sürelerini düzenleyen maddenin kapsamı genişletilmiştir. Fiili hizmetin farazi ve istisnai nitelikte olduğu dikkate alınmalı ve kurumun aktüeryal dengelerini altüst edecek uygulamadan ya vazgeçilmeli ya da uygulanması son derece sınırlandırılmalıdır.
'Asgari işçilik değiştirilmeli'
Kamuya taahhüt edilen işler asgari işçilik uygulaması dışında bırakılmalıdır. Asgari İşçilik incelemesi eskiden olduğu gibi kurum müfettişleri tarafından yapılmalı. Toplu iş sözleşmesi uygulanan işyerlerinde asgari işçilik zorunlu olmamalı. İnceleme sonunda ortaya çıkan fark işçiliğe gecikme cezası ve zammı uygulanmamalıdır.
Cezaların durumu ne olacak?
Asgari ücretin idari ceza işlemleri için ölçü olarak kanunlara yazılması uygulamasından vazgeçilmeli. İdari para cezalarıyla ilgili maktu rakamlar belirlenerek, yıllık artışları yeniden değerleme oranına bağlanmalıdır.
'Kayıtlı işveren desteklenmeli'
Sosyal güvenlik reformunun başarılı sonuçlar doğurabilmesi için; kayıtlı işverenler desteklenmeli. Yüksek prim ödeyen işverenler açıklanmalı ve ödüllendirilmelidir. Primlerini ödemeyenler nasıl kamuoyuna açıklanıyorsa, düzenli ödeyen işverenler de açıklanmalıdır. Beş yıl süreyle primlerini düzenli ödemiş işverenlerin, ödeme güçlüğüne düşmesi halinde primlerinin takside bağlanması veya ertelenmesi konusunda kolaylık sağlanmalıdır.
'Güvenli işyerlerine prim'
Belli süre iş kazası geçirilmeyen ve meslek hastalığı olmayan işyerlerinin kısa vadeli sigorta kollarından ödedikleri primler yüzde 50 oranında indirilmelidir.
YARIN: Türk-İş, Hak-İş ve DİSK'in görüş ve önerileri