Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  31 Ocak 2008 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Bugünkü Radikal
 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
İnsanlığın başına ne geldiyse eşitlik olmaması yüzünden geldi.
Pierre Leroux
Tarihte Bugün
Takvimler 31 ocak tarihini gösterdiği zaman...

1932 yılında,
İstanbul’da toplanan Balkan Konferansı kapandı.
2001 yılında,
TBMM'de ,MHP'lilerle tartışan DYP'li Fevzi Şıhanlıoğlu geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla | Arşive Ekle Türkiye 

İsmet Berkan Vahim bir mektup

İsmet Berkan

31/01/2008 (20959 kişi okudu)

Üniversiteler Arası Kurul, boş bulunan Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) üyeliklerinden birine dünyaca ünlü yer bilimci Prof. Dr. Celal Şengör'ü aday olarak gösterdi. Prof. Şengör'ün YÖK üyeliği, bir süreden beri Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün onayını bekliyor. Hatta dünkü Cumhuriyet gazetesinde Cumhurbaşkanı Gül'ün bu atamayı henüz onaylamamış olması eleştiriliyordu.
Cumhurbaşkanı Gül'ün atamayı neden hâlâ onaylamadığını bilmiyorum ama aşağıda aktaracağım mektubu okuduğunuzda belki de atamanın neden hâlâ yapılmadığı konusunda bir fikir sahibi olacaksınız.
Mektubu Prof. Dr. Celal Şengör yazmış ve kendisini YÖK üyeliğine uygun gören Üniversiteler Arası Kurul'un 219 üyesine birden göndermiş.
Mektup şöyle:
"Temsilciniz olmamı isteyerek bana verdiğiniz şerefin her türlü sevinç ve tatmin hissinin üzerinde olduğunu belirtmiş, bunun yaşamımda bana verilen en büyük mükâfat olduğunu arzetmiştim.
Bunu çok zor bir zamanda, uygarlığa karşı yöneltilmiş saldırıların fütursuzca geliştiği bir ortamca cesaret ve haysiyetle yaptınız. Bu saldırıların en son örneği Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisinin ortaklaşa başlattıkları üniversitelerde türban serbestisi atağıdır. Bunu yakından izlemekteyim. Bizim açımızdan, üniversitelere dini bir sembolün girmesinin hukuk cephesinin, kamuoyunda öne çıkartıldığı kadar belirleyici olduğunu sanmıyorum, çünkü hukuk nihayet aksiyomatik bir sistemdir. Baştan kabul edilen aksiyomlara bağlıdır. Bu açıdan hukukun rölativist bir temeli vardır ve bu temel onu bazı durumlarda pek tehlikeli bir tahakküm aracı yapabilir. Bunun en meşhur misalleri Katolik Engizisyon Mahkemeleri olmakla beraber, onu aratmayacak güncel örnekleri, Sovyetler Birliğinden Nazi Almanyasına, Çin Halk Cumhuriyetinden Amerika Birleşik Devlelerine kadar değişen çok geniş bir yelpazede görülmüş, pek çok insanın en feci şartlarda katledilmesine, toplumların sefâlet ve felâketine neden olmuştur.
Halbuki üniversitede dinin 'şakırdatılması', bizzat üniversite kavramıyla çelişir. Dünyada katolik, protestan veya islâmi üniversitelerin olması veya üniversitelerin Orta Çağ'da dinsel kurumlardan türemiş olması bu gerçeği değiştiremez. Din, belirli dogmalar çevresinde kurulmuştur ve yanılmaz olduğu iddia edilen bir veya birkaç tanrının vahiyleri olan dogmalarından vaz geçemez. Bilim ise sürekli olarak gerçeği arayan ve gerçekle bağdaşmayan hiçbir şeyi kabul etmeyen bir düşünce sistemidir. Bilim, bitmeyen bir deneme-yanılma süreci içerisinde daima yanlışları eleyerek hakikate asimtotik olarak yaklaşır. Ancak hepinizin bildiği gibi, tek bir ters veri en ihtişamlı teoriyi çöpe atmaya yeterlidir. Dinin pek çok dogması bilimin isbatları karşısında bu şekilde çöpe gitmiştir. Bugün artık ne dünyanın yedi günde yaratıldığına, ne Nuh Tufanına, ne de Havva ile Âdem masalına inanmak mümkündür. ´Üniversitede yasak olmazŞ diyenlerin, üniversitede yanlışlığı isbat edilmiş fikirlerin artık kullanılamayacağını ve öğretilmeye devam edilmelerine izin verilemeyeceğini anlamış olması gerekir. Bu nedenle coğrafya derslerinde düz bir dünya veya fizik derslerinde Aristo fiziği öğretmeye kalkan hocalara izin verilemez.
Karşımıza dinin dogmalarını reddeden bilimi öğrenmek için geldiğini iddia ederken, o dogmalara bağlı olma sembolünden inatla vaz geçmeyenlerin bilimsel dürüstlük ve samimiyetine nasıl inanacağız? Akla açık bir ihanet olan bu davranışın temsilcilerini, aklın ve bilimin geliştiricisi olan üniversitelerimize nasıl alacağız? Böyle kişilere, öğrettiğimiz bilimi öğrendiklerine itimad ederek nasıl not veya diploma vereceğiz? Günün birinde öğrendiklerini, aklı ve bilimi ve dolayısıyla insan uygarlığını boğmak için kullanmayacaklarına nasıl güvenebileceğiz?
Bu nedenle üniversite tüm dogmatik inanç sistemlerini işlevine temel yapmayı reddeder. Onları bilimsel olarak inceler, ancak temsilcilerini üyeleri olarak kabul etmez. Militan dogmatiklerin üniversite bünyesine kabul edilmemelerinin nedeni budur. Kimse bize bu açıdan ´bilimperestlik yapıyorsunuz' diye bir eleştiri yöneltemez, zira, büyük felsefeci Lord Bertrand Russell'ın dediği gibi, insanlığın gerçekten bildiği fakat bilimin bulmuş olmadığı hiçbir şey yoktur. Bir başka deyişle, bilim dışında insanlığın hiçbir bilgi kaynağı yoktur.
Türban yasağının kaldırılmasını temelde yalnızca bu nedenle kabul etmemiz mümkün değildir. Bu konuda ne karşımıza çıkarılacak hukuk sistemleri, ne de dünyadan gösterilecek örnekler bizi ikna edebilir (sui-misal, misal olamaz). Bizim düşüncemizin ve faaliyetimizin temeli eleştirel akılcılıktır. Aklı ve eleştiriyi kabul etmeyen hiçbir sistemi üniversite kapısından içeri alamayız.
İcab ederse, ülke yöneticileri akıllarını başlarına alana kadar o kapıları kapatırız. Bu bizim tarihsel geleneklerimizden gelen hakkımız ve hem insanlığa hem de öğrencilerimize karşı görevimizdir.
Bu düşüncelerimi muhterem kurulunuza en derin saygılarımla arzederim."
* * *
Bu mektuba ne diyeceğimi gerçekten ben de bilmiyorum. Nutkum tutuldu, desem yeridir.
Sadece şunu söylememe izin verin: Eğer üniversite, Celal Şengör'ün dediği gibi, sadece dini dogmaları reddettiğine kendini inandırmış insanları mezun etmiş olsaydı, bugün gerek bilimsel ve gerekse teknolojik olarak çok geride bir noktada olurduk, çünkü üniversiteler bırakın mezun edecek öğrenci bulmayı, bilim yapacak bilimci bulmakta bile ciddi sıkıntı çekerdi. Bu sadece Türkiye'de değil, dünya çapında böyle olurdu.
Bilim-din çelişkisi veya çatışması zaman zaman bu köşede de konu edilmiş bir şey olmakla birlikte, dindarlığın, hatta inanç sahibi olmanın 'geri' olmaya yeterli bir şart olduğunu söylemek çoğu ateistin bile söylemekte zorluk çekeceği bir fikir olsa gerek.
Hukuk yoluyla baskı rejimi kurmanın mümkün olduğu doğru olmakla birlikte, eğer hepimiz, hukuk sisteminin sadece bizim açımızdan 'doğru' bölümlerini uygulayıp geri kalanını uygulamasaydık nasıl bir dünyada yaşıyor olurduk acaba? Bu dünyada 'demokrasi' ve bilimsel olanlar dahil 'özgürlükler rejimi' nasıl mümkün olabilirdi?
'Türban serbest olursa üniversiteyi kapatmak' bir şaka herhalde.



Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 134 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
puan
6
Türkiye sayfasındaki diğer haberler
ÖZLÜ SÖZ #561
"Manken Deniz Akkaya'nın Allah'ı var: Tanrı kendisini yaratırken epey uğraşmış. Standartlara uysun diye eksik bıraktığı bir-iki yerini de estetik cerrahları tamamlamış. Ortaya bir 'hilkat ilahesi' çıkmış."
Yalçın Pekşen...

Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.
ÇİZGİLER
Ofis cehennemine hoşgeldiniz... Dilbert
Kedilere güven olmaz... Garfield
Cathy'nin bitmeyen maceraları... Cathy
İlişkiler ve tehlikeleri... Tehlikeli İlişkiler
Sizden, bizden ve onlardan... Ademler ve Havvalar

Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

© Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.