Radikal-çevrimiçi / Yorum / Askeri müdahaleler Türkiye'ye hiç yarar sağladı mı?
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  5 Şubat 2008 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Bugünkü Radikal
 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Sağlıklı olmak, hayat kavgasında başarının birinci şartıdır.
Ahmet Mithat
Tarihte Bugün
Takvimler 05 şubat tarihini gösterdiği zaman...

1951 yılında,
Türkiye ile İsrail arasında 'Hava Ulaştırma Antlaşması' imzalandı.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla | Arşive Ekle Yorum 

Askeri müdahaleler Türkiye'ye hiç yarar sağladı mı?

28 Şubat müdahalesinin ülkemiz ve demokrasimize çok olumsuz etkileri olmuştur. Dış koşullar oluştuğu takdirde demokrasiye olası bir müdahalenin geçmişte olduğu gibi bugün de Türkiye'nin çıkarlarına ve demokratik gelişmeye çok büyük zararları olacaktır

05/02/2008 (2062 kişi okudu)

GÖKHAN ÇAPOĞLU (Arşivi)

Türkiye'de 27 Mayıs 1960 ile başlayan, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat ile devam eden askeri müdahaleler tarihi incelendiğinde, meşruiyet açısından iç ve dış koşullar oluştuğunda veya oluşturulduğunda müdahalelerin gündeme geldiğini anlıyoruz. İç koşullar derken, içeride siyasi iktidarın uygulamalarına karşı medyayı da arkasına alan bir toplumsal muhalefetin oluşması, seçilmiş iktidarların özellikle yönetici elit ve aydın kesimler nezdinde meşruiyetlerini kaybetmesi ve iktidarların seçimler yoluyla değiştirilmesinin güç olacağının düşünülmesi öne çıkıyor.
Ancak iç koşulların askeri müdahaleler için yeterli koşul olmadığı, ABD ve diğer dış güçler açısından da bu ülkelerin çıkarlarını gerektirecek bir meşruiyet kazanması gerekiyor. Bu gerekliliktir ki askeri müdahaleler sonucunda Türkiye'nin iç ve dış politikaları kontrol altına alınabiliyor ve Türkiye bundan geriye dönülmesi mümkün olmayan büyük zararlar görüyor.

Soğuk Savaş günleri
Türkiye'de gerçekleşen dört askeri müdahaleden ilk üçü Soğuk Savaş döneminde yapılmıştır. Bu dönemde müdahaleler, darbe boyutuna varmasalar bile, sadece Türkiye'de değil NATO üyesi diğer Avrupa ülkelerinde de gerçekleşmiştir. En son olarak 14 Ocak 2008 tarihli the Times gazetesi 1976'da ABD ve CIA'nin komunistler iktidara geldiği takdirde İtalya'da askeri darbe planlandığına dair gizli raporları açıklamıştır. 27 Mayıs 1960 darbesi, 1957 seçimlerden zaferle çıkan, 'odunu bile seçtirecek güce sahip olan,' demokrasiyi özümseyememiş bir Adnan Menderes'in, yargıyı ve tahkim komisyonlarıyla ülkeyi tam bir kontrol altına çabasının içerde, ekonomik durgunluk ve kriz karşısında Sovyetler Birliği'ne yakınlaşmasının dışarıda yarattığı tepkilerin sonucu gerçekleşmiş, demokrasimizin gelişmesi ciddi bir darbe yemiştir. Seçilmiş diktalara karşı kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü ilkeleri ve özerk kurumlar yoluyla 1960 Anayasa'sında getirilmek istenen dengenin toplumsal değişimin önünü açma potansiyeli Türkiye'deki egemen çevrelerin hışmına uğrarken, ABD'nin ülkede yükselen sol gençlik hareketinin toplumsal boyuta varmadan önünü kesmek istemesi 12 Mart müdahalesini doğurmuştur. Türk demokrasisi ve özgürlükler çok büyük darbe almıştır.

Yeşil kuşak
1970'lerde ABD'nin Sovyetler Birliği'ne karşı geliştirmek istediği 'yeşil kuşak' teorisini uygulama alanlarından biri de Türkiye olmuştur. 1970'li yılların özellikle ikinci yarısından itibaren sol ve sağ gençlik gruplarının birbirlerine düşürülerek yaratılan anarşi ortamı içeride istenilen tepkinin oluşması sağlanmıştır. ABD 12 Eylül darbesinden sonra bütün mevyeleri toplamaya başlamıştır. Yunanistan tekrar NATO'nun askeri kanadına dönmüş, Türk ekonomisi dışa açılarak küresel sermayenin denetimine girmiş, sıcak para hareketlerine bağımlı hale gelmiş, 'ılımlı İslam'ın önü açılmıştır.
Soğuk Savaş döneminin sona ermesi, 1990'larda ekonomik araçlar ve özellikle kısa dönemli spekülatif sermaye hareketleri ve IMF politikalarıyla ülkelerin kontrol edilmesini ön plana çıkarmıştır. Ancak, Türkiye'de beklenmedik bir siyasi gelişme olmuş, 1996'de 'ılımlı İslam,' ama Batı karşıtı ve özellikle İsrail karşıtı bir 'ılımlı İslam' iktidar ortağı olmuştur. Bu ABD ve İsrail açısından kabul edilemez bir durum ortaya çıkarmıştır. 1996'da iktidara gelen Refah-DYP koalisyonu TRT Genel Müdürü'nü bile değiştiremezken, Sincan'da belediyece Kudüs'ü kurtama gecesi düzenlenmesi, sarıklı kişilerin başbakanlık konutuna davet edilmesi gibi nedenlerle Türkiye'de laik rejimin tehdit altında olduğu iddiasıyla 28 Şubat müdahalesi gerçekleşmiş, Refah Partisi ve onun devamı olan Fazilet Partisi kapatılmıştır.
Refah ve Fazilet partilerinin laiklik konusunda sıkıntıları olmalarına ve Türkiye dış politikasının yönünü değiştirme niyetlerine karşın, Anayasa'yı veya yasaları laikliği zedeleyici yönde değiştirme girişimleri olmamış, 28 Şubat'ta İsrail ile imzalanan askeri anlaşmaları onaylamışlardır. Ama Batı karşıtı olduklarını hiçbir zaman saklamamışlardır.

Milli Görüş gömleği
Nitekim, bu kanattan ayrılanların kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi, değiştim derken, Batı yanlısı olduklarını, 'Milli Görüş' gömleğini çıkardıklarını ve ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'ne yardımcı olacaklarını iktidara gelmeden önce açık bir şekilde belirttikleri gibi iktidara geldikten sonra uygulamalarıyla ve BOP'un eşbaşkanı olduklarını açıklamalarıyla teyit etmişlerdir. Ama Türkiye Cumhuriyet'inin olmazsa olmaz iki temel kurucu ilkesinden biri olan laiklik konusunda, Refah Parti'sinin hayal edemediği ölçüde, kadrolaşmaya, partizanlığa, 11 Şubat 2008 tarihli Forbes dergisinin internet sayfasında belirtildiği üzere kendi sermaye kesimini oluşturmaya hız vermiştir.
Bugün Türkiye'nin laik demokratik rejimi şimdiye kadar hiç karşılaşmadığı ciddi bir tehdit altındadır. Demokrasinin özünde güçler ayrılığının ve hukukun üstünlüğünün olduğunu anlamayan veya anlamak istemeyen sayın Başbakan, kendi kontrolündeki 'yürütmenin ve yasamanın üstünlüğünden' bahsederek seçilmiş dikta yönetimi tutumlarını mazur göstermeye çalışmakta, kendisinden farklı düşünen kişi ve kurumlara hadlerini bilmesi gerektiğini söyleyebilmektedir. Sayın Başbakan ve partisi türbanın dini ve siyasi simge olduğunu açıkladıktan sonra, türbanın üniversitelerde serbest bırakılması için Anayasa değişiklikleri çalışmalarını başlatmıştır. Bu gelişmeler, Anayasa'nın değiştirilmesi bile teklif edilemeyecek laiklik maddesini çiğneme, Anayasa Mahkemesi'nin ve AİHM kararlarını hiçe sayma pahasına Türkiye'de, aynen İran'da olduğu gibi laik rejimin yıkılmasına yol açaçak benzer bir sürecin önünü açmak demektir. Zaten, bu partinin ister milletvekili, ister belediye başkanı olsun mensupları da, Başbakan'ın bir dini ve siyasi simge olarak kabul ettiği türbanın bütün kamusal alanın tümünde uygulanması gereğini vurgulamışlardır.
Türk yargı sistemi bundan on sene önce Refah ve Fazilet partilerini bugünkünden çok daha hafif nedenlerle kapatmıştır.
28 Şubat müdahalesinin ise ülkemiz ve demokrasimize çok olumsuz etkileri olmuştur. Dış koşullar oluştuğu takdirde demokrasiye olası bir müdahelenin geçmişte olduğu gibi bugün de Türkiye'nin çıkarlarına ve demokratik gelişmeye çok büyük zararları olacaktır. İslamı giderek daha fazla düşman gören AB'nin AKP'li bir Türkiye'yi AB'ye almayacağını, Sarkozy, Merkel ve diğer AB yetkilileri her fırsatta açık bir şekilde belirtmektedirler. Demokrasiye olası bir mola, AB'nin ekmeğine yağ sürecek, bu vesileyle AB Türkiye'ye karşı yükümlülüklerinden kurtulmak isteyecektir. ABD ise Irak'ta yaşadığı bozgunu Türkiye'nin işbirliğiyle aşma fırsatı olarak görecek, Türkiye'yi çok büyük bataklıklıların içine çekecektir. Türkiye'nin laik, demokratik, hukuk rejimine karşı son elli yıl içinde ortaya çıkan en ciddi tehdidi gene rejim içinde kalarak çözmek, demokrasimizin olgunlaşmasını sağlamak için, bütün kişi ve kurumlara ve özellikle yargı sistemimize görev düşmektedir.

Prof. Dr. Gökhan Çapoğlu: Atılım Üniversitesi


Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 9 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
puan
5
Yorum sayfasındaki diğer haberler
ÖZLÜ SÖZ #503
"Mafya, bir suç örgütünün bilimsel tarifidir."
Kadir İnanır'dan da böyle kallavi bir tanım beklenirdi zaten...

Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

© Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.