Radikal-çevrimiçi / Türkiye / Katar'ın dünü bugünü
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  29 Nisan 2008 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Bugünkü Radikal
 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Her şeyin değeri zorluğundadır.
Ovidius
Tarihte Bugün
Takvimler 29 nisan tarihini gösterdiği zaman...

1964 yılında,
Parlamento Muhabirleri Derneği kuruldu
1969 yılında,
Arsa Ofisi Kanunu TBMM'de kabul edildi ve Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü kuruldu.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla | Arşive Ekle Türkiye 

Katar'ın dünü bugünü

Katar'ın dünü bugünü
Sıcak Katar'da hayat serin alışveriş merkezlerinde geçiyor. Doha'daki City Center'da 'distasi' giyen erkeklere çarşaflı kadınlar eşlik ediyor. FOTOĞRAF: RIZA ÖZEL / AA
Geçen hafta Katar'daydım. Yok, yatırıma veya para bulmaya gitmedim, bir festivali vesile yaptım. Katar şimdilerde bölgenin yükselen yıldızı. Liberal görüşlü Emir'e rağmen son derece muhafazakâr

29/04/2008 (2719 kişi okudu)

NURAY MERT (Arşivi)

Geçen hafta şu aralar pek gündemde olan Katar'daydım. Katar meselesi çok tartışmalı olduğu için ve ben uzaktan tartışmaları iyi takip edemediğim için perşembe günü yazmamaya karar verdim. Yok, ben yatırım yapmaya veya para bulmaya gitmedim. Sevgili arkadaşım Ayşe Böhürler'in İslam dünyasında kadın konulu belgeseli (Duvarların Arkasında), El Cezire televizyonunun belgesel festivaline davetliydi, onu vesile yaptım. Bu arada, Ayşe'nin belgesel çekimine eşlik ettiğim diğer birçok gezide konu kadın olduğu için başka türlü edinmesi çok zor gözlemler yaptım, çok şey öğrendim. 13 ülkeyi içeren belgesel Kanal 7'de yayınlandı, bir süre önce de Timaş Yayınları'ndan kitap halinde çıktı, mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Ayşe, Katar'da da çekim yaptı, izlenimlerini Yeni Şafak'ta da yazar sanıyorum, o nedenle kadın konusunu ona bırakacağım.
Ben en iyisi, şimdilerde tartışma konusu olan Katar'a dair genel bir resim çizmeye çalışayım. Ama ondan önce, gelir gelmez gözüme takılan ve son tartışmayı 'Araplar'a ilişkin bir önyargıya bağlamaya çalışan yorumlar konusunda bir hatırlatma yapayım. Bir iddiaya göre, 'Sabah -atv'yi satın alan ortağın Katarlı olması ırkçı önyargıları devreye sokuyormuş'. Doğrudur, bu ülkede Arap dünyasına karşı önyargı birçok vesileyle gündeme gelir. Bundan en çok şikâyet edenlerden biriyim, dahası, Arap dünyasına ilgimin, kültürüne muhabbetimin ne kadar çok olduğunu beni izleyen herkes bilir. Arapça'nın ikinci dil olarak öğrenilmesi gerektiğini bile yazdım, halen aynı şeyleri düşünüyorum. Ama insaf edelim, bu son tartışmanın belli ki bu önyargıyla alakası yok. Konu, hükümetin yandaş basın oluşturma gayreti içinde siyasi nüfuz ve imkânları kullanması, tartışma burada odaklanıyor. Bu noktada, konuyu ırkçılığa bağlayıp, göz bağlamaya çalışmanın âlemi yok.

Katar'ın diğerlerinden farkı
Katar'a gelince, bu emirliğin aslında diğer Körfez emirliklerinden fazla farkı yok. Bunlar, önce bir nevi İngiliz sömürgesi, sonra ABD üssü olan, stratejik önemi yüksek petrol zengini ülkeler. Bir nevi İngiliz sömürgesi diyorum, Hindistan yolunun güvenliği açısından son derece önemli olan bu ülkeler hiçbir zaman tam sömürge statüsünde olmadı, ama pratikte sadece iç işlerinde bağımsız, onun dışında İngiltere'ye bağlı birimlerdi. İç işlerinde bağımsız olmaları sonucu da uzunca bir süre, son derece içe kapalı toplumlar olmaya devam ettiler. Katar'ın diğer Körfez ülkelerinden farkı, 19. yüzyıl sonlarında, bir yandan rakibi Bahreyn, diğer yandan Suudi yükselişi arasında sıkışıp, gevşek bir bağla da olsa, Osmanlı himayesine sığınmaları. 1871'de Hasa'yı (Suudi Arabistan'ın doğusundaki bölge) işgal eden Osmanlılar, o zamanki Katar'ı yöneten Kasim bin Muhammed'e 'Kaim-i Makam', yani yönetici unvanı verdiler. Ancak, bu büyük ölçüde sözde kalan bir bağ oldu. Şimdiki El Thani otoritesi o dönemi takiben sağlamlaştı. Şeyh Kasim, bölgede Osmanlı otoritesinin zayıflaması, Vahhabi-Suudi gücünün artmasıyla oraya yöneldi, hatta ittifakını teyit etmek üzere Vahhabiliği kabul etti. Nihayet 1913'te Katar da 'Körfez sistemi'ne dahil olup İngiltere ile diğerlerine benzer bir anlaşma yaptı.
Daha sonrası malum, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra İngiliz İmparatorluğu yerini, yavaş yavaş tüm dünyada olduğu gibi, bölgede de ABD hegemonyasına bıraktı. Bu dönemde, petrolün artan öneminin yanı sıra, özellikle iki olay bu hegemonyayı pekiştirdi. Birincisi, İran İslam devrimiydi. Devrim, bölgedeki en önemli ABD müttefiklerinden biri olan İran'ı ABD'den koparmakla kalmadı, Körfez'deki ülkelerde üstelik sadece Şii nüfusla sınırlı olmayan devrimci bir heyecan yarattı. Bu durumda, başta Suudi Arabistan, ABD müttefiklerinin, ABD bağımlılığı katmerlendi. Nihayet, Birinci Körfez Savaşı Körfez'i tam bir ABD askeri üssü haline getirdi.

Siyasi çıkış iddiasında
Şimdilerde Katar bölgenin yükselen yıldızı. Petrolün yanı sıra, çok büyük hacimli doğalgaz rezervlerinin beslediği ekonomik çıkışın yanı sıra, Katar siyasi alanda çıkış yapma iddiasında. Bu kadar küçük bir ülkenin siyasi iddiası ne olur demeyin. Bölgedeki ABD müttefiklerinin tümünün kullanım tarihi geçmiş durumda. Sadece ABD de değil, onun önündeki Batı ittifakı, bölgede artık yeni 'soft power' unsurlarına yatırım yapıyor. Arap dünyasında 'özgür-objektif habercilik' adına büyük bir rüzgâr estiren El Cezire televizyonunun Katar merkezli olduğunu hatırlayalım. Dahası, Katar bölgedeki tüm aktörlerle dengeli ve yakın ilişki kurmaya önem gösteriyor. Bu çerçevede, Katar Emiri, Suriye'deki son Arap zirvesini boykot eden ülkelere katılmadı.
Katar, bir yandan bölgenin şimdiki finans merkezi ve dünyaya açılan penceresi Dubai'ye yetişmeye çalışıyor. Diğer yandan, finans merkezi olmanın ötesine oynuyor. Kültürel alana yatırım yapmaya çalışıyor. Örneğin İslam Eserleri Müzesi ile gündeme geliyor. Şık bir alışveriş merkezini Venedik temasıyla süslüyor, merkezin tanıtımında Venedik Festivali'ne gönderme yapıyor. Şimdilerde, Katar'ı bölgenin eğitim merkezi yapmak için ABD'nin büyük üniversiteleriyle kurdukları 'Education City' ile övünüyorlar.
'Education City' konusu geçtiğinde, 'Zamanında Kahire ve Beyrut bölgenin eğitim merkeziydi, daha fazlasını yapmaya paranız yeter ama onlar sadece Amerikan üniversiteleri dolayısıyla değil, siyasi ve kültürel dinamikleri ile merkezdiler, burada onu yakalamanız mümkün değil' itirazım ne etki yaptı bilemem. Ancak, doğrusunu söylemek gerekirse, bölgenin bunca istikrarsız ve düşüşte olduğu bir zamanda, Arap ülkelerinin hali vakti yerinde ailelerinin çocukları için bir çekim merkezi olma ihtimali yüksek.
Nihayet, 'Katar nasıl bir yerdir, ne yerler, ne içerler' konusuna gelirsek, söylenecek şeyler oldukça kısıtlı. Arap dünyasında Şam'ın, Kahire'nin yerini, Doha veya Dubai'nin alması imkânsız. Arap dünyasının yükselen postmodern merkezlerini, dünyadaki diğer benzerleri ile karşılaştırmak daha doğru herhalde. Bu tür merkezler, her şeyden önce şehir değil. Her şeyden önce, mesela Doha'da ve tüm Katar'da toplam 200-250 bin arası yerli nüfus, çalışmak için gelenlere oranla azınlığı oluşturuyor. Petrol öncesi, yerel kültüre dair hemen hiçbir şey kalmamış (Bu Körfez edebiyatçılarının işledikleri bir konu). Tarihsel ekonomilerinin kaynakları denizcilik, balıkçılık ve tabii inci avcılığı sembolün ötesinde silinmiş. Diğer taraftan, tüm çalışanların (Hintli, Afrikalı, Güney Asyalı başta olmak üzere) yabancı olması dolayısıyla etrafta Arapça duymak bile zor. Bir de Arap dünyasından gelenler var tabii, düz işçilik dışı birçok hizmet işini Lübnan, Suriye ve Filistin gibi ülkelerden gelenler yapıyor. Ülkeleri siyasi krize boğulmuş Beyrutluların o güzelim şehirden gelip burada çalışmak zorunda olmaları çok hüzün vericiydi. Aslında hüznün de ötesinde son derece can sıkıcı olan bir diğer gerçek de, bunca zenginlik içinde ne yapacağını şaşırmış, debdebeye boğulmuş Körfez'de genel olarak çalışanların içinde bulunduğu sefalet, 'sponsorluk sistemi' dedikleri bir nevi postmodern kölelik biçimleridir. Bu konuda gördüğüm çalışmalar daha ziyade Dubai'ye ilişkindi. Katar'da çalışma koşullarını gözleme imkânım olmadı, benzer koşulların olduğunu duydum, zaten farklı olmasını da beklemiyordum.

Emir'in eşi Şeyha'ya giyim tepkisi
Dedim ya, kadın konusunu arkadaşım Ayşe Böhürler'e bırakıyorum. Ama kısaca, liberal görüşlü emiri ve özellikle ikinci eşi Şeyha Mozah'a rağmen Katar son derece muhafazakâr bir yer. Kadınların örtünmesi zorunlu değil, tabii bu da bir şey, ama yerli kadınların örtünmesi bekleniyor. Örtülü Arap dünyasının en güzel giyinen kadını olan Şeyha'nın saçı, boynu açık kılıkları bile muhafazakârların tepkisini çekiyormuş, ama Emir'in liberalliğine karşı ses çıkarılamıyormuş. Üniversitelerde bile kızlarla erkekler ayrı ayrı ders görüyor. Katar'da yaşayan Pakistanlı bir kadın yazar, Katarlı arkadaşlarının birçoğunun ailece kadın erkek görüşmeyi reddettiklerini ve bu açıdan son derece muhafazakâr olduklarını söyledi. En şaşaalı düğün ve davetler bile kadın erkek ayrı ayrı ağırlanmak suretiyle yapılıyormuş.
Kısaca durum bu; bitirmeden Katar ve Körfez'le madem ki bundan sonra çok ilgileneceğiz birkaç kitap tavsiye edeyim. Doğrusu, Zekeriya Kurşun'un, 'The Ottomans in Qatar'ı üzerine kitabından (ISIS Yayınları), Katar'ı çok iyi bilmesinin ötesinde, entellektüel ve renkli kişiliği dolayısıyla, tanımaktan son derece memnun olduğum Katar Büyükelçimiz Mithat Rende'nin sayesinde haberdar oldum. Ben bu konuda, sadece Frederick F. Anscombe'un 'The Ottoman Gulf' adlı kitabından (Columbia University Press) haberdardım. Genel bir kaynak olarak da, Rosemarie Said Zahlan'ın 'The Making of the Modern Gulf States' başlıklı kitabının yenilenmiş son baskısını (Ithaca Press) ilgilenen herkese tavsiye ederim. Bu tavsiyem, öncelikle çeviri yapmak üzere yayınevlerine, zira üniversitede bile bölgeye ilişkin Türkçe kaynak sıkıntısı çekiyoruz.


Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 3 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
puan
7
Türkiye sayfasındaki diğer haberler
ÖZLÜ SÖZ #388
"...Neler mi yedik: Süzme yoğurt, çerkeztavuğu, gavurdağı, çiğköfte, lahmacun, haşlama içli köfte, humus, yuvarlama, antep dolma, soğanlı kebap, oruk kebabı, fıstıklı kebap.
Gözümüz dönmüştü. Öyle bir hale geldik ki... Hayatımızda hiç yapmadığımız bir şeyi yaptık: Son kebabı yarım bıraktık. Tatlıya ise elimizi dahi değdirmedik; paketlediler, eve götürdük.
Sonuç: Midemiz kaynamadı. Hiçbir ağırlık hissi olmadı. Sabaha karşı dörtte uyanıp baklavadan tattım; nefisti. (Emre Aköz)"
Afiyet olsun.

Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

© Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.