Radikal-çevrimiçi / Yorum / Çengi, köçek ve dansözler
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  30 Haziran 2002 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Bugünkü Radikal
 Ana Sayfa
 Sıcak Haber
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Yanlışlıklar denizine gömüldüğü halde, umutla bekleyebilen insan ne talihlidir.
Goethe
Tarihte Bugün
Takvimler 30 haziran tarihini gösterdiği zaman...

1939 yılında,
TBMM, Hatay’ın anavatana katılaması oy birliğiyle onaylandı.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla | Arşive Ekle Yorum 

Çengi, köçek ve dansözler

Çengi, köçek ve dansözler
Çengilerle köçekler, Osmanlı eğlence hayatının iki asli simasıydı. Çengi kolları, Tanzimat döneminde, Batı türü dansın öne çıkmasıyla dağıldı. Köçeklik ise 1857'de çıkarılan bir yasayla ilga edildi.
Şimdi 'oryantal' ya da 'dansöz' dediğimiz çengiler asırlarca Türk eğlence hayatının odağı oldu. Osmanlı'da çengilerin sadece erkek meraklıları değil, kendi cinslerinden 'hastaları' dahi vardı

30/06/2002 (4841 kişi okudu)

AVNİ ÖZGÜREL (E-mektup | Arşivi)

Günümüzde başını Asena'nın çektiği dansözler, içlerinden bir kaçına yönelik medyatik ilgi dışında sıradan alaturka eğlencenin tali unsurları. Oysa bir asır öncesine kadar aynı sanatı yapan erkek 'köçekler'le birlikte çengiler baş tacıydı.
Ne zaman ve nasıl doğdu, Anadolu'ya ne zaman geldi bilen yok. Muhtemelen Arap Fars kültürüne mahsus rakkaseler Selçuklu ve Osmanlı'da önce saray çevrelerine sonra da konak sahiplerine ilham verdi..
Osmanlı'da çengi ve köçeklerin belediyeden izinli teşkilatı vardı. Kol denilen her gruba bir kolbaşı reislik yapar, yardımcısıyla birlikte 12 dansçıyı idare ederdi. Bunların dışında her kolda 'sıracı' denilen dört kişilik saz heyeti bulunurdu.
Kolbaşı doğal olarak grubun patronu, devlet karşısında muhatabı, menajeriydi. Evi 'meşkhane' diye anılır, burada grubun dansçıları çalıştıkları gibi çengi olmak isteyenler de kurs görürlerdi.
Sadece düğün, kına gecesi vesilesiyle değil, özel bir eğlence düzenlemek isteyen herkes kolbaşının evine gider, pazarlık yapar anlaşma olduğu takdirde kararlaştırılan gün grup eve gelirdi. Kolbaşı ve yardımcısının önderliğinde göz alıcı renkte kıyafetlerle evden çıkan kızların sokaklardan geçişlerinin
'hadise' olduğunu dönemin bütün kalem erbabı yazıyor. Hademeler ve hizmetçilerle 20 kişiyi bulan grubun allı morlu feraceler içinde ellerinde yelpazelerle mahalleye kırıtarak girmesiyle neler yaşanacağını düşünebilirsiniz... Sokaklara sıra halinde dizilmiş delikanlıların hayranlık dolu bakışları altında kâh onlarla işaretleşerek, kâh göz kırparak yürüyen kızların davet edildikleri eve ulaşana kadar ortalığı biribirine kattıklarını tahmin etmek zor olmasa gerek..

Kadın meraklılar
Çengiler eve geldiklerinde kimseye görünmeden doğruca kendilerine tahsis edilen odaya girerlerdi. Onların burada soyunup dans kıyafetlerini giymeleri, makyaj yapmaları ayrı bir hadiseydi kuşkusuz. Çengilerin aralarında gülüşüp cilveleştiklerini işiten ev sahipleri bu kışkırtma dolayısıyla bir vesileyle onları görmeye çabalarlar, kâh kapı arasından kâh kolbaşının yardımcısına bahşiş vererek perde gerisinden kızları seyrederlerdi.
Çengilerin dans kıyafetleri rengarenkti. Bunlar saçlarını uzatıp dans sırasında salarlar; tül gömleklerini de gögüs uçları belli olacak kadar açıp yelekle sözüm ona örtmeye çalışırlardı.. Refik Ahmet Sevengil tennure tarzı eteklerin dans ederken baldır hizasına kadar havalandığını, mekân darsa kızların eteklerini kendilerinin kaldırdıklarını yazıyor. Kolbaşı ve yardımcısının dansa katılmayıp bir köşede raksı idare ettiğini, onların mola için işaret vermeleriyle kızlara ev sahibinin ikramda bulunmasının âdet olduğunu da.. Oyun sırasında dansözlere para yapıştırmak da yokmuş eski devirde. Bahşişlerin istirahat anlarında iltifatla birlikte verilmesinin usulden olduğu kaydediliyor. Programın son dansı 'tavşan' diye isimlendirilmiş. Kızların bu oyuna köçek ve 'tavşan oğlanı' kıyafetiyle çıktıkları biliniyor. 'Tavşan oğlanı' vücutlarına yapışan dar siyah çuha elbiseyle dans eden adalı Rum köçeklere verilen isimdi. Çengi eğlencesinin finali fasılla. Kızların hanendelik yaptığı fasla ev sahibi ve misafirlerinin de katıldığını söylemeye gerek yok.

Paşa konağında muhabbet
Dönemin kayıtlarında 'müteşabihül cins aşkı' olarak tanımlanan lezbiyen ilişkiye açık kızlar olarak anılıyor çengi kızlar. Özellikle kolbaşıların bu hallerini saklamaya
ihtiyaç duymadıkları ve bir işaret olarak
boyunlarına kenarları 'ciğerdeldi' ya da 'ah.. ah' diye isimlendirilen motiflerle işli tülbent bağladıkları biliniyor. Köçeklerin nasıl erkekler arasında tutkunları
varsa çengilerin de kadınlar arasında müptelalarının olduğu, bunların dans dışında da sevdikleri kızı konaklarında ağırladıkları vs.
'Tarihi Lütfi'de bir çengi kız yüzünden Babıâli'de az çalkantı yaşanmadığına ilişkin kayıt var. Lütfi, Sadaret Kaymakamı Osman Paşa'nın karısının bir çengi kızı sürekli konağına getirtip onun dansını seyrederek eğlendiğini ve paşanın bu duruma engel olmaması üzerine semt sakinlerinin saraya şikâyet dilekçesi verdiklerini kaydediyor. Daha da ilginci bu şikâyetten haberdar olmasına rağmen hanımefendinin tavrını değiştirmediği, sonunda Sadrazam'ın uyarısına muhatap olan Osman Paşa'nın tayinini istediği kaydediliyor. Paşa Limni Adası'na gönderilirken karısını Bursa'ya naklettirmiş. Tabii sevgili çengisi de beraberinde olarak!..

Köçeklik yasak
Çengi faaliyeti 1857'de çıkarılan 'Köçekliğin
ilgasına dair kanun' kapsamına alınmadı. Ancak Batı tarzı eğlencenin moda olmaya başladığı, varyete kızlarının revaç bulduğu yeni dönemde çengi kolları varlıklarını koruyamayıp dağıldı. Ancak yine de çengi adı günümüze kadar 'Çengane Çingane' deyimiyle Sulukule'de varlığını sürdürdü. Divan Edebiyatı'nda 'çenginame' diye bir türün doğmasına kaynak olmuş sanat yasaklanmış olmasına rağmen abdallarla ayakta kalan köçekler üzerine sürdü. Yorgi adında bir Rum delikanlısının 'Büyük Afet', Kaspar adında bir Hırvat gencinin 'Küçük Afet' diye anıldığı, uğurlarına cinayetlerin işlendiği bir başka âlemdi köçek dünyası..

ÇERÇEVE...
Futbolumuzda ilkler

  • Futbol ülkemize İzmir'e yerleşen
    İngilizler vasıtasıyla girdi. 1895'te bu İngilizlerden bazılarının işleri dolayısıyla İstanbul'a taşınmaları sayesinde bir İngiliz avukat tarafından Moda Kulübü kuruldu. İlk ciddi maç da Moda Kulübü ile İzmir karması arasında (1897) yapıldı.
  • Türk gençlerinin de sevdiği futbola ilgi artınca Reşat Danyal adında bir genç iş adamı Black Stocking (Siyah Çoraplılar) adlı ilk kulübü kurdu. Ama saray hafiyeleri onu ihbar edince takımı dağıldı. Ardından yine İngilizler tarafından Kadıköy Futbol Kulübü ve Rum gençlerin kurduğu Elpis adlı takımlar çıktı..
  • İngilizlerin kurduğu takımda ilk kez bir Türk genci futbol oynama imkânını buldu. Hüseyin Hüsnü Paşa'nın oğlu Fuat Hüsnü ( Kayacan) Black Stocking'te oynadığı ilk maçta gol atıp ünlenince gözaltına alındı. Ancak yılmayan genç "Bobi" takma adıyla
    İngiliz takımlarında beş sene daha top koştırdu.
  • 1905'te Ali Sami Yen, Mektebi Sultani'de Galatasaray takımını kurdu. 1907'de Fenerbahçe, 1908'de Beşiktaş kulüpleri doğdu. Ligin olmadığı Türkiye'de İngiliz ve Rum takımları arasındaki maçlar sonunda Galatasaray şampiyon
    oldu. (1909)
  • Futbol hızla yayıldı ve ilk kez Galatasaray'ın davetlisi olarak Kloszvar adlı Macar takımı ülkemize geldi. Aynı sene Galatasaray Macaristan'a giderek maçlar yaptı Kloszvar ve Frençvaroş takımlarına yenildi, Bükreş karmasını yendi.
  • Galatasaraylı bir futbolcu olan Sabri Mahir, 1911'de Olympiqe Paris takımına transfer oldu.
  • 1923'te Yusuf Ziya Öniş'in başkanlığında Futbol Federasyonu kuruldu..
  • Cumhuriyet'in ilanından üç gün önce ilk kez kurulan milli takım, Romanya'ya karşı oynadı. Milliler 3 bin seyircinin izlediği maçtan 2-2 beraberlikle ayrıldı..

  • Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 12 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
    puan
    8
    Yorum sayfasındaki diğer haberler
    ÖZLÜ SÖZ #251
    "Erkekler daha iyi mi yazar oluyor dersen, mümkündür. (...) Sevdiğim
    kadın yazarlar var, az da olsa, mesela Jane Austen, mesela George Eliot. Bir miktar da Virginia Woolf'u severim. Ama öyle ölüp bittiğim bir kadın yazar da yok. Yani Jane Austen'ı severim"
    Hamdi Koç, Picus dergisinde Teoman'a meleklerden sonra yazarların da erkek olduğunu anlatıyor.

    Haber Arama
    Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

    Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.