100 yaşındaki bilge konuştu: Bu sıkıntılı dönem geçecek

100 yaşındaki bilge konuştu:  Bu sıkıntılı dönem geçecek
100 yaşındaki bilge konuştu:  Bu sıkıntılı dönem geçecek
'Tarihçilerin Kutbu' Halil İnalcık 100 yaşının bilgeliğiyle zor günlerimize ışık tuttu: Sıkıntılı bir devir yaşıyoruz ama geçecektir. Tarihimizde de bu dalgalanmalar oldu. Bu memlekete ve geleceğine güvenerek çok çalışmalı. Esas mesele fikir zenginliğidir. 1500 yıllık bir tarihimiz var. Canımızla, başımızla bu büyüklüğü devam ettirmeliyiz. Pesimistlik korkaklıktır.

RADİKAL - Ailesi, öğrencileri, meslektaşları geçen hafta  100. Yaşını kutlayan Halil İnancık  için bir doğum günü kutlaması düzenledi. Öğrencisi, Halil İnalcık Osmanlı Araştırma Merkezi Başkanı Ali Işık; 100’üncü yıl şerefine hocanın röportajlarını ve konuşmalarını bir kitapta (‘Tarihe Düşülen Notlar’-Timaş Yayıncılık) topladı. Hürriyet Pazar’dan Güliz Arslan Halil İnancık’la konuştu. Söyleşi şöyle:

 100 yaşında bir tarihçi olarak Türkiye’nin bugün geldiği noktaya bakınca ne hissediyorsunuz?

- Sıkıntılı bir devir yaşıyoruz. Ama geçecektir. Tarihimizde bu dalgalanmalar hep olmuştur. Günlük siyasetle ilgili bir şey söylemek istemiyorum çünkü ben siyasetin üzerindeyim, bilimadayım. Kehanette bulunmaya girişmem. Yanlış yerlere çekilebilir. Ama bir sosyal tarihçi olarak durumu görüyorum. Reaksiyon halindeki gençliğin görüşlerini tespit ediyorum. Ama dediğim gibi; siyasete angaje olmak istemem. 

Tarih bilmek bugünü ve geleceği doğru yorumlamakta bize yardım eder’ derler. Ama sanki biz geçmişten hiç ders almıyoruz, hep aynı şeyi yaşıyoruz…

- Türkiye şimdi bir dönüm noktasında. Sadece Türkiye de değil, bence insaniyet son asırda istikametini kaybetmiştir. Kendi rahatı için düşmanını nükleer silahlarla ezmek gibi yollara sapıyorlar. Bu yanlıştır. Ama bunlara bakıp da yılmamalı. Bu memlekete ve geleceğine güvenerek çok çalışmalı. Esas mesele fikir zenginliğidir. O yüzden ne olursa olsun fikir hürriyetini muhafaza etmek gerekiyor.

Yaşananlara bakıp “Bu ülkede yaşanmaz artık” diyen çokça genç var, bir yolunu bulup gitmek istiyorlar. Siz uzun yıllar yurtdışında yaşadınız. Ama sonra döndünüz. Onlara ne demek istersiniz?

- Pesimistlik korkaklıktır. Büyük milletiz biz. Türkiye büyüktür. 1500 yıllık bir tarihimiz var. Canımızla, başımızla bu büyüklüğü devam ettirmeliyiz. Bırakıp kaçmak ihanettir bence. Eğer noksanlar varsa gidermeye uğraşmalıyız. Bu devletin tarihine yakışır şekilde yaşamalı ve çok çalışmalıyız.

Her şeye rağmen?

- Her şeye rağmen!

BİR KEŞİŞ GİBİ ÇALIŞTIM

Peki çok çalışabilmesi için ne çalışması gerektiğini iyi bilmeli insan. Siz ne çalışacağınıza çok küçük yaşta vermişsiniz. Nasıl emin oldunuz ömrünüzü adayacağınız alanın sizin için en doğrusu olduğundan?

- 1935’ti sanıyorum, Balıkesir Muallim Mektebi’nde okurken kütüphaneden bir kitap aldım; Hasan Ali Yücel’in ‘Goethe’si. O bana çok tesir etti. Ben de bir misyon benimsedim. Arkadaşlarım hititoloji, sümeroloji gibi ilimlere önem veriyordu. Ben eski çağa girmedim. “Bizim asıl tarihimiz Osmanlı’dır, kendimi Osmanlı tarihine vereceğim” dedim.

Ve çok çalıştınız değil mi?

- Bir keşiş gibi... İdealimi gerçekleştirmek için en iyi şekilde hazırlandım. Birinci sınıf âlimlerden ders aldım. Eşim de benimle işbirliği yaptı. O da çok mühim. Biz Şevkiye’yle, benim hanım, nerede tanıştık biliyor musunuz? Arapça dersinde. Yan yana oturmuşuz. O da Arap edebiyatının mütehassısı oldu. Arap kaynaklarında çözemediğim şeyleri o çözerdi. Günlerce kendisiyle ilgilenemezdim, davetlere gidemezdik. Hiç şikayet etmezdi.

Ne mutlu ki çalışmalarınızın karşılığını aldınız…

- Evet, eserlerimi Çinceye, Rusçaya, Lehçeye, Arapçaya, Yunancaya, Bulgarcaya, Romenceye, Sırpçaya, Hırvatçaya, Farsçaya çevirdiler. 1432 tarihli, Arnavutluk nüfusunu anlatan bir defter bulmuştum arşivlerde. 1950’lerde onu neşrettim. Bu Balkanlarda büyük akis yaptı. Osmanlı’nın kılıçla değil, uzlaşmayla geldiğini orada gördüler. Sırp Akademisi beni üye seçti; Akademi’ye giderseniz görürsünüz, büyük âlimlerin fotoğrafının yanında bir de bir Türk âliminin fotoğrafı vardır. Sonra, UNESCO’nun dünya tarihi kitabında 18. asra ayrılan beşinci cildin editörlerinden biri de bendim. Uluslararası tarih ilminde bir otorite olarak tanındığımı bu kitap ispat eder. ‘Klasik Çağ’ kitabım ders kitabım olarak pek çok üniversitede okutulur. Bunlar büyük mutluluklar benim için.

KİTAPLARIMIN ÇOĞUNU 80’DEN SONRA YAZDIM

Türkiye’de kıymetiniz biliniyor mu?

- Maalesef. Ben Osmanlı Beyliği’nin kuruluşunun 1302, Bafeus Zaferi olduğunu söylüyorum. Bizans kayıtlarında ilk defa o zaman geçiyor Osmanlı. İlk defa o zaman Bizans ordusu denize dökülmüştür. Devletin kuruluşu budur. Ama hâlâ bütün tarihçiler “1299, Bilecik’in alınması”nı kabul ediyor. İyi ki ilkmektepte öyle öğrenmişler! Efendim, ondan önce onun gibi daha kaç kale fethedildi. O yüzden 1299 değil, 1302’dir. Kaç kez yazdım ama okumuyorlar. Tembellik tembellik…

Öğrenciniz İlber Ortaylı da “Cahil” der böyle kızınca...

- Akıllı gençler, çok ciddi alimler de var. Ama nedense yenilikler benimsenmiyor. Yeni olanı anlamaya çalışmak enerji istiyor, o enerjiyi vermek istemedikleri için evvelce ne yazılmışsa onu devam ettiriyorlar. Kendi tezlerimi pek az meslektaşın çalışmalarında görüyorum. Oysa dönüp baksalar bizim, 1950’lerde Barkan’la (Ömer Lütfi) birlikte toplumdaki değişikliklerin, ekonominin üstünde duran, yeni bir tarih getirmeye çalıştığımızı görecekler.

Şimdi neyle meşgulsünüz?

Bütün Osmanlı çalışmalarımı beş cilt halinde neşretmekteyim. Osmanlı tarihinin; yeni tarihçilik görüşüne göre ve arşiv vesikalarına dayanan son terkibini yaptım. Beşinci cildi de bitirdim, dizilmekte. Bu kitaplarla Hammer’i falan çöpe atmaya hakkımız var.

Hayatınızda bir gün olsun tembellik ettiniz mi? “Bugün yataktan çıkmayacağım” dediniz mi mesela hasta olmadığınız halde?

- Hayır. 72 kitabım var, çoğunu 80 yaşından sonra yazdım. Hâlâ hoca olarak faalim; yedi tane doktora öğrencim var. Geçen sene yeni yazdığım bazı makalelerim çıktı. Bir şeye âşık oldunuz mu her şeyi unutursunuz işte. Uykunuzu, sıhhatinizi… Ama hedefe varmak için ömür, onun için de iyi sıhhat lazım. Doktorlarımıza çok şey borçluyum. Ben 100 yaşına geldimse modern tababette yapılan büyük keşifler sayesinde geldim.

HAYATI İHMAL ETMEDİM, MUTLU BİR İNSANIM

Şimdi sağlığınız iyi değil mi?

- Görüyorsunuz, bunamadım. Kalp pilim var. Sekiz çeşit ilaç kullanıyorum. Ama iyiyim. Bazen yoruluyorum. Gözlerim zayıfladı. Hatta unutkanlık başladı. O yüzden artık ilmi şeyler yazmayacağım. Sizin burada bulunmanız hayatımda yeni bir devrin başlangıcıdır. 100’üncü yaşımla ilgili röportaj veriyorum. Artık bundan sonra dinleneyim, rahat edeyim.

Çalışmadığınız zamanlarda neler yaparsınız?

- Beni hayata bağlayan, kötülükleri, hastalıkları unutturan bir şey var; klasik müzik. Beethoven’i, Mozart’ı, Haydn’ı dinlerim.

Hiç daha basit zevkleriniz hiç olmadı mı? Tavla oynamak gibi, yemek yapmak gibi?

- Yok, onlara vaktim olmadı.

Hep çalışmakla geçmiş bir ömrü sıkıcı bulanlar olacaktır…

- İlim yapıyorum diye hayatı ihmal etmedim. Şikago’da 15 sene hocaydım, bu süre içinde yedi kere Las Vegas’a gitmişiz. Hanım çok severdi jackpot oynamayı. Ben kumar oynamazdım, dağlara giderdim. Seyahati çok severim. Bütün dünyayı gezdim.

İçinizde ukde kalan bir şey var mı?

- Hayır. Ben mutlu bir insanım. 15 yaşında kendime bir hedef koydum. O hedefe eriştim. Dünya beni okuyor. Dağa çıkmak gibi; zirveye ulaştım, şimdi zirveden bağırıyorum, herkes beni dinliyor.

AŞK OLMASA İNSANLIK SON BULURDU

100’ü 99’dan ayıran bir şey var mı?

- Güliz Hanım, insan 100 de olsa, 120 de olsa bir şeyden kurtulamıyor; aşk. Ben size âşık oldum mesela. Bu yaşta bu gibi hislerden aridir diye bakarsınız belki bana ama öyle değil. Tanrı bizi yaratırken hiç kaçınamayacağız bunu koymuş içimize. Aşk olmasa insanlık son bulurdu. Ben de şu anda size âşığım.

Bununla ilgili bir teklifiniz varsa değerlendirebilirim. Gerçi siz Şevkiye Hanım’ı kaybettikten sonra evlenmek istememişsiniz...

- Evlenmedim ama çok âşık oldum.

KÖSEM SULTAN YILLARCA DEVLETİ SULTAN GİBİ İDARE ETTİ

Türkiye’de toplumun tarihe ilgisini nasıl buluyorsunuz? ‘Muhteşem Yüzyıl’ çok sevildi. Şimdi herkes Kösem Sultan’ı bekliyor...

- Kösem Sultan’ın tarihini ben yazdım. Topkapı Sarayı vesikalarını kullanarak onun hakiki şahsiyetini, faaliyetini... Bir sultan gibi yıllarca idare etmiştir devleti. Kaynaklara dayanarak popüler tarih yapılabilir. İlimden kopmadan bu gibi şeyler takip edilebilir.

GENÇLİĞİMDE SAĞ AÇIK OYNADIM

Bir gününüz nasıl geçer?

- 7-8 gibi kalkarım. 8.30’ta kahvaltımı yaparım. 10’a kadar müzik dinlerim. Sonra ilmi çalışmalarımla ilgilenirim. Arkadaşları kabul ederim.

Nasıl beslenirsiniz?

- Çok dikkat ederim gıdama. Et de yerim sebze de... Kahvaltıda sütlü kahve, bir yumurta ve beyaz peynir yerim. Zeytinyağına ekmek doğrayıp yemeyi severim. Hiçbir zaman aşırı yemem; akşam yemeklerim bir çorbadır. İçkiyi severim ama sıhhatime dokunduğu için içemiyorum.

- Spor yapar mıydınız?

Gençliğimde çok futbol oynadım. Sağ açıktım.

OSMANLI KENDİSİNE İMPARATORLUK DEMEZDİ

Günlük hayatta tarihle ilgili en sık yapılan hata nedir?

- ‘Osmanlı İmparatorluğu’ uydurma bir laftır. Osmanlı kendisine imparatorluk demedi. Kendine verdiği ad; Devlet-i Aliye-yi Osmaniye’dir. Yani; Yüce Osmanlı Devleti. Aliye’in a’sını da uzatmadan söyleyeceksiniz.

HALİL İNALCIK’TAN HAYAT DERSLERİ

Çalışma: Mânâlı bir hayat için kendinize uzak, büyük bir gaye koyun. Sonra da onu gerçekleştirmek için çok çalışın.

Para: Yetecek kadar olsun. Kendinizi servet yığma hırsına kaptırmayın. Ama bir eviniz olmalı.

Aşk: Çalışma uğruna yalnızlığı seçmeyin, hayatınız noksan kalır. Tanrı bizi çift yaratmış. Kadınsız hayat yarım hayattır.

Aile: Ben öyle çok çocuklu bir hayat kuramadım, bir kızım oldu. Ama çocuk sahibi olmak ilim yapmaya engel değildir.