11 Eylül geliyorum dedi

Sudan istihbaratı Muhaberat, 1990 başından ortalarına kadar hiç de küçümsenmeyecek bir iş başardı.

Sudan istihbaratı Muhaberat, 1990 başından ortalarına kadar hiç de küçümsenmeyecek bir iş başardı. İki ajanını o dönemde daha taslak aşamasında olan El Kaide'nin içine sokarak şu an FBI'ın en çok aradığı adam olan Usame bin Ladin hakkında önemli bilgiler elde etti. Sonraki yıllarda Amerika'da terörist olaylarda kullanılacak isimler bu belgelerde açıkça belirtilmişti. Peki Sudan gizli servisi ne yaptı? Bu bilgileri hasıraltı mı etti? Hayır. Clinton ve Bush hükümetlerine, yanıtsız kalan sayısız mesaj gönderdi. Peki sorun neydi? ABD neden Sudan istihbaratına kulak asmıyordu?
Vanity Fair derigisinin haberi yakın tarihe ilişkin bir ihmali belgeleriyle ortaya koyuyor. 1997 yılına kadar görevde kalan Amerika'nın son Sudan Büyükelçisi Tim Carney'e göre Muhaberat kapılarını ardına kadar açıyordu ama ABD bir türlü içeri girmiyordu: "Bırakın 11 Eylül'ü, 1998 yılındaki olayları bile kesinlikle önleyebilirdik. Sebep ne olursa olsun gerçek şu ki Amerika, Bin Ladin'in inine girme şansını kaybetti." ABD yıllarca Sudan'ı teröristlere yardım eden ülke olarak suçladı. Carney'ye göre tüm bu gelişmeler FBI ve CIA gibi servislerin aşırı derecede politize olduğunun bir göstergesi. Onlar teröristlere destek veren bir düşman İslam ülkesi olarak gördükleri Sudan'ın istihbaratını ciddiye almadılar. Üstelik Beyaz Saray ve Clinton yönetimini de siyasi kararlar konusunda etkilemeyi başardılar.
Bin Ladin'in Hartum günleri
Bin Ladin, dört karısı, çocukları ve sayısız Afgan Arap, 1991'de Sudan'a geldi. Burayı iki nedenle seçmişlerdi. Arap ülkeleri Afgan gazilerini pek iyi karşılamıyordu, Sudan ise kapılarını açmıştı. İkinci neden Bin Ladin'in, Sudan'ın politikalarını beğenmesiydi. Bin Ladin, El Kaide'yi kuralı iki yıl kadar olmuştu. Sudan'da çalışmaya koyuldu. İlk işlerinden biri Port Sudan Havalimanı inşaatı oldu. Tarım ihaleleri, karayolları ihaleleri, hükümetle ortak konsorsiyumlar... Diğer yandan Suudi yönetimine karşı ateşli bir propaganda kampanyasını da yürütüyordu. Amerikan ordusunun Suudi topraklarında bir üs kurmasına bile neden oldu bu kampanya. Bu arada tehlikeli radikal gruplarla işbirliği içine girmişti. 1998'den beri Muhaberat'ın şefi olan Yahya Hüseyin Baviker, o dönemde Mısır'daki İslami Cihad'ın kurucusu ve Enver Sedat suikastı da dahil pek çok saldırıyı düzenleyen Ayman El Zevahiri'nin Sudan'a gelerek Bin Ladin'e konuk olduğunu söylüyor.
FBI'ın en çok arananlar listesinde iki numarada bulunan El Zevahiri, Afganistan'da Bin Ladin'in doktoru ve danışmanıydı. 1992'de El Kaide ile birleşen İslami Cihad'ın
pek çok adamı Afganistan'da kilit noktalarda görevlendirildi. Bunlardan büyük kısmının isim listesi Muhaberat'ta 80'lerden beri bulunuyor. 1997-2000 yıllarında Muhaberat'ın genel koordinatörü olan General Kutbi El Mehdi de ellerindeki bilgilerin son derece detaylı olduğunu söylüyor:
"Kimdirler, aileleri kimdir, nerede yaşarlar, eğitim durumları, maddi durumları nasıldır; hepsini biliyoruz. Her birinin Bin Ladin'le ilişkisini belirledik. Ayrıca neredeyse tamamının fotoğrafları da elimizde."
Sudan'da kalmalıydı
Sudan 1994'te teröristlere yaklaşımı konusundaki imajını iyileştirmek amacıyla, Sudan'da bulunan 'Çakal Carlos' lakaplı terörist Ilich Ramirez Sanchez'i ele geçirmede Fransa'ya yardım etmişti. ABD hâlâ ikna olmuş görünmüyordu. 1995'te Amerikan Büyükelçisi Don Petterson ruhani lider Hasan El Turabi'ye ve Devlet Başkanı Ömer El Beşir'e birer mesaj göndererek ülkelerinin teröristlere destek verdiğini bildiklerini, bu tutumun devam etmesi halinde Sudan'ın dünyada yapayalnız kalacağını söylemişti. Ancak adı geçen teröristler ve örgütler arasında ne Bin Ladin ne de El Kaide adı göze çarpıyordu. Amerika yanlış hedefe odaklanmıştı.
1996'da Amerika, Bin Ladin'in Suudi yönetimine karşı yürüttüğü anti propaganda nedeniyle, Sudan'dan sınırdışı edilmesini istedi. Muhaberat'ın o dönemdeki patronu Kutbi El Mehdi nasıl yanıt verdiklerini anlatıyor: "Sudan'da kalması daha iyiydi. Böylece nerede ne yaptığını, kimlerle görüştüğünü bilecektik." Ancak istedikleri olmadı. Bin Ladin yaklaşık 300 Afgan Arap'la birlikte ülkeyi terk etti. Şimdi bu isimlerin
neredeyse tamamı terörist.
Sudan'ın şu anki Enformasyon Bakanı Mehdi İbrahim Muhammed 1996'da büyükelçi olarak Washington'a gönderildi. Dışişleri Bakanlığı Afrika sorumlusu Susan Rice ile defalarca görüşme talebinde bulunan Muhammed yanıt alamadı: "Bize isimleri verin, bilgi verelim ya da gidip getirelim dedim. Hükümetiniz biliyor, bilgi ve kaynaklarımızı açıklamayız dediler."
Amerika'yı ikna etmekten umudu kesen Sudan, çareyi Clinton'ı şahsen tanıyan Pakistan asıllı işadamı Mansoor Ljaz'ı devreye sokmakta buldu. Ancak o da başarılı olamadı. Dikkatleri El Kaide tehlikesine çekmek isteyen Ljaz altı kez Sudan'a giderek başkan ve istihbarat şefleriyle görüştü. Beyaz Saray Dışişleri Komitesi üyesi Lee H. Hamilton'a ve Madeleine Albright'a bir mektup yollayarak Sudan'daki terörist faaliyetlerle ilgilenilmesini rica etti. Hatta Christmas yemeğinde Clinton'larla aynı masaya oturmayı bile ayarladı ve burada da dile getirmesine rağmen başarılı olamadı.
İpler kopuyor
Muhaberat'ın başındaki isim Kutbi el Mehdi'nin, FBI Ortadoğu ve Afrika masası şefi David Williams'a yazdığı bir mektup gerçekten el insaf dedirten cinsten:
"Servisimizin FBI ile başarılı bir işbirliği içine girmesi dileklerimi kabul etmenizi rica ediyorum. Bu vesileyle sizi ülkemize davet etmek isterim. Eğer mümkün değilse istediğiniz bir yerde karşılıklı görüşmekten de mutluluk duyacağım." 18 gün sonra Bin Ladin, 23 Şubat'ta Amerikalıların ve Yahudilerin öldürülmesini emreden fetvayı açıkladı. Siviller de buna dahildi. Williams mektubu dört ay yanıtsız bıraktı. Ve sonuçta verdiği yanıt olumsuz oldu. FBI bölgeye gidip gereken önlemleri almak istiyordu. Ama Beyaz Saray bırakmıyordu. Olumsuz yanıttan altı hafta sonra Bin Ladin, Tanzanya ve Kenya'daki 224 kişinin hayatını kaybettiği saldırıları gerçekleştirdi.
Saldırıların ardından Sudan iki şüpheliyi gözaltına aldı. El Kaide örgütü militanı olduğundan kuşkulanılan Pakistan pasaportlu iki kişi için Amerikan servisleriyle irtibata geçildi. Ancak Amerikan Savunma Bakanlığı ve Beyaz Saray, FBI'a haber verip bilgi almadan, Bin Ladin'e ait olduğunu söyledikleri bir fabrikayı VX sinir gazı ürettiği iddiasıyla bombaladı. Ancak fabrikanın Bin Ladin'le ilgisi yoktu, yalnızca ilaç ve aşı üretiyordu. Bundan sonra ipler koptu. Sudan iki şüpheliyi Pakistan'a yolladı. Büyükelçi Muhammed, Washington'dan geri çağrıldı.
Artık çok geç
1998 saldırılarının New York'ta sürdürülen mahkemesinde adı sıkça geçen Fazıl Abdullah Muhammed, Bin Ladin'in özel sekreteri ve El Kaide mensubu Wadih Al Hage, 11 Eylül olaylarında hava korsanlarıyla ilgisi belirlenen Memduh Mahmud Selim adlı Irak asıllı Sudanlı kayıtları yıllardır Muhaberat'ta bekleyen isimlerden bazıları. Clinton yönetiminin özel bir FBI-CIA timini Hartum'a yollaması ancak Mayıs 2000'de gerçekleşti. Üstelik işbirliği için değil, Sudan'ın teröre destek verip vermediğini araştırmak için. Amerikan ekibi 11 Eylül'den ancak birkaç hafta önce kayıtları incelemeyi talep etti. Ama artık her şey için çok geçti.
Sonuç olarak Amerika, düşman ilan ettiği Sudan'ın kendisinden daha fazla bilgi sahibi olacağına ihtimal vermedi. Buna inansa da düşmanıyla bu özel konuda işbirliği yapmayı küçümsediği için aptal durumuna düştü. En önemlisi de bu aptallığının bedelini binlerce insana hayatlarıyla ödetti.
(Derleyen: Mehmet Tez)