12 saatlik cinnet

12 saatlik cinnet
12 saatlik cinnet
'Arınma Gecesi'nde Amerikan rüyasının yakın geleceğine odaklanan James DeMonaco, doğru tespitlerini inandırıcı bir hikâye kurgusuyla aksettiremiyor.
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Ütopyayla distopyayı aynı karelerin içine hapsetme niyetinde bir film ‘Arınma Gecesi’, tıpkı Neill Blomkamp’ın ‘Elysium: Yeni Cennet’i gibi. Öte yandan, bu yaklaşımını, John Carpenter kültü ’13. Bölgeye Saldırı’dakine benzer bir atmosferle desteklemeyi deniyor. ‘Arınma Gecesi’nin senarist-yönetmeni James DeMonaco’nun, Carpenter’ın filminin 2005 yapımı yeniden çevriminde senarist kimliğiyle kendini gösterdiğini de hatırlatalım.
Hikâye, 2022 yılına götürüyor bizi. ABD ’de suç oranının ‘sıfırlandığı’ bir geleceğin resmi var ortada. Ancak, suçun nasıl bir şey olduğunu unutmamak ve ‘müreffeh’ ABD’nin kurucularına ‘saygı’yı göstermek için her yıl 12 saatlik bir ‘arınma gecesi’ düzenleniyor. O gecede her türlü suç serbest bırakılıyor, öldürmek de buna dahil. Ve zenginliğini güvenlik teknolojileriyle sağlamış bir ailenin kâbusu oluyor 2022 yılının ‘o gecesi’...
James DeMonaco, ‘Amerikan rüyası’nın yakın geleceğine fokuslanıyor. Alt sınıfın gene ‘ezilen’ ve ‘öldürülebilen’ olduğu bir gelecek bu. Neredeyse tamamı bir evin içinde geçen film, suç işleyerek (aslında öldürerek) ‘arınma’ ihtiyacının yansımalarını ve insanoğlunun öfke/nefret/şiddet üçgeniyle kopmaz bağını aktarmaya çalışıyor. Doğru tespitlerine karşın, bunları inandırıcı bir hikâye kurgusuyla aksettiremiyor DeMonaco. Ailenin babası, karısı ve çocuklarını korumak için hareket ediyor, ki bu en anlaşılır motivasyon filmde. Ancak, saldırgan gençlerin (onlar da üst sınıftan) ve de komşuların motivasyonları pek güçlü değil. Böyle olduğunda da ‘arınma gecesi’nin anlam ve önemine dair net bir fikir çıkmıyor ortaya. Evet, bir tür ‘ayna’ görevi görüyor bu gece , insanlığın ‘karanlık yüzü’nü hatırlatma işlevi üstleniyor ama bunun altının yeterince sağlam donelerle doldurulduğunu söylemek zor.
Devamının da çekileceğini öğrendiğimiz ‘Arınma Gecesi’, barındırdığı paradoksu resmederken beklenen derinleşmeyi sağlayabilse, distopik filmlerin etkili örneklerinden biri haline gelebilirdi. Oysa, ‘şiddet gösterisi’nin ötesine gidemiyor. Hikâyedeki evin annesinin ‘barış çağrısı’ da bu gösterinin içinde eriyip gidiyor...