2002'ye 'mert' bakış

Nuray Mert, 2002'yi değerlendirirken 2003 için çok da iyimser bir tablo çizmiyor: "Hiçbir öngörüm, özel ümidim yok. 2003'e damgasını vuracak Irak meselesi çok acıklı, trajik bir şey."
Haber: ORAY EĞİN / Arşivi

Nuray Mert, Trabzon'da tamamı CHP'li bir aile içinde büyümüş. "Tercüman okunan evleri karanlık, irtica merkezi sanırdım," diyor. İstanbul'a geldiğinde Nişantaşı'ndaki Işık Lisesi'nde, sonra da Boğaziçi'nde okumuş. Ama siyasi duruşu bu geçmişine neredeyse tamamen zıt. Ne de olsa hep muhalif: Başörtüsünü yüksek sesle savunuyor, Beyaz Türk'lere tabir - i caizse 'ayar' veriyor.
Yıl boyunca bütün yükselen değerlere itiraz etti, sonunda haklı çıktı.
Tek sayılı yıllar daha kötü geçer, ya da çift sayılılar daha iyi geçer gibi bir inanışınız var mı?
Hiç böyle şeylere inanmam. Fatih Özgüven bana 'Aydınlanma Projesi,' der. Son derece rasyonel, hiçbir burç, uğur inancı olmayan biriyim.
Peki, 2002 nasıl geçti?
Hızlı geçti... Belli bir yaştan sonra yıllar zaten hızlı geçer, ama bir de siyaseti izlerseniz bu hız iki katına çıkar.
2002'ye 'Müslüman Demokrat' terimi damgasını vurdu diyebilir miyiz?
Sonunda öyle bir mühür var. Ama Türkiye'de o kadar hızlı terim üretiyoruz ki, olan biteni anlamaktan ziyade olayları mümkün mertebe bunlara uydurmaya çalışıyoruz. Bir sürü olayı da 'wishful thinking' yani olmasını istediğimiz şey çerçevesinde görüyoruz. Hemen ona uygun birkaç yorum yapılıyor, terim yaratılıyor... Sonra olmuyor, gönlümüz geçiyor başka bir şey buluyoruz.
Şimdilik 'Müslüman Demokrat' tuttu mu?
Bu bir gelişme oldu ve böyle isimlendirildi. 2002'nin başında ise ne öngörüler, ne beklentiler vardı, bakın şimdi ne oldu. Mesela bu kış her şey Derviş'e odaklanmıştı, sonra Mehmet Ali Bayar geldi, ortalığı birbirine kattı, yazın Ecevit etrafında bir 'Bu hükümet ne olacak' tartışması başladı. Erken seçim beklentisiyle beraber önce merkez sağda bir oluşum denendi, olmadı merkez solda düşünüldü. Ondan sonra seçim, seçim sonucu ve yeniden bir değerlendirme... AKP beklenenden daha fazla oy aldı ve dendi ki "Merkez buraya taşındı." Buna uygun bir isim arandı ve 'Müslüman Demokrat' ortaya çıktı.
AK Parti'nin oy patlaması yapacağı belli değil miydi sizce? Ertesi sabah bazı köşe yazarları çok şaşırmışlardı.
Seçime bir ay kala falan bekliyorsunuz, zaten kamuoyu araştırmaları da bu sonuca çok yakın şeyler gösterdiler. Ama yakından takip etmeme rağmen başta kurulduğunda bu kadar hızlı bir yükseliş beklemiyordum. Çok boşluk var Türk siyasetinde, AKP'yi merkeze yerleşecek bir tavır içerisinde görmediğim için de bu oy oranlarına ulaşacaklarını düşünmüyordum. Tabii onun üzerine bir sürü şey oldu.
Tayyip Erdoğan'ın yasaklanması gibi mi?
Ondan da ziyade siyasi boşluğa yoruyorum. Hükümetin yıpranmasıyla, merkez sağdaki açığın büyümesi, Baykal'ın merkez solu toparlayacak biri olmaması, Derviş'in tılsımının bozulması, Bayar'ın savrulup gitmesi... Yoksa Tayyip Erdoğan'ın mağduriyetinin falan etkili olduğunu düşünmüyorum. Bir de bizim halkımız mağdurdan yana değil, iktidardan yanadır...
Tayyip Erdoğan'ın kişisel aura'sı, karizması, abi imajı etkili değil miydi?
Belli ki etkili, bunu inkar edemezsiniz. Ama bana kalsa, birinci günden itibaren Tayyip Erdoğan'da herhangi bir karizma ışığı görmedim. Hâlâ da
görüyor değilim! Kitlelere hitap etmesi açısından da Tayyip Erdoğan'ın nasıl karizmatik bulunduğunu algılayamadım.
Uzun boylu falan...
Onlar var tabii, anlıyorum. Çünkü boy pos, kabadayı tavırları, 'delikanlı' hali günümüzde puan toplayan değerler. Ama ben insanın bir tılsımı
olmalı diye düşünüyorum. Bence Tayyip Bey'de hiç tılsım yok. Aksine çok gaf yapan birisi. Karizmatik deyince biraz da şeytan tüyü olan insanı anlarım.
Ben onda bunu hiç bulamadım.
Kemal Derviş'i de hiç karizmatik bulmadınız...
Diyeceksiniz ki kimi buldunuz! Bir teknokrat bakan gelmesi, ona kurtarıcı muamelesi yapılması, daha da ötesi onun teknokrat olduğunun unutulması yönündeydi Derviş'e itirazım. Ve bir de aşırı yorumlar; onlar insanı tepkili yapıyor. 23 yıl sürgünde yaşamış, vatan hasretiyle inlemiş ve sonunda doğru zamanın bu olduğuna karar vermiş bir efsane karakter şeklinde getirildi. Kendisi de o havaya kapıldı. Biraz mütevazı falan diyorlar ama tipik bir burjuva... Nitekim Kemal Bey'in ne kadar demokrat olduğu Neşe Düzel'in yaptığı söyleşide ortaya çıktı.
Askeri müdahaleyi destekliyordu...
Evet, biraz siyaset konuşmaya başlayınca kuşkularımı doğru değerlendirdiğimi gördüm.
Tansu Çiller'in ortaya çıkışı Derviş'e benzemiyor muydu? Umut, yeni yüz, yeni isim... Acaba bu sene Türkiye'de bu tarz kahramanlıkların olmadığı mı kanıtlandı?
Bir kere ben bu yeni yüz işlerine karşıyım.
Reklam terimleriyle siyaset yapılıyor Türkiye'de; birisi kalkıp bunu ciddi ciddi yapınca da yüzde 7 oy aldı. Dediğiniz doğru, iyice geçmişte kaldı ama Çiller "Sarışın kadın" diye ortaya çıktı, sonradan veryansın edenler "İşte bizi dışarıda temsil edecek, çok iyi İngilizce biliyor," falan diyorlardı. Siyasi açıdan hiçbir karşılığı olmayan şeyler peşindelerdi. Yüz, saç, hatta yaş bile tek başına pozitif katkı değil bence.
Ama ilk bakışta etkileyen nosyonlar...
Tüm dünyada her şeyin imajlara yüklenmesi var, siyaset de bundan etkileniyor. Fakat Türkiye'nin sorunları çok derin, çok fazla, çok radikal. Hal böyleyken İngilizce'yle, saçla başla çözülecek işler değil. Türkiye'de görüntü her şeyin önüne geçiyor. Hayat tarzı fazlasıyla anlam yüklü hale geliyor. Geçenlerde kuaförde Alem dergisi karıştırıyorum, Nişantaşı'nı süslediler ya, "Nişantaşı AB'ye girdi" diye başlık atmışlar. Bu biraz fazla anlam yüklemek değil mi? Realiteden savrulmak değil mi? İpin ucunu kaçırıyoruz. Beyaz Türk kesimi sanıyor ki sanki biz kültürümüzü değiştirirsek, sorunumuzu halledeceğiz. Yoksulluk olmayacak, açlık olmayacak, ekonomik düzen değişecek, hukuk devleti gelecek...
Kemal Derviş'in önceden Türkiye'ye geldiğinde kapıda biriken ayakkabıları görünce "Bu insanlarla siyaset yapamam" deyişini eleştirmiştiniz. Siz yapar mıydınız?
Yaparım. Yıllardır benim hayatıma hiç uymayan insanlarla çok iyi dostluklarım var. Tabii ki belli konularda dile getirdiğim konular o kesimin sorunlarıdır. Ben Özal'la siyaset yapmazdım, ama sağ olduğu için yapmazdım; ayakkabıları kapıda çıkarttıkları için değil.
Ama ayakkabıları kapıda çıkartmak başka şeylerin de göstergesi değil mi?
Türkiye'de. Zaten en büyük sıkıntı orada. Türkiye'de hayat tarzları belirliyor her şeyi. Biraz daha şehirliyseniz sosyal demokrasiden başlayan bir sol görüşünüz oluyor, eğer taşralı ve muhafazakârsanız daha sağa akıyor.
Hep söylenir ya CHP'nin en çok oyu Etiler, Levent, Bebek gibi semtlerden aldığı...
Elit bir projedir CHP. Bir aydınlanma misyonu vardır, o da ister istemez şehirli, eğitimli bir kesimi hedef alır. Tarihsel köklere baktığınızda anlayabiliyorsunuz ama dışarıdan baktığınızda bir gariplik var. Beyaz Türkler ise kendilerine artık iyice dar bir alan çizmeye başladılar, o yüzden CHP'ye de Beyaz Türk partisi denemez. ÖDP bir zamanlar öyleydi. Kızmasınlar ama Cihangir Partisi deniyordu. Bu seçimlerde ise DEHAP oldu. Onlar da kızmasın, Perihan Mağden de sakın kızmasın, kitleleri farklı biliyoruz ama Beyaz Türkler'de bir DEHAP merakı doğdu. Hatta bir arkadaşım neredeyse Nişantaşı'nda kime sorsa DEHAP'a oy vereceklerini görünce "Ayakkabı Prada, parti DEHAP," diye şakasını yaptı.
Beyaz Türkler'in Avrupa idealini AK Parti'nin devralmasını nasıl yorumluyorsunuz?
AB misyonerliğine bakarsanız, Beyaz Türkler bu kesimle barışmak istemiyor. Hatta bu insanlarla AB'ye girmek istemiyor. Onlar çok AB'ci olsa, AB'den vazgeçecekler. Hatta AB, "Buyurun girin ama kabul edin, artık başörtülü Başbakan eşi olacak, onlar her yerde olacak," dese bir sürü insan AB'den vazgeçecek! Birçok insan bu görüntüden kurtulmak, kültürlerinden uzaklaşmak için AB'yi istiyor. Yoksa Türkiye'de insanların demokrasi aşkıyla yanıp tutuştuğuna inanıyor musunuz?
2003'TE NE OLACAK?
"İslam Devrimi beklemek çok saçma"
Şu korkan Nişantaşı kadınlarını aydınlatın: 2003'te İslam Devrimi olacak mı?
İslam Devrimi hiçbir zaman gelmezdi zaten. Yabancı gazeteciler de soruyordu İran'daki devrimden sonra. Oysa Türkiye'de İslam Devrimi beklemek çok saçma olur.
2003 için öngörüleriniz, umutlarınız var mı: Her şey çok güzel olacak mı?
Hiçbir öngörüm, hiçbir özel ümidim yok. Karamsar olacağımız bir durum Irak meselesi. 2003'e damgasını vuracak olay bu ve çok acıklı, çok trajik bir şey. Amerikan hegemonyası ve bunun aktif bir şiddet politikasına dönmesi...
Peki 2003'te sizin bile beğeneceğiniz, inanacağınız, öveceğiniz birinin çıkacağına inanıyor musunuz?
Bana bu muameleyi yapmayın, ne olur! Ben hiç kimseyi beğenmeyen falan değilim. Siyasi duruşumla, mizaç itibarıyla da çok ümide kapılan, çok iyimser olabilecek biri değilim. Ama diğer yandan da iyimser olmayan hiç kimse siyasetle bu kadar uğraşamaz.
BEYAZ TÜRK DÜŞMANLIĞI
"Nişantaşı'nda oturmam defo olabilir"
Siz aşırı Cumhuriyetçi bir ailede, bugünkü kimliğinizle çok çelişen bir ortamda büyümediniz mi?
Tabii ki çok çelişiyor. Taşra daha da katı. CHP'li aileler var, kendi içlerinde yaşıyorlar, çocuk olarak da başka birini görmüyorsunuz zaten. Büyük şehirlerde DP'liler vardı, Trabzon'da öyle değildi. Hayatımda ilk kez lise dönemimde kuzenim AP'li biriyle evlendi, bu beni çok şaşırtmıştı. Tercüman okuyanların da normal insanlar olabileceğini o zaman gördüm! Sonra üniversitedeki insanlar, çok sonra da İslamcı diye adlandırılanlarla karşılaşmam benim için motive edici oldu.
Siz başka hayatların haklarını çok yüksek sesle savunuyorsunuz; başörtüsü meselesinde de...
Çok uzun zamandır yazı yazıyorum ve hep bu işlerle uğraşıyordum. Ama başörtüsü, İslam'la ilgili diğer konular, demokrasinin bu ayağındaki sorular, laiklik etrafındaki sorunları bile Radikal'de dile getiren insan Beyaz Türk!
Evet, mesela Nişantaşı'nda oturuyorsunuz...
O çok büyük bir defo gibi görünüyor olabilir.
Peki çok mu abarttınız bu Beyaz Türk düşmanlığını?
Beyaz Türkler'in abartılı politik ifadelerinden çok rahatsız oldum. Çok arkadaşım "Herhalde sen her gün bunlarla karşı karşıyasın ki bu kadar direkt olarak kafanda," diyor. Olabilir yani, insan çok içinde olduğu şeylere karşı olabiliyor.
Sahi düşman mısınız?
Düşmanlık değil de, bunun her şeyin önünü kaplaması ve bir sosyal duyarsızlığa dönüşmesi benim derdim. Yoksa hayat tarzlarıyla tek tek ne derdiniz olabilir ki?